<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>
<rss version="2.0">
	<channel>
		<title>Referans - Türkiye&apos;nin iş gazetesi</title>
		<link>http://www.referansgazetesi.com/</link>
		<description>Referans Slogan</description>
		<pubdate>01.08.2010 02:23:38</pubdate>
		<lastbuilddate>01.08.2010 02:23:38</lastbuilddate>
		<item>
			<title><![CDATA[Yuri Lujkov neden bu kez gidici gibi duruyor]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=142492</link>
			<description><![CDATA[
			Yuri Lujkov Moskova'nın hem valisi hem de belediye başkanı. Tam on sekiz yıldır Moskova bölgesini canının istediği gibi yönetiyor. Şimdiye kadar üç cumhurbaşkanı, on tane başbakan, altı adet parlamento seçimi, Çeçen savaşı ve bir de kocaman finansal kriz görmüş. Ama bakın bu kez Medvedev onu atamaz diyor konuşanların çoğu. Alametleri tek tek sıralıyorlar, "Başkan bu kez neden gidicidir" diye. Ama belli mi olur? On sekiz yıl Moskova'yı idare etmek kolay mı? Bizim buralarda da kolayca bulabileceğiniz bir hikaye aslında Yuri Lujkov'un serüveni. Bu coğrafyada Türkiye'de bir gariplik olmadığına karine olarak dinlemekte fayda var. Hem de Sovyetler Birliği dağıldığından beri oralarda neler oluyor bir bakmak da faydalı. Bir süre önce "O, Stalin boyalı otobüsün Saint Petersburg sokaklarında işi nedir?" diye yazmıştım ya. İşte o dönemde "Moskova'ya on adet Stalin posteri asacağım" diye tutturan Lujkov'tu. Bu arada kendisi Stalin'in yıktırdığı kiliseyi de yaptıran kişiydi. Alem adam yani bu Lujko... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>31.07.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkiye'nin ihracatı neden hâlâ çukurdan çıkamadı]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=142415</link>
			<description><![CDATA[
			Aşağıdaki grafiği gördünüz mü? Grafik, dünyadaki toplam ticaret ile Türkiye'nin toplam ihracatının seyrini bir güzel gösteriyor. Görünen şudur: Dünya, ihracat açısından bakıldığında, 2010 yılının ilk çeyreği sonunda içine düştüğü çukurdan çıkmış gibi görünmektedir. Ama bakın Türkiye çukurun içinde kalmıştır. Neden böyledir ve de ne yapmak gerekir? "Allah Allah, bu nedir" diye meraklananları aşağıya bekleriz efendim.Gelin tespitlere hemen başlayalım isterseniz. "Türkiye neden çukurda kalmıştır?" Bunu bir süre önce yazdığımı hatırlıyorum. Hatta Türkiye'yi, Meksika ile karşılaştırmanın mümkün olabileceğini söylemiştim. Öyle ya, biri Avrupa Birliği (AB) pazarına yakındı, öteki ise Amerika Birleşik Devletleri (ABD) pazarına. Türkiye'nin AB pazarına yakınlığı ve AB pazarının yaygınlaşan Yunan krizi nedeniyle ille de yavaş toparlanacak olması Türkiye'nin ihracatının yukarıdaki grafikte &lsquo;yan yan' gitmesine neden olmaktadır. Grafik bu konuda herhalde açıktır. Dünya, ortalama olarak bakıld... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>29.07.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Siz bu aralar TÜİK'ten memnun musunuz?]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=142345</link>
			<description><![CDATA[
