Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

Seyfettin Gürsel
Yazara Mail Gönderin
Rss Göster

Seyfettin Gürsel

Türkiye ekonomisinin kırılganlık sınavı

02.08.2007 | Seyfettin Gürsel | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült

Amerikan mortgage piyasasında başlayan sarsıntı küresel finans piyasalarını da sarsmaya başladı. Türkiye ekonomisi de bu sarsıntıdan payına düşeni alıyor. Bu yazının yazıldığı saatlerde İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) 4 bin puandan fazla kaybetmiş, dolar da 1.30’u geçmişti. Seçimlerden sonra yeni heyecanlar kovalayan medya finansal türbülansın Türkiye ekonomisini ne kadar etkileyeceğini tartışıyor.

“Türkiye ekonomisi kırılganlıkların önemli ölçüde azalmasıyla küresel şoklara çok daha dayanıklı hale geldi” iddiasının test edildiği bir çeşit sınava girmiş bulunuyoruz. Türkiye ekonomisinin sınavdan oldukça başarılı çıkacağı kanaatindeyim. Elbette küresel kriz şıkkını dikkate almıyorum. Küresel likidite bolluğunun ardındaki makroekonomik dengesizliklerin giderilmesi için Çin ve ABD ekonomilerinde yapılması gereken iktisat politikası uyarlamaları yapılmadığından küresel kriz riski devam ediyor. Hükümetlerin yap(a)madığı düzeltmeleri piyasanın ayarsız eliyle sert bir şekilde yapması kaçınılmaz. Ancak mortgage piyasasında başlayan sarsıntının küresel bir krizi tetikleyip tetiklemeyeceğini henüz bilmiyoruz.

Yakın geçmişte yaşanan finansal türbülanslar, ulusal ekonomilerin etkilenme derecesinin kırılganlık düzeyine bağlı olduğunu gösterdi. Örneğin 2006 Mayıs-Haziran döneminde yaşanan türbülansta en çok etkilenen “yükselen piyasalar” Türkiye ve Güney Afrika olmuştu. Bu iki ekonominin temeldeki ortak özelliği yüksek cari açığa sahip olmalarıydı. Yüksek cari açık firma ve hanehalklarının döviz cinsinden borçlanmakta oldukları anlamına geldiğinden, sermaye çıkışlarının neden olduğu kur şokunun yatırım ve tüketimi kısıcı etkiler yaratması beklenen bir gelişmedir.

Türkiye’nin bu kez sarsıntıdan daha mı çok yoksa daha mı az etkileneceğini kestirebilmek için bir yıl öncesi ile bugünü makroekonomik temeller açısından karşılaştıralım.

2006 Mayısı'nda beklenen reel faiz yüzde 8 civarındaydı. Yatırım ve tüketim çok canlıydı. Cari açık iç talebe dayalı büyümenin ve değerli TL’nin etkisiyle sürekli artıyordu. Cari açık/Gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) oranı yüzde 8’e çıkmıştı. Daha nereye kadar tırmanacağı belli değildi. Bu ortamda küresel türbülans kuru hareketlendirdi ve dolar yaklaşık iki ay içinde 1.30’dan 1.70’e çıkarak yüzde 30 arttı. Kur şoku fiyat düzeyini etkiledi ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) faiz oranlarını 4.5 puan artırarak yükselen enflasyonu dizginlemeye çabaladı. Kur ve faiz şoklarının sonucunda iç talep durgunlaştı, ithalat artışı hızla yavaşlarken ihracat ivmelendi. Cari açık artışı 32 milyar dolar seviyesinde istikrar kazandı, cari açık oranı ise düşmeye başladı.

Dolayısıyla bugün durum oldukça farklı. Reel faiz yüzde 10 civarında ve iç talepte durgunluk büyük ölçüde devam ediyor. Salı günkü yazımda iç talebin canlanmasıyla enflasyon riskinden söz ediyordum. Eğer kur artmaya devam ederse ilk etkisi ısınmaya hazırlanan ekonomiyi soğuk duşun altına sokmak olacak. Yeniden değerlenen YTL de bir miktar değer kaybederek ihracat çekişli büyüme rejimini desteklemiş olacak.

Kuşkusuz kurun yükselmesi enflasyonla mücadeleye yardımcı olmayacaktır. Artışın düzeyine bağlı olarak Merkez Bankası faiz artışına gidebilir. Seçimlerin geçmiş olması Merkez Bankası yönetiminin elini rahatlatıyor. Gerekirse para politikasının bir miktar sıkılaştırılması kur artışını geri çevirmeye yeter. Unutmayalım ki daha düne kadar sorun döviz kıtlığı değil döviz bolluğuydu.

Cari açığın finansmanında kritik olan doğrudan yabancı sermaye girişlerinin devam etmesidir. Cari açığın üçte ikisini artık bu girişler fonluyor. Doğrudan yabancı sermayenin geleceği ise başta Avrupa Birliği perspektifinin devamı ile siyasal ve ekonomik reformların gerçekleşmesine bağlı. AKP güçlenerek yeniden iktidara geldi ve doğrudan yabancı sermaye girişlerinin devam etmemesi için şimdilik bir neden yok. Bir miktar sıcak para çıkışının ise bu ortamda faydası bile olabilir. Merkez Bankası döviz almaktan kurtