EyüpCan |
CevdetAşkın |
ServetYıldırım |
GökçeAytulu |
GüvenSak |
VeysiSeviğ |
NurDemirok |
BülentÜnal |
MügeAkgün |
ŞenayAydemir |
CemÇetin |
AlexAkimoğlu |
![]() |
![]() |

Çok Okunanlar 
Türk medyasının sahibi kim
04.10.2007 | Eyüp Can | Yorum
"Terzi söküğünü dikemez" derler.
Bence bu söz Türkiye’de en çok medya sektörünün içinde bulunduğu durumu anlatıyor. Esas işi iletişim olan biz medya mensupları, söz konusu olan kendi sektörümüz olduğunda, pek de iyi bir iletişim yöntemi ve yönetimine sahip değiliz.
Sabahtan akşama her sektörün söküğünü maharetle kesip-biçip dikerken kendi söküğümüzü bir türlü sağlıklı bir biçimde dikemiyoruz.
Biliyorum bunun ideolojik önyargılardan kişisel menfaatlere, sahiplik sorunundan şeffaflaşamamaya, ego şişkinliğinden mesleki deformasyona, insan kalitesinden özeleştiri geleneğine kadar onlarca sebebi var.
Fakat bence temel sebep, bizim hâlâ parçası olduğumuz medyayı tıpkı finans, tıpkı sağlık, tıpkı güvenlik, tıpkı otomotiv, tıpkı enerji gibi profesyonel bir sektör olarak göremememiz.
Tamam gazeteciyiz!
Aynı zamanda kamusal bir hizmet veriyoruz!
Mesleğimize tutkuyla bağlıyız!
Ama son tahlilde profesyonel ve ticari bir iş yapıyoruz.
Medyada her gün finanstan enerjiye yüzlerce sektörel haber-analiz-yorum çıkar.
Peki medyada atışma-sataşma-polemik ve dedikodunun ötesine geçen (bu saydıklarımın medyada yer almasına asla karşı değilim) "bir sektör olarak medya" başlığı altında toplayabileceğimiz haberler çıkar mı?
Maalesef pek çıkmaz.
Çıkanlar da hemen "medya savaşı" kategorisine hapsedilip amacından sapar ya da saptırılır.
Yanlış anlaşılmasın tüm bunları şunu ya da bunu suçlamak için söylemiyorum.
Herkes kendi özeleştirisini kendisi yapar.
Mesela ben bir ekonomi gazetesi yönetiyorum ama hâlâ gazetemde medyayı bankacılık ya da enerji sektörü kadar kapsamlı anlatamıyorum.
Neden?
Patronum mu engel oluyor?
Hayır asla. Hatta tam tersi.
Ne zaman Aydın Bey ya da Vuslat Doğan Sabancı ile bu konuları konuşsam, onlardan medyaya bir sektör olarak yer veren haberleri daha çok yapmadığımız için eleştiri alıyorum.
Unutmayın sonuçta onlar da patron ve faaliyet gösterdikleri sektörle ilgili her türlü objektif bilgi herkesten önce onları ilgilendirir.
Türk medyası bugüne kadar hepimizi güvenli bir biçimde yüzdüren gemiye karşı öylesine hoyrat davrandı ki, biz tayfalar-kaptanlar yol almamızı sağlayan yelkenlerin gölgesinden korkar olduk.
Kolay değil, medya gemisine onca korsan baskınlar, onca arkasından dolanmalar, onca gizli sahiplik, rotayı başka menfaatlere kırmalar, banka batırmalar, el koymalar...
Tüm bunları durduk yerde neden anlatıyorum.
Çünkü Türk medyası çok ama çok önemli bir dönüm noktasında.
Bizim de parçası olduğumuz Türkiye’nin en büyük medya grubu Doğan, sektörün diğer yarısı sahiplik sorunlarıyla boğuşurken küresel bir oyuncu olma yolunda hızla ilerliyor. Önce Kanal D Romanya, ardından Hürriyet’in Doğu Avrupa’nın en büyük medya şirketlerinden TME’yi satın alması...
Yani artık içinde bulunduğumuz medya sektörü, bölgeselden küresele doğru hızla yol alan, çok güçlü bir Türk şirketine sahip. Dolayısıyla artık medya sektöründe rekabetin şartları ve sınırları çok farklı: Daha rekabetçi, daha büyük, daha zor.
Tabii bu, sektörel hikâyemizin bir yüzü.
Şimdi sıra diğer yüzlerinde.
İlk önemli adım Türkiye’nin ikinci büyük medya grubunun 7 Kasım’da sahiplik sorununu aşıp şeffaf ve rekabetçi bir anlayışla sektöre yeniden kazandırılması olacak.
Peki mümkün mü?
Cevabı ihaleye katılacak adaylar ve onlara ilişkin sorularda gizli.
Mesela hâlâ Türk medyası kendi geleceğini hayati derecede ilgilendiren şu soruları sektörel bir bakış açısıyla tartışmış değil.
7 Kasım’da yapılacak Sabah-ATV ihalesini, 1996 Kardak krizinde Türkiye ve Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren yayınlarıyla öne çıkan Yunan Antenna kazanırsa ne olur?
TGRT’yi Ertegün ve avukatı üzerinden dolanarak FOX’a çeviren Murdoch, Sabah-ATV’nin resmen yüzde 25’inden fazlasını satın alamayacağına göre paravan bir Türk ortakla ihaleye girip kazanırsa ne olur?
Elbette aynı soru diğer talipler RTL, ProSiebanSat.1 ve CME için de geçerli.
İhale bu şekliyle son bulursa, Aydın Doğan’ın her fırsatta dile getirdiği, Türk medyasının sahiplik sorunu iyice kangren haline gelmeyecek mi?
Türk medyasının büyük bir bölümü ilelebet "sahipsiz" kalırsa içinde bulunduğumuz sektör oluk oluk su almayacak mı?
Soru gayet açık. Sabah-ATV’ye talip olan şirketlerin sermaye yapısı, yayıncılık standartları çok önemli bir dönüm noktasında bulunan Türk medya sektörüne ne kazandırır?
Bu soruları önceki gün harıl harıl ihale hazırlığı içinde olan TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’e sordum.
Fakat o soruları yanıtlamak yerine "Bu soruları medya sektörü kendi kendisine sormalı" dedi.
Var mı soran?
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.