			Türkiye üzerine analiz yapmak isteyen birinin Türkiye İstatistik Kurumu'nu (TÜİK) bilmemesi düşünülemez. Veri ihtiyacınız varsa veri deposu orasıdır. TÜİK'in eski adı Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) idi. Sonra bu, Avrupa Birliği (AB) sürecinde "Canım, öyle istatistik toplama işini devlet yapamaz, ortada göreli özerkliği olan bir kurum gerekir" dendiği için AB işinin daha sürünmediği günlerde DİE oldu TÜİK. DİE, TÜİK olunca iş hallolmuş sayıldı. Bu TÜİK, DİE olduğu zaman da böyleydi. Pek sevilmezdi. Ben bu aralar TÜİK'ten memnun değilim. Verilerle bu kadar da oynanmaz ki, her gün bir varsayım yerinden kayıyor, bir katsayı değişiveriyor. Tamam, her şeyin bir açıklaması var ama kafanız karışıyor, uzun vadeli analiz yapamıyorsunuz. Gelin bugün size işgücü istatistikleri konusuna bakınca neden canım sıkılıyor onu anlatıvereyim. Anlatayım ki, içimde kalmasın.Hiç TÜİK'in web sitesinde &lsquo;İşgücü İstatistikleri' ikonuna tıkladınız mı? Tıklayınca işte o canımı sıkan açıklama çıkıyor. İlk g... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>27.07.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[BP tıpayı taktı ama Nijer deltası yine buram buram petrol kokuyor]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=142273</link>
			<description><![CDATA[
			Üstelik bu gidişle daha da çok kokacak gibi duruyor. Petrol sızıntısı, Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) olursa kul yapısı felaket, Nijerya'da olursa Allah'ın işi bir doğal hadise midir? British Petroleum (BP), sızıntının olduğu deliğe 87 gün sonra tıpayı takabilmiş gibi duruyor. Peki, Nijer deltasında tam 2000 kuyunun sürekli petrol sızdırdıkları için &lsquo;temel sızıntı kaynağı' olarak anılmaları ne anlama gelmektedir? Oradaki çevre ise buradaki bir başka Allah'ın işi midir? Gelin bugün bir Nijerya'ya, Nijerya vasıtasıyla da "2050 yılında böyle giderse dünya nasıl olur" kataloğuna yeni bir bölüm hazırlamaya başlayalım. Hadi bakalım.Nijerya, Afrika'nın batısında, Gine Körfezi'nde, Türkiye'den az büyük yüzölçümüne sahip bir ülke. Nüfusu ise Türkiye'nin iki katı kadar neredeyse. Tam 155 milyon kişi yaşıyor, yaklaşık 900 bin kilometrekarenin içinde. Yani bize göre kalabalık. Nijerya'nın bir farkı da petrol üreten bir ülke olması. 1975 yılından beri petrol çıkartılıyor burada ve ihra... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>24.07.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Göçmen politikası olmayan, bölgesel güç olur mu]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=142178</link>
			<description><![CDATA[
			Geçenlerde Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkanı "Çok üniversiteler kurduk, ortaya bir öğretim elemanı ihtiyacı çıktı. Şimdi bunu karşılamak için dışarıdan yabancı öğretim elemanı getirilmesini kolaylaştıracak bir yol arıyoruz. Üstelik onları üniversite dışında da çalışmakta serbest bırakacağız" dedi. Sizi bilmem ama ben bu açıklamayı şaşırtıcı derecede yerinde ve de akıllıca buldum. YÖK'ten bu tür açıklamalara alışkın olmadığım için son derece şaşırdım elbette. Ama bana kalırsa, YÖK Başkanı bu kez son derece faydalı bir tartışmayı başlattı. Gelin bakın bu açıklama neden son derece yerinde ve akıllıcadır. Açılmış olan yolda biraz dolaşmak isteyenleri aşağıya bekleriz, efendim. İlk turumuz başlamaktadır.Şimdi YÖK Başkanı çıkıp yukarıdaki gibi bir açıklama yapınca ne düşünürsünüz? Birincisi, "Kardeşim, sen o üniversiteleri nasıl işleteceğini önceden düşünmeden niye lisans dağıtıyorsun?" diyebilirsiniz. Klasik tepkimiz budur. Öyle ya, üniversite açma lisanslarını veren YÖK. Bu arada o ünive... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>22.07.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dubai'de klimasız otobüs nasıl gider]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=142016</link>
			<description><![CDATA[
			Serbest çağrışımlı hiçbir şey üzerine bir başka yazıya hazır mısınız? Buyurun bugün açılış konumuz Dubai'dir. Yazının nereye bağlanacağı ise başından kesinlikle belli değildir. Türkiye'nin manalı gündeminden sıkılanları bekleriz efendim.Geçenlerde Dubai'den kafamda, bir klimasız otobüs imgesi kaldı. Dubai'yi Dubai yapan göçmen işçilerin çalışma koşulları üzerineydi muhabbet galiba. Sonra biri ansızın "Sabahları işe klimasız bir otobüsle gidiyorlar" dedi. Bakın bu son geziden benim aklımda bu kaldı. Dubai'de klimasız otobüsle seyahatin nasıl bir şey olduğunu düşünebiliyor musunuz? Hava sıcaklığının 40 santigratın üzerinde olduğu bir coğrafyada, değil klimasız otobüsle seyahat, bir yerden bir yere yürümeye kalkmak bile işkence gibi. Yazları sıcaklık bu 40 derecenin etrafında oynuyor. Ben en son Medinet Jumeirah Alışveriş Merkezi'nde yapay su kıyısında iki adım atayım dedim de nasıl olduğunu bir kere daha hatırladım. Dubai işte böyle bir yer, etraftaki her yer yapay. Hiçbiri buranın kendi... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>17.07.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Politika belirsizliği toparlanma süreci için kötüdür]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=141856</link>
			<description><![CDATA[
			Politika belirsizliği (policy uncertainty) olması için ille de siyasi belirsizlik (political uncertainty) olması gerekmez. Siyasi belirsizlik kimin hükümet edeceğinin tam olarak belli olmaması demektir. Politika belirsizliği ise kimin hükümet edeceği belli olsa bile, hükümetin nasıl bir politika izleyeceğinin bir türlü belli olmaması demektir. Ya da hükümet politikasının sürekli bir öngörülemez değişim içinde olmasıdır. (Bu bir yerden tanıdık geliyor mu?) Ben içinde bulunduğumuz ortamda, etraftaki yoğun politika belirsizliği atmosferinin iktisadi toparlanma sürecini giderek zorlaştırmakta olduğunu düşünmeye başladım. Geçenlerde General Electric firmasının yöneticisi Jeffrey Immelt'in Amerikan hükümetinden şik&acirc;yetlerini de dinleyince, bari neler düşündüğümü bir kenara not edeyim dedim. "Hiç öyle şey olur mu? Seçilmiş hükümetin politika belirsizliği mi olurmuş?" demeyin. Gelin bakın bir dinleyin. Merak edenleri aşağıya bekleriz efendim.Şimdi şöyle bir etrafınıza bakın, lütfen. Avru... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>13.07.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Haiti'ye yardımda birinciliği <br> Hugo Chavez aldı]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=141790</link>
			<description><![CDATA[
			<img src='http://www.referansgazetesi.com/includes/aspx/page/resim.aspx?hbr=141790&amp;w=292&amp;h=142' alt='Haitiye yardımda birinciliği <br> Hugo Chavez aldı' title='Haitiye yardımda birinciliği <br> Hugo Chavez aldı' />Haiti, bu yılın Ocak ayındaki depremle birlikte dünya gündemine yerleşti. Haiti'ye yardımda birinciliği ise Venezuela aldı. Venezuela Cumhurbaşkanı'na her şeyi diyebilirsiniz ama herhalde sözünün eri olmadığını iddia edemezsiniz artık. GÜVEN SAK'IN YAZISI 
			]]>
			</description>
			<pubDate>10.07.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkiye'nin ruh ikizi Meksika'dır]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=141710</link>
			<description><![CDATA[
			<img src='http://www.referansgazetesi.com/includes/aspx/page/resim.aspx?hbr=141710&amp;w=292&amp;h=142' alt='Türkiyenin ruh ikizi Meksikadır' title='Türkiyenin ruh ikizi Meksikadır' />Hiç son günlerde Meksika ekonomisine baktınız mı? Geçenlerde ABD'nin başkenti Washington, D.C'de düzenlenen bir toplantıda adı sıkça geçince ben merak edip bakmaya başladım. Bundan sonrası için, "G20'de ne yapalım?" diye merak edenlerin Meksika ile istişare mekanizmalarını geliştirmelerinde fayda vardır. 
			]]>
			</description>
			<pubDate>08.07.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İran konusunda Türkiye neden <br> ofsayta düştü]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=141611</link>
			<description><![CDATA[
			<img src='http://www.referansgazetesi.com/includes/aspx/page/resim.aspx?hbr=141611&amp;w=292&amp;h=142' alt='İran konusunda Türkiye neden <br> ofsayta düştü' title='İran konusunda Türkiye neden <br> ofsayta düştü' />Aslında fikir Türkiye'ye ya da Brezilya'ya ait değildi. Fikir, Atom Enerjisi Komisyonu başkanlığını yürütmekte olan Mısırlı Baradey'e aitti. Baradey bugünlerde Mısır devlet başkanlığı seçimleri için ülkesinde gündemde. Bu arada eski görevini de bıraktı. GÜVEN SAK'IN YAZISI 
			]]>
			</description>
			<pubDate>06.07.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Elektrikte fiyat indiriminden neden vazgeçildi]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=141547</link>
			<description><![CDATA[
			Geçen hafta pek eğlenceliydi. Elektrik fiyatları önce bir indirildi. Sonra ertesi gün fiyat indirimi geri çekildi. Sonra da elektrik fiyatları zamlandı. Enerji Bakanımız, "Sanırım süreç ihmal edildi" dedi, gazetelere göre. Sizce ne oldu? Siz de hemen "Bu ne laubalilik" mi dediniz? Doğrusu ya ben önce öyle dedim. Ama sonra merak edip bir baktım. Şimdi öyle düşünmüyorum. Gelin bakın nasıl düşünüyorum? Merak edenleri aşağıya beklerim efendim.Önce aklımdakini hemen bir söyleyeyim: Elektrikte fiyat indiriminin geri çekilmesi hayırlı bir gelişmedir. Bu yıl, Allah'ın izniyle başlayacağımız, nasıl uygulanacağını bilmediğimiz bir biçimde başlayacağımız kurallı Maliye politikası süreci için hayırlı bir haberdir. Evet, bu şerden doğan bir hayır olmuştur. Başlangıçta bir hata yapılmış, sonra o hata hemen düzeltilmiştir. Ama sonuçta hayırlı olmuştur. Seçime doğru yol almakta olan bir hükümetin, önce bir indirim yapıp sonra da fiyat artırımına gitmesi, mesela benim aklımda &lsquo;dümende biri var' f... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>03.07.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Genelkurmay başkanı neden kamu borcuna dikkat çekti]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=141382</link>
			<description><![CDATA[
			Yok canım, bizimki değil. Bizim buralarda şimdilerde genelkurmay başkanlarının kendi uzmanlık alanlarında aldıkları kararlar bile medyada "Canım olur mu şimdi bu?" tadında ele alınıyor. Ama benim derdim askerlikle ilgili değil. Bu yazının konusu Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen'dır. Ve üzerinde daha geçen hafta konuştuğu konu ise ABD borç stokunun büyüklüğü meselesidir. Şimdiki projeksiyonlara göre ABD borç stoku, 2015 yılında yaklaşık iki katına çıkarak ABD milli gelirinin yüzde 75'i olacaktır. Amiral Mullen, bu çerçevede, ABD kamu maliyesinin bir ulusal güvenlik riski oluşturduğunu söylüyordu geçenlerde. Ama zaten bunu daha önce şubat ayı gibi Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da söylemişti. Aslında konuştukları konu, Başkan Obama'nın yeni açıkladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi dokümanı ile de bağlantılı bilenlere göre. Mullen'ın açıklaması, kamu maliyesine bir ulusal güvenlik tehdidi olarak bakmak gerektiğine ilişkin bir genel görüşü yansıtıyor ... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>29.06.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Haram sevap oldu sevap haramdır]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=141318</link>
