Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->
Cem Çetin
Yazara Mail Gönderin
Rss Göster

Cem Çetin

Yüreğiyle oynayan Partizan
hayran ediyor

06.02.2010 | Cem Çetin | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült
Yıl: 1992. Yer: Abdi İpekçi Spor Salonu. Organizasyon: Avrupa Ligi'nin Final Four'u. Katılanlar: Joventut, Milan, Estudiantes ve Partizan. Favori: Milan. Şans verilmeyen: Partizan. Tam 18 yıl önce Türk basketbolseverlerin pek ilgi göstermediği bu muhteşem basketbol şöleninden zaferle ayrılan taraf, herkesin kolay yutulur lokma olarak gördüğü Partizan oluyordu. O zamanki Yugoslavları bugünün Sırplarını mutlu sona taşıyan, o günün gençleri daha sonraki yılların yıldızları Daniloviç (22) ve Djordjeviç'ti (25). Coach ise kariyerinin ilk yıllarını yaşayan, şimdilerin duayenlerinden Obradoviç'ti (32). Aynı felsefeyle Partizan, Avrupa Ligi'nde son 2-3 sezondur, basketbolseverleri büyüleyerek, müthiş sonuçlara imza atıyor. Bu tabloyu gördükçe, "Sırplar 1992'deki gibi bir mucize gerçekleştirebilir mi" sorusu akıllara takılıyor.
 
Para yok, yürek var
Avrupa Ligi'nde bu hafta birbirinden ilginç sonuçlar alındı. Polonya takımı Prokom İspanya'da Malaga'yı 50 sayıda tutup, 20 sayı fark yaptı. Atinalıları karşı karşıya getiren 40 dakikada Maroussi, şampiyonluk hayalleri kuran Panathinaikos'u tek sayı farkla devirip, ikinci haftada rakibine ikinci mağlubiyeti yaşattı. Belgrad'da ise ev sahibi Partizan uzatmaya giden maçta bu sezonun 1 numaralı favorisi Barcelona'yı 67-66 yenip, Katalan'ların namaglup unvanına son noktayı koydu. Bu 3 sürpriz galibiyet, içinde hiç şüphe yok ki en anlamlı olanı Partizan'a ait. Top 16'nın açılış maçında Sırp takımı, geçen hafta Atina'da Panathinaikos engelini aştıktan sonra, bu hafta da Barcelona'yı mağlup edip 2'de 2 yaptı. Bundan sonra grubun en zayıf halkası olarak gözüken Maroussi ile üst üste 2 maç (11 ve 25 Şubat) oynayacak Partizan, 2 galibiyetle aldığı takdirde adını son sekize yazdırırken, iki devden ya Barcelona ya da Panathinaikos havlu atacak.
Son 2 yıldır son sekize kalarak, basketbolseverleri fazlasıyla şaşırtan Partizan, benzer performansı bu yıl da sergilemek üzere. Halbuki geride kalan 2 sezonda olduğu gibi bu defa da son sekiz için Vujoseviç'in talebelerine şans verenlerin sayısı yok denilecek kadar azdı. Bunun da temelinde, ağırlıklı olarak ekonomik nedenler yatıyor. En somut örnek; Belgrad takımı zirveye oynayan İspanyol, Rus, Yunan, İsrail ve Türk takımları gibi yüksek bütçeye sahip değil. Barcelona, R.Madrid, Olympiakos, Panathinaikos, CSKA, Efes, Maccabi gibi Avrupa basketbolunun önde gelen kulüpleri kadrolarına kattıkları isimler için 20-25 milyon euro civarında para harcarken, bu miktar Partizan'da 3-4 milyon euro'yu geçmiyor. Durum böyle olunca da Sırplılar elindeki başarılı oyuncuları tut(a)mazken, transferde de fiyatı düşük isimleri tercih ediyorlar. Ortaya çıkan bu tablo her ne kadar kötü gözükse de futbolun Porto'su konumundaki Partizan, bu olumsuzluğa rağmen devlere meydan okumasını biliyor!
 
Gelen gideni aratmıyor
Ayakta kalabilmek için her transfer döneminde 1-2, bazen 3 oyuncusunu satmak mecburiyetinde kalan Partizan, ya altyapıdan yetiştirdiği ya da sistemine uygun makul fiyatlı oyuncularla Avrupa basketbolunda boy gösteriyor. Bu isimleri hatırlatmak gerekirse, ilk planda akla gelenler Peroviç, Pekoviç, Velickoviç, Tripkoviç, Bogdanoviç, Tepiç oluyor. Ne yazık ki bu 6 isim artık Partizan'da değil. Doğum yılları 1985 ila 1987 arasında değişen Pekoviç ve Tepiç Panathinaikos'ta, Veliçkoviç R.Madrid'de, Tripkoviç ve Bogdanoviç Joventut, Peroviç Valencia'da kariyerlerini sürdürüyorlar. Partizan'a olan hayranlık işte bu noktada başlıyor. Her yıl 1-2 genç yıldızını kaybetse de siyah beyazlılar gidenlerin boşluklarını doldurmasını biliyor. Bu sezon başında İspanya'nın Granada takımından gelen 2.11'lik "isimsiz" Aleks Mariç, Partizan'ı ilk turda sırtlayan isim oldu. TOP 16'nın ilk iki maçında sakat olan Mariç'in yokluğunda ise iki sezon önce Sloven takımından alınan 19 yaşındaki Çek Jan Vesely ön plana çıktı. Kazanılan Pana ve Barça maçlarında Vesely, tek kelimeyle muhteşemdi. Tabii bu noktada Mariç ve Vesely kadar coach Vujoseviç'i de ayakta alkışlamak gerekiyor. 2001'den bu yana Partizan'ın head coach'luğunu yapan 51 yaşındaki Vujoseviç, öyle bir sistem kurmuş ki gelen gideni aratmadığı gibi, bir de değeri artıyor! Dikkat çekici bir başka örnek vermek gerekirse, geçen yıl Mersin'de forma giyen ABD'li play maker Lester Mc Calebb, Belgrad'da ilk yılında Mariç'ten sonra Partizan'da en değerli ikinci oyuncu konumunda.
Ticarileşen sporda paranın gücüyle başarıyı arayanların yanı sıra Partizan örneğindeki gibi, az bütçeyle ama kimliklerini koruyarak mücadele verenlerin de akıttıkları alın terinin karşılığını almaları gerekiyor. Böyle bir başarıyı, şimdilik, kulüp başkanlığını bir dönemim efsane oyuncusu Daniloviç'in yaptığı Partizan fazlasıyla hak ediyor. Bakalım 1992'deki sürprizi Belgrad'ın siyah beyazlıları 18 yıl aradan sonra bir kere daha gerçekleştirebilecekler mi? Doğrusunu söylemek gerekirse, Avrupa Ligi'nin böyle "hak edilmiş" sürprizlere fazlasıyla ihtiyacı olduğu da bir gerçek.

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.