SeyfettinGürsel |
ŞevketSürek |
NurDemirok |
HalitÇelikbudak |
BuminDoğrusöz |
BarçınYinanç |
NoyanDoğan |
AlexAkimoğlu |
'İki Dil Bir Bavul' için nişan takılarını bile bozdurduk
24.10.2009 | Şenay Aydemir | Analiz
Türkçe bilmeyen Kürt çocuklarına eğitim vermeye çalışan bir öğretmenin yaşadıklarını anlatan 'İki Dil Bir Bavul' filmi, gittiği her festivalden ödülle dönüyor. Filmin iki yönetmeninden birisi olan Orhan Eskiköy, filmi borç parayla çektiklerini anlattı.Bu yılın sürpriz filmi "İki Dil Bir Bavul" oldu. Adana ve Antalya'dan ödülle dönen, son olarak Dubai'de "En İyi Ortadoğu Filmi" seçilen "İki Dil Bir Bavul", mesleğinin ilk yılında olan bir öğretmenin, Türkçe bilmeyen çocuklara eğitim verme çabalarını anlatıyor. Film bunu yaparken, seyirciyi bağımsız bir gözmüş gibi sınıfın içine sokuyor ve yaşananlara müdahale etmeden, öğretmenle öğrenciler arasındaki ilişkiyi gözlemleme fırsatı sunuyor. Böylece, okulun kapısından girdikleri ana kadar yalnızca Kürtçe konuşan çocukların, Türkçe eğitime tabi tutuldukları, hem öğretenin hem de öğrenenin zorlu bir sınavdan geçtiği trajik ama bir o kadar da eğlenceli bir hikâye karşılıyor seyirciyi.Filmi Özgür Doğan ile birlikte yöneten Orhan Eskiköy, filmin beğenilmesinin kendilerini mutlu ettiğini ancak ödül kazansın düşüncesiyle hareket etmediklerini aktarıyor. "Bizim film yapma gerekçemiz, yaşadığımız ülkede yolunda gitmeyen şeylerden duyduğumuz rahatsızlıklar aslında" diye konuşan Eskiköy, filmi çekmeye karar verdiklerinde hiç kaynaklarının olmadığı bilgisini veriyor."2003 yılında projeyi ortaya çıkardığımızda, para aramaya başlamıştık. Ama bulamadığımız için 2007 yılına kadar bekledik. Sonra baktık ki ne yaparsak yapalım para bulamıyoruz, aslında kendi ölçeğimizde büyük riskler alarak filme başlamaya karar verdik" diyen Eskiköy, borç para bulduklarını, kendisinin işinden ayrıldığını aktarıyor. En ilginci ise diğer yönetmen Özgür Doğan'ın ağabeyinin nişanında verilen takıların da bu filme kaynak oluşu. Toplamda 43 bin euroluk bir kaynak yaratılmış ve "İki Dil Bir Bavul" tamamlanmış.Kürt sorunu o sınıftaFilm, "Kürt açılımı" tartışmaları arasında ister istemez bu yönüyle de gündeme geliyor. "Açılım" sözünün kavramsal olarak kendisini rahatsız ettiğini aktaran Eskiköy, "Bir devletin kendi vatandaşları arasında ayrımcılık yapmış olduğunu kabul edip özür dileyerek işe başlamak yerine, şimdi onlara bir ayrıcalık tanıyacağız demesi demokrasi kültürü açısında çok incitici" diye konuşuyor. Eskiköy "Biz Kürt sorununun o sınıfta başladığını düşünüyoruz. Eğer Kürt sorunu çözülecekse temel hakların tanınması bir zorunluluktur. Filmin Kürt sorununun ne anlama geldiğinin anlaşılmasına bir katkı koymasını umut ediyoruz. Türklere ve Kürtlere bir ayna tutmaya çalıştık aslında" sözleriyle filmin yaşanan süreçteki işlevine de dikkat çekiyor."Kürt sineması"nın varlığından söz edilip edilemeyeceği konusunda ise yaptıkları sinemayı bir kimlik