			<description><![CDATA[
			N&acirc;zım Hikmet'in &lsquo;Kıyamet Sureleri'ni hatırlıyor musunuz? Hani şu "Çok alametler belirdi, vakit tamamdır/Haram sevap oldu, sevap haramdır/&hellip;/Alametler belirdi, kıyamet alametleridir" diyen o güzelim şiiri? Şimdilerde iktisadi sistemimiz benzer bir sürecin içinden geçiyor. Bunu fark edememenin ben önemli bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Krizin başında değişeni anlamakta gecikmiştik. Bedeli ağır oldu. Şimdi değişeni takip edemezsek yine sanki yazık olacak gibi geliyor bana. İşte bakın o yüzden bunu yazıyorum. Kanada'daki G20 toplantısına doğru giderken yerkürenin farklı yerlerinden farklı farklı mesajlar geliyor. Çin'den gelen haber bizim buralarda pek ilgiyle karşılandı. Halbuki o daha çok Batılıları ilgilendiriyordu. Biz acaba dünyayı hep Batı medyasının gözünden mi izliyoruz? Arada pek meraklanıyorum. Bana sanki öyle geliyor. Hemen onların meseleleri ile hemhal oluveriyoruz. Halbuki bizim derdimiz ille de aynı olacak değil ya? Hemen "Bak yine eksen kayması" demeyin ... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>26.06.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yunanistan, AB'nin hazımsızlık probleminin simgesidir]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=141224</link>
			<description><![CDATA[
			Avrupa'nın problemi h&acirc;l&acirc; devam ediyor. Devam ettikçe de nitelik değiştiriyor. Evvelki gün konu BNP Paribas ile alakalıydı. Kredi değerliliği notu aşağı gidince herkesin yüreği hopladı. Böylece Avrupa'da artık konunun esasına gelmiş gibi duruyoruz: Committee of European Banking Supervisors (CEBS), yani Avrupa Bankacılık Düzenleme ve Denetim Kurulları Komitesi, yani Avrupa'nın BDDK'sı bir nevi, 25 adet bankanın stresini ölçüp yayımlayacakmış. Bunu en son Ekim 2009'da yapmış, şimdi yine yapacakmış. İspanya, kendi bankaları için benzer bir testi yayımlayacağını zaten açıklamıştı. Şimdi bekleyin CEBS'nin "Avrupa'nın banka bilançoları ne kadar yük altında" çalışmasının yalnızca 25 bankayı değil herkesi kapsamasını. Wolfgang Münchau, bu hafta tam da bunu yazıyordu Financial Times'ta. Neden böyle? Gayet basit bir nedenle: Avrupa'nın problemi, esasen Avrupa'nın bankalarıdır. Öyle anlaşılıyor ki kamu borç stoku problemi, Yunanistan meselesi, buzdağının yalnızca görünen bölümüdür. Ası... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>24.06.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bu kazadan sonra petrol fiyatlarına ne olur?]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=141139</link>
			<description><![CDATA[
			<img src='http://www.referansgazetesi.com/includes/aspx/page/resim.aspx?hbr=141139&amp;w=292&amp;h=142' alt='Bu kazadan sonra petrol fiyatlarına ne olur?' title='Bu kazadan sonra petrol fiyatlarına ne olur?' />Biz burada bir taraftan kendi dertlerimizle kavrulurken öte yandan kendi derdimizin ABD'nin de en birinci meselesi olduğunu düşünüyor olabiliriz. Hayal kurmayalım lütfen. Bu günlerde ABD'nin en birinci meselesi, Meksika Körfezi'ndeki derin deniz kuyusundan sızan petrol meselesidir. Hadise yaklaşık 2 aydır devam etmektedir. Bu günlerde Beyaz Saray yalnızca bu meseleyle ilgileniyor. Şimdi diyeceksiniz ki "Bize ne? Çevre felaketi kötüdür ama hadise bizi doğrudan ilgilendirmez". Size öyle geliyor. Ben önce "Canım işte, İstanbul depremi ile Erzincan depremi arasındaki fark herhalde. &lsquo;Dil, ağrıyan dişe gider' misali medya da zararı başına gelince yazar" diye düşünmüştüm. Ama kazın ayağı öyle değilmiş. Beyaz Saray'ın hadise ile bu kadar yakından ilgileniyor olması, ortadaki kamuoyu tepkisinin şiddeti ve de derin deniz rezervlerinin, petrol fiyatları açısından artan önemi nedeniyle hadise aslında hepimizi yakından ilgilendiriyor. Petrol fiyatlarının artık eskisi gibi olamayacağının farkı... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>22.06.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tek ülkede kemer sıkmak ile her yerde kemer sıkmak aynı mıdır]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=140903</link>
			<description><![CDATA[
			<img src='http://www.referansgazetesi.com/includes/aspx/page/resim.aspx?hbr=140903&amp;w=292&amp;h=142' alt='Tek ülkede kemer sıkmak ile her yerde kemer sıkmak aynı mıdır' title='Tek ülkede kemer sıkmak ile her yerde kemer sıkmak aynı mıdır' />Bugünlerde uluslararası iktisat camiasında ciddi bir tartışma var. Bir yanda "kemerleri sıkalım, abiler" yaklaşımında olanlar. Öte yanda ise, "herkes kemerleri sıkarsa, büyüme nice olur, bu borç stokları nasıl görünür?" diye fena halde meraklananlar. GÜVEN SAK'IN YAZISI 
			]]>
			</description>
			<pubDate>15.06.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[187 numaralı otobüs nasıl Stalin'e boyandı?]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=140814</link>
			<description><![CDATA[
			Aynı bizim buralarda olduğu gibi Rusya'da da şehiriçi ulaşımda kullanılan otobüslerin üzerine kocaman reklam panoları yerleştiriliyor. Eski Leningrad şimdilerin Saint Petersburg kenti sakinleri de otobüs üzeri reklam resimlerine alışkın. Ama herhalde kimse üzerinde Joseph Stalin resmi olanını görmemişti. Buyurun bakalım şimdi gördüler. İlk kez Mayıs 2010'da gördüler. Gerçi ilk günün akşamı biri ya da birileri Stalin'in resmini beyaza boyayıp kapattı ama ertesi gün 187 numaralı otobüs yine üzerinde Joseph Stalin reklamı ile seferdeydi. Ben işte ondan sonra merak ettim. Bu bazı yerlerde mi böyleydi? Yoksa çok daha genel bir eğilim mi söz konusuydu? Ortadaki veriler pek garipti: Yalnızca Saint Petersburg'ta değil, Moskova'da da. Yalnızca Rusya'da değil, Ukrayna'da, Yakutistan'da da. Yalnızca eski Sovyet coğrafyasında değil, ABD'nin Virginia eyaletinin Bedford kentinde de Stalin revaçtaydı. Ne olmuştu? Heykeli dikilecek adamlar listesinde sıra Stalin'e nasıl gelmişti? Kim bu heykelleri dik... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>12.06.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Peki, bu euronun hali nice olur]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=140744</link>
			<description><![CDATA[
