CengizÇandar |
EyüpCan |
CevdetAşkın |
JaleÖzgentürk |
SeyfettinGürsel |
HalukBürümcekçi |
GüvenSak |
NoyanDoğan |
VeysiSeviğ |
NurDemirok |
ŞenayAydemir |
MügeAkgün |
Merkez Bankası 75 baz puan kıskacında
14.06.2008 | Kerem Alkin | Yorum
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) 16 Haziran pazartesi günü toplanacak olan Para Politikası Kurulu (PPK), yerel ve küresel enflasyon trendini değerlendirerek, kuvvetle muhtemel yeni bir faiz artışı kararı alacak. Açıklanması beklenen karar politika faizinin 50 baz puan, yani 0,50 puanlık bir artış yönünde şekillenmesi olarak ifade edilse de, uluslararası finans kurumlarının raporlarında son iki haftadır gözlenen üslup, Türkiye'nin para ve maliye politikası boyutundaki prestijini zedeleyerek, TCMB'yi 75 baz puanlık, yani 0,75 puanlık bir faiz artışına zorlamak yönünde şekilleniyor.Nitekim, Financial Times gazetesi, Merkez Bankası'nın, enerji ve emtia fiyatlarındaki artış nedeniyle, önümüzdeki üç yıl için enflasyon hedefini yükselterek güvenilirliğini tehlikeye attığını yazması önemli bir örnek. Yabancı yayınların bu üsluptaki yorumlarına, ekonomi yönetiminde olup, uluslararası ölçüde tecrübesi olan kimi yetkililerin gereken cevabı vermesi gerekir.TCMB yönetimi, gerçekleştirilen iyimser ve kötümser senaryo analizleri ve baz senaryo modeli çerçevesinde, ham petrol ve gıda fiyatlarının da seyrini dikkate alarak, enflasyon hedeflerini 2009 yılı sonu için yüzde 7,5, 2010 yılı sonu için yüzde 6,5 olarak güncelledi. Baz senaryoda, 2011 yılının ikinci yarısında yüzde 4 enflasyon hedefine ulaşılabiliyor olsa da, 2011 yılı için yıl sonu hedefini yüzde 5,5 olarak belirlemiş durumda. Tabi, TCMB'nin 3 Haziran tarihli bir mektup aracılığı ile, konuyu Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Şimşek üzerinden hükümete önerdiği unutulmamalı.Esasen de 2009 yılı için söz konusu olan yüzde 7,5 seviyesindeki hedef güncellemesi, mevcut uluslararası ve ulusal konjonktür dikkate alındığında, yine de iddialı bir hedef anlamına geliyor. Bu nedenle, Financial Times'daki yorumda dile getirilen prestij kaybının neye dayandırıldığını anlamak zor. Her halde, söz konusu gazeteyi hazırlayan ekip, kimi gelişmiş ekonomilerin üretici fiyatları endekslerinin, yani maliyet enflasyon değerlerinin iki haneli oranlara dayandığının farkında değiller. Nitekim, 3 Haziran tarihli mektupta, TCMB üst yönetiminin kendisi de, enflasyon hedeflerinin yukarı yönlü güncellenmesinin, Banka'nın daha gevşek bir politika izleyeceği anlamına gelmediğini açıkça vurguluyor.Hatta tersine, Enflasyon Raporu'nda ekonomi çevreleri ile paylaşılmış tahminler doğrultusunda, para politikasının bir önceki döneme göre daha temkinli uygulanacağı ve bu temkinli duruşun uzun bir dönemi kapsayacağı açıkça ifade ediliyor. Bu doğrultuda, TCMB'nin, güncellenen hedeflerin ekonomi aktörlerinin enflasyon beklentilerini bozmasını sınırlamak amacıyla, söz konusu hedeflerden sapmalara karşı simetrik olmayan bir yaklaşım sergileyeceğine de işaret ediliyor. TCMB'nin söz konusu açık ve net ifadelerine rağmen, yabancı finans kurumlarının ve ekonomi yayınlarında dile getirilen eleştiriler, açıkça TCMB'yi duruşunu ispatlamak adına, daha sert bir faiz artışına zorlamak şeklinde algılanıyor. Bu nedenle, TCMB'nin 50 baz puandan çok, 75 baz puanlık bir faiz artışı için kıskaca alındığı ifade edilebilir. Nitekim, IMF Türkiye Temsilcisi Samei'nin önceki hafta cuma günü, İş ve Yatırım Zirvesi'nde TCMB'nin para politikasının kredibilitesinin tehlikede olduğu yönündeki açıklamalarının, "kıskaca alma" sürecine katkı sağladığı bile söylenebilir.Bu satırları yazarken henüz gerçekleşmemiş olan, bununla birlikte, Referans'ın pazartesi sayısında detaylarını okuma şansı bulacağınız G-8 Zirvesi öncesinde, euro-dolar paritesi 1.54 dolar seviyelerine kadar gerilemiş durumda. Dolardaki yükselişin nedeni, Rusya'nın da dahil olduğu dünyanın en önemli sekiz ekonomisinin maliye ve hazine bakanları ile merkez bankası başkanlarının katılacakları Japonya'daki G-8 Zirvesi'nden enflasyonla mücadelede boyutunda önemli mesajlar çıkacağı beklentisi. Nitekim, ABD Merkez Bankası FED'in Boston biriminin hafta başı gerçekleştirmiş olduğu uluslararası toplantıya katılan dünyanın önde gelen merkez bankası yetkilileri ve öncelikle FED Başkanı Bernanke, enflasyonla mücadele konusunda önemli vurgulamalar yaptılar.Nitekim, bu sürecin bir devamı olarak, Dallas FED Başkanı Fisher da, fiyat artışlarının, ekonomik durgunluk nedeniyle zayıflayan bir ekonomiden daha büyük bir tehlike oluşturduğunu ve eğer enflasyon kontrol altına alınacak ise, daha durgun ve zayıflayan bir ekonominin ödenebilecek bir bedel olduğunu ifade etmekte. Fisher'ın mesajı, Türkiye için de geçerli. Yani, hükümet üyesi kimi bakanlarımız da anlamalı ki, ekonomik büyüme için enflasyonla mücadele konusunda verilecek ödün, Türkiye için çok daha önemli kayıpları gündeme getirebilir.Avrupa Merkez Bankası (ECB) yönetim kurulu üyesi Orphanides ise, çarşamba günü yaptığı açıklamada, özellikle politika yapıcıların tercihlerinde zorlandıkları bir dönemde, enflasyon sorununun merkez bankaları için en önde gelen kaygı nedeni olduğuna işaret etmekte. Almanya Maliye Bakan Yardımcısı Mirow ise, ECB tarafından ifade edilmiş olan kaygıların çok ciddiye alınması gerektiğini vurguluyor. Sözün özü, merkez bankaları enflasyon için silahlarını çekiyor. Bunun anlamı, hisse senedi piyasaları için sıkıntılı günler anlamına gelecek. Bu nedenle, endekslerde gözlenecek gerileme şaşırtıcı olmamalı.
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.