altında tanımlamanın mümkün olmadığını söyleyen Eskiköy, "Biz iki yönetmen olarak filme imza attık. Biri Türk, diğeri Kürt. Dolayısıyla kendi sinemamızı bir kimlik altında tanımlamamız mümkün değil. Ancak kendini böyle tanımlayanlar varsa da saygı duymak gerekir" diyor.Masraflar çıksın yeterFilm cuma günü gösterime girdi. Eskiköy'ün gişe beklentisi, filmin masraflarını çıkartabilmesi ve bir sonraki filmi yapmak için destek olabilecek bir rakamın oluşması. Eskiköy yine de kendileri için en önemli şeyin filmin duygusunun seyirciye geçmesi ve o sınıftaki çocukların masumiyetinin anlaşılması olduğunu ifade ederek, "Öğretmenlerin ne kadar büyük bir yanlışa itildiğinin görülmesi ve eğitim sisteminin sorgulanması için de gerekli çağrıların yapılabilmesini bekliyoruz. Tüm bunlar çok fazla görülebilir. Ama sinemanın bunu yapmaya gücünün olduğunu düşünüyoruz" diyor.Eskiköy, Özgür Doğan ile birlikte çalışmaya devam edeceklerini, yeni bir proje üzerinde çalıştıklarını aktarıyor. Yeni projenin adı ise "Babamım Sesi". Bu gerçek hikâyede, Kahramanmaraş olaylarından sonra yurtdışına gitmek zorunda kalan bir babanın ailesiyle ses mektupları üzerinden kurduğu ilişkiyi anlatacaklar.Hıncal Uluç festival yapacak film bulamazSabah yazarı Hıncal Uluç, Altın Portakal Film Festivali'nin ödül gecesindeki organizasyon eksikliklerini bahane ederek sinemacılara saldırmaya devam ediyor. Uluç, cuma günkü yazısında da kendisini eleştirenlere cevap verme bahanesiyle festivale ve sinemacılara yüklenmeyi sürdürdü. Festival organizasyonuna ve ödül alan yönetmenlere istediğini söylemekte özgürdür ama yazısındaki önerilerinin iler tutar bir yanı yok. Mesela, Altın Portakal'da yarışan filmleri halkın görmediğini söylüyor ki; bu, doğru değil. Filmlerin bir kısmı daha önce vizyona girmişti. Uluç, Türkiye'de hangi festival organizasyonunu eleştirecek olsa Cannes'ı örnek gösteriyor. O zaman küçük bir hatırlatma yapalım. Cannes'da bırakın vizyona girmeyi, başka bir festivalde yarışan filmler dahi kabul edilmez. Uluç'un öve öve bitiremediği smokin giymiş yönetmenler, yalnızca festival konukları ve jürinin gördüğü filmler için ödül alırlar.Uluç'un akla zarar bir önerisi de var. "Asgari 100 bin kişi tarafından izlenmeyen filmler Antalya'da yarışmasın" diyor. O zaman işi zor çünkü yarışacak film bulamaz. 2009 yılında gösterilen 50'ye yakın filmden sadece 13'ü bu barajı aşabildi. Yani festival organizatörleri, Uluç'un aklına uysa bütün festivalleri aynı filmler dolaşıp duracak. Uluç aynı zamanda elma ile armudu da karıştırıyor. Oscar ile Cannes aynı değil. Cannes bir festival ve filmler orada ilk kez seyirci karşısına çıkar. Oscar ise bütün bir yılın filmlerinin doğal aday olduğu bir ödül töreni. Altın Portakal da bir festival olduğuna göre filmlerin ilk kez orada seyirciyle buluşmasında garip bir durum yok. Üstelik bu durum festivallerin prestijlerini artırır.
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.