			Avrupalılarla Amerikalılar arasındaki fark nedir? Öyle insani farklardan bahsetmiyorum. Herhangi bir işi konuşmak için bir toplantıya katıldığınızı düşünün. Avrupalılarla yapılan toplantı ile Amerikalılarla yapılan toplantı arasında ne fark vardır? Ben, kendi hesabıma, öyle derin bir tecrübeye filan sahip olduğumu zannetmiyorum. Ama bakın bu soruya bir cevabım var: Ben Amerikalılarla yapılan her toplantıdan cevabını aradığım soruya somut bir cevap alarak ayrılmışımdır. Kıtadan birileriyle toplantıdan ayrılırken ise hep karışık duygular içinde olmuşumdur. Hem bir cevap almış hem de alamamış gibi iki arada bir derede bir havada kalmışımdır. Birinde açık konuşulurken diğerinde hep konuşulmamıştır. Avrupalılarla sohbet kafamı aydınlatacağına hep daha da karıştırmıştır. Neden bilmem aklımda kalan hep karışık bir haldir.Şimdi Avrupa Birliği'nin içinde bulunduğu iktisadi krizi nasıl yönettiğine bakınca da benzer bir duygu içindeyim. Krize müdahale ediyorlar mı, etmiyorlar mı, doğrusu ya, ben ... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>10.06.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tempolu büyüme için yeni-normali anlamak]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=140664</link>
			<description><![CDATA[
			Finansal piyasalarda sinirler gergin. Delil isteyen geçen haftaya bakabilir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) istihdam verileri, toparlanmanın göründüğü kadar dahi güçlü olmadığını gösterdi. Macaristan'ın yeni hükümeti, seçim vaatlerini niye tutamayacağını anlatırken "enkaz devraldık" diyeceğine "Yunanistan gibi olabiliriz" deyince herkes kurulmuş zemberek gibi havaya sıçrayıverdi. G20 toplantısında halen yeni-normalin ne olduğu konusunda bir fikir birliği olmadığı bir kez daha teyit edilmiş oldu. O da üzücü elbette. &lsquo;Yeni-normal'in eskinin normali gibi olmayacağı konusunda geniş bir fikir birliği h&acirc;l&acirc; kurulamadı. Teşhis konusunda bir birlik olmayınca tedavi konusunda da bir fikir birliği olmuyor. Piyasalar, düşman arazisinde operasyona çıkmış gerilla birliğinin ruh halinde. Peki ama neden böyle? "Mesele nedir?" diye hiç düşündünüz mü? Gelin birlikte bir düşünelim.Dün ortada bir fikir birliği vardı. Kürenin her köşesi alışılmadık bir tehdit altındaydı. Alışılmadık bi... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>08.06.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Starbucks, Yasak Şehir'den nasıl kovuldu]]></title>
			<link>http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=140583</link>
			<description><![CDATA[
			Bendeniz bugünlerde yine memleketin gündeminden sıkıldım. Kafasını dinlemek isteyen başkaları da varsa, sizi şöyle bir kenara alayım, lütfen. Bugün size şöyle Seinfeld tadında, hiçbir şey üzerine bir yazı yazabilir miyim? Gelin bir deneyelim. Çin'in başkenti Beijing'deki Yasak Şehir'de (Forbidden City) vaktiyle bir Starbucks kahvecisi olduğunu biliyor muydunuz? Ben bilmiyordum. Önce 2000 yılında açılmış ve sonra 2007 yılında kapanmış. Hem de neden kapanmış? Bir internet blog'unda başlatılan "Tarihimizi kirletiyorlar" kampanyası ile birlikte, birden büyüyen bir kamuoyu tepkisi nedeniyle Yasak Şehir Starbucks şubesi kapanmak zorunda kalmış. Nerede? İnternetin bile sıkı baskı altında tutulduğu, daha geçenlerde &lsquo;Google' şirketinin ülkeyi terk etme kararı aldığı Çin'de, internet blog'ları etkin olabiliyormuş. Kamuoyu baskısı şirkete şube kapattırabiliyormuş. Sizi bilmem ama bana ilginç geldi. Bakın, &lsquo;Yasak Şehir Starbucks hadisesi' benim aklıma neler getirdi? Memleketin sıkıcı g... 
			]]>
			</description>
			<pubDate>05.06.2010 02:00:00</pubDate>
		</item>
	</channel>
</rss>