Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->
Barçın Yinanç
Yazara Mail Gönderin
Rss Göster

Barçın Yinanç

Türkiye'nin en büyük destekçisi Avrupa iş dünyası

13.06.2008 | Barçın Yinanç | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült
Kariyerinin büyük bir bölümünü Avrupa Birliği konularına vakfeden, son olarak Paris Büyükelçiliği görevinden emekliye ayrılan Uluç Özülker'in "Avrupa Birliği'ne almazsanız, Türkiye, İran, Suriye gibi başa bela ülke" olur şeklinde yanılmıyorsam yaklaşık bir on yıl önce sarf ettiği sözler açıkçası büyük tepki görmüş ve geri tepmişti. O günden bu yana Türkiye'nin alınmamasının yaratacağı baş ağrıları yerine, girmesinin AB'ye yararlarının anlatılması konusunda pek mesafe kat ettiğimiz söylenemez.
Türk ve İtalyan sivil toplum kuruluşlarının kısa bir süre önce ortaklaşa başlattığı girişimin temel hareket noktası da bu. Zira, "Türkiye'yi konuşmak" adı altında yapılan fikir egzersizine katılanların derdi, elitler arası sonu gelmeyen konuşmalar yapmak değil, Türkiye'yi "anlatmak." Daha doğrusu Türkiye'yi daha iyi nasıl anlatırız sorusunun yanıtını bulmak.
Türkiye'yi anlatmanın yolu her şeyden önce, hedef kitleyi tanımak, onların Türkiye konusundaki bakışlarını, hassasiyetlerini anlamaktan geçiyor. Paralleli, Istituto Affari Internazionali ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı işe 27 ülkeden 8'ini belirleyip, her birindeki değişik çıkar gruplarının Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki görüşlerini analiz etmekten başladı. Bu analizler doğrultusunda daha etkin bir iletişim stratejisinin sonbaharda ortaya çıkarılması hedefleniyor.
 
Herkesin sloganı ayrı
Çalışma başlangıç aşamasında olsa da şimdiden bize bazı konularda ışık tutacak olgunluğa ulaşmış durumda. Her şeyden önce farklı ülke analizleri, Turizm Bakanlığı'nın her sene yaptığı gibi bir tema belirleyip, onun üzerinden tanıtım filmleri çekip tüm Avrupa'ya servis etmenin çok ötesinde bir iletişim stratejisine gerek olduğunu ortaya koyuyor. Zira her ne kadar kamuoyu, AB'yi yeknesak bir oluşum olarak algılasa da üye ülkeler arasında öylesine farklılıklar var ki, bir ülkede iyi yankı bulan bir mesajın, başka bir ülkede ters tepmesi söz konusu.
Dolayısıyla her bir ülkede, "ne satar ne satmaz, hangi slogan tutar, hangi mesaj ters teper" şeklinde ayrıntılı analize dayalı iletişim stratejileri oluşturmak gerekiyor. Tabii itiraf etmek gerekir ki, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, German Marshall Fund ve Açık Toplum Enstitüsü'nün desteklediği bu girişim oldukça zor bir misyona soyunmuş durumda. Zira her bir ülke için nasıl bir strateji izlenmesi gerektiği konusunda uzlaşmak biraz zor olabilir. Hangisinde Türkiye tartışması canlı tutulmalı, hangisinde, ortalığın biraz yatışmasını beklemek için, konu biraz dinlenmeye bırakılmalı. İslam korkusu, terör endişesi ve göçmen sorunundan beslenen Türkiye aleyhindeki görüşlere karşı Türkiye'nin laik yapısı mı ön planda tutulmalı, tersine ılımlı İslam modeli tezi mi vurgulanmalı. Bunları belirlemek kolay olmayacak.
Ancak bu çalışmanın önemli veriler sunacağı kesin.
Örneğin 8 ülke (İngiltere, Almanya, Avusturya, Fransa, İtalya, Danimarka, Polonya, Yunanistan) analizi Türkiye'nin üyeliğine olumlu bakış konusunda, siyasilerle halk arasındaki makasın iyice açıldığını gösteriyor. Tersine, Türkiye'ye olumsuz bakış konusunda siyasi elitle halk arasındaki makas kapanmaya başlıyor. Eskiden Türkiye konusunda belirleyici olan hükümetlerdi. Halkın ilgisizliği ya da olumsuz görüşünün hükümetler üzerinde fazla bir hükmü yoktu. Ancak şimdi halkın olumsuz tutumu, artık siyasetçilerin tavrını belirler oldu. Pek çok siyasetçi, oy avcılığı nedeniyle Türkiye karşıtlığına soyundu. Bunu Almanya, Avusturya, Fransa ve Danimarka örneklerinde rahatlıkla görmek mümkün. Yani, artık hükümetten hükümete Türkiye'nin jeostratejik önemini anlatmanın pek bir fayda getirmeyeceği ortada.
 
İş dünyası sessiz
Bu arada ülke analizleri Türkiye'nin Avrupa'daki en önemli ancak gizli müttefikinin iş dünyası olduğunu ortaya koyuyor. Danimarka gibi Türkiye'yle ilişkilerin ekonomide çok yer kaplamadığı bir ülkede bile, iş dünyası Türkiye'nin potansiyelini gerekçe göstererek, AB üyeliğini destekliyor. Ancak sorun şu ki iş dünyası, hükümetlerinin ya da kamuoyunun aleyhte görüşlerini hafifletmek için çaba harcamıyor. Bu durumun birden fazla nedeni var. Fransa gibi ülkelerde iş dünyasının özellikle hükümet üzerinde pek fazla etkisi olmadığı söyleniyor. Bir başka neden iş dünyasının Türkiye gibi popüler olmayan bir konuda şimşekleri üzerine çekmek istememesi. Ancak bir başka neden varki o çok çarpıcı: Hükümetlerin Türkiye'ye karşı olumsuz tutumundan, ikili ekonomik ilişkilerin etkilenmemesi. Fransa bu duruma istisna ama unutmamak gerekir ki Fransa'ya ekonomik yaptırımların ardında Ermeni soykırım tasarısı da var. Ancak Almanya ve özellikle Avusturya'nın Türkiye'nin üyeliğine olumsuz bakışının, her iki ülkenin iş çevrelerine olumsuz bir yansıması olmadı.
Hatta Avusturya iş dünyasının önemli bir temsilcisinin şu ifadeleri çok dikkat çekici: "Fransızlar için geçerli olan durum bizim için geçerli değil. Çünkü bu aşamada Avusturya süreci bloke etmiyor. Hükümet müzakere sürecine engel çıkarırsa, o zaman bunun olumsuz etkileri olurdu." Bu ifadeleri duyunca insan düşünmeden edemiyor; "iş dünyasının harekete geçmesi için birazcık canının yanması mı lazım."
Tabii Fransa örneği can yakmanın da pek fazla işe yaramadığını gösteriyor. Her halükârda, Avrupa iş dünyası Türkiye'yi savunmak için ön cephede yer almak istemese de en azından, Türkiye'nin daha iyi algılanmasını sağlayacak projelere destek verebilir.
Türk-İtalyan ortak yapımı çalışmanın ortaya koyduğu bir başka veri de TÜSİAD'ın neredeyse AB hedefine kilitlenmiş tek kurum olarak kaldığı. TÜSİAD'ın da bu çalışmadan çok yararlanacağı kesin.

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.