Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->
Mensur Akgün
Yazara Mail Gönderin
Rss Göster

Mensur Akgün

Yeni bir kitap ve 1 Mart tezkeresi

27.10.2008 | Mensur Akgün | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült
Hatırlarsınız, Hükümet 25 Şubat 2003'de Anayasa'nın 92. Maddesine göre TBMM'nden sayıları 62 bini bulacak Amerikan askerlerinin 6 ay süre ile Türkiye'de konuşlanması ve Türk askerlerinin Kuzey Irak topraklarına girmesi için yetki istemişti. Yine hatırlarsınız, 1 Mart'ta yapılan oylamaya katılan 533 milletvekilinin 264'ü olumlu oy vermesine karşın tezkere reddedilmişti.
Bunun üstüne Türk Amerikan ilişkilerinin bir daha asla eskisi gibi olmayacağı, Türkiye'nin PKK ile savaşta büyük bir fırsatı kaçırdığı söylenmişti. Zamanın Amerikan Savunma Bakanı Yardımcısı Türk televizyonlarına mülakatlar vermiş, neoconcu yazarlarımız kaçırdığımız fırsatın ardından bol bol göz yaşı dökmüştü.
TÜSİAD bu reddi bayağı ciddiye almış, hatta Başbakan Erdoğan bile çıktığı bir televizyon programında pişmanlığını dile getirmişti. 4 Temmuz 2003'te Süleymaniye'de yaşanan 11 askerimizin kafasına çuval geçirme hadisesi de 1 Mart tezkeresinin reddine bağlanmıştı. Hemen herkes bu tezkereyi Türkiye'nin Kuzey Irak'ta asker bulundurmasıyla, bir tür tampon bölge oluşturmasıyla, Kuzey Irak Kürtlerini hizaya getirmesiyle özdeşleştirmişti.
Oysa asıl mesele Türkiye'nin topraklarına konuşlanacak ve oradan Irak'ın işgalini gerçekleştirecek, belki de hala topraklarımızda kalacak olan Amerikan askerlerinden kaynaklanmaktaydı. Nedense çok az insan bu askeri varlığın doğurabileceği sonuçları düşündü, ne de çuval hadisesi gibi nice sorunun çıkabileceğini, Amerika-Türkiye ilişkilerinin 1 Mart 2003'te aldığı darbeden çok daha ağırını alabileceğini hesaba kattı.
Kimse, Türkiye Amerikan askerlerinin konuşlanmasına müsaade etse bile Amerika'nın Kürtlere dayanmak zorunda kalacağını, Irak'ın kurucu unsurunun biz değil onlar olduğunu düşünmek istemedi. Zannettik ki, biz Amerikan askerlerinin topraklarımızı kullanmasına izin verirsek, onlar da bize Kuzey Irak'ta yapmak istediğimiz herşeye izin verecek.
Halbuki böyle bir şey söz konusu değildi. Zamanında Amerikalılarla müzakereleri yürüten Deniz Bölükbaşı'nın seçim sürecinde çıktığı bir televizyon programında söylediği gibi, Amerikalılar baştan beri Kürtlere dayanmayı planlıyordu. Bölgeye girecek Türk askerlerine meşru müdafa dışında silah kullanma yetkisi bile tanımak istemiyorlardı.
Ama nedense bu konuda kafa yoran çoğu kanaat önderi aradan beş yıl geçmiş olmasına karşın gerçekleri göremedi, fırsat buldukça Amerika-Türkiye ilişkilerindeki tıkanıklıkların sorumluluğunu, PKK'ya karşı yürütülen mücadeledeki aksaklıkları 1 Mart tezkeresine bağladı.
Umarım dünkü Milliyet'te yer alan Ahu Özyurt'un haberi Türkiye'deki 1 Mart kolaycılığının sona ermesine, geçmişe yakınan gerçek dışı beklentiler yerine güncel durumu dikkate alan gerçekçi çözümler üretilmesine yol açar.
Çünkü Özyurt haberinde eski bir CIA ajanı olan Charles Faddis'in, Mike Tucker ile birlikte kaleme aldığı Operation Hotel California kitabından alıntılar yaparak 1 Mart öncesinde de iki ülke silahlı birlikleri arasında çatışma potansiyeli olduğunu, CIA'nin TSK ile çatışmayı göze aldığını anlatıyor. Yani iki ülke silahlı güçlerin arasındaki gerginliğin iddia edildiği gibi 1 Mart sonrasında başlamadığını gösteriyor.
Kitaba göre, CIA merkezindeki gizli operasyonlar bölümünden bir üst düzey görevli Şubat 2003'te durumu görmek için bölgeye gelmiş ve. Türk Silahlı Kuvvetleri bu geziden çok rahatsız olmuş. Toplantılara gözlemci sokmak istediklerini, bunun anlaşmalar gereği olduğunu söylemişler.
CIA ise bu "iddiayı" reddetmiş. Buna da Silopi'deki Türk Özel Harekât Birimi Komutanı çok sinirlenmiş. Bir gün Salahaddin'deki toplantılarına giden Türk Teğmen, ‘Eğer bu gizli görevli sınırı geçerse Türk Ordusu kendisini gözaltına alacak' demiş.
TSK'nın bu çıkışı üzerine sınıra tepeden tırnağa silahlı olarak ve çatışmaya hazır bir durumda gittiklerini belirten Faddis, "CIA yetkilisine bir şey olursa Türk askerlerinin ölebileceğini söyledik. Sonuçta birileri Silopi'deki komutanı uyardı da şef sınırı geçti. Gerekirse şefin yanında Ankara'ya kadar gidebilirdik" diye yazmış.
Faddis ve arkadaşı tarafıdan kaleme alınan kitabın Amerikalı okuyucuya heyecan vermek için içinde bir miktar efsane barındırdığına şüphe yok. Ancak şurası gerçek ki CIA Irak müdahalesi öncesinde Kuzey Irak Kürtlerini silahlandırdı. Nihayetinde Amerika müdahale için Kürtlere dayanmak zorundaydı. 1 Mart tezkeresi TBMM'nden geçese de geçmese de bu gerçek değişmeyecekti.
Tezkere'nin geçmemesi aslında hem Amerika-Türkiye ilişkilerinin daha az zarar görmesini, hem de Türkiye'nin Kuzey Irak'ta Kuzey Iraklı Kürtler ile karşı karşıya kalmasını, Kürt sorununun kontrol edilemez boyutlara ulaşmasını önledi.
Diyebilirsiniz ki müdahaleye katılmamızla PKK daha kolay kontrol altına alınabilirdi. Kim bilir belki, ama sadece küçük bir belki, diğer risklere değmeyecek bir belki. Ve çok büyük bir olasılıkla da sadece kısa bir süre için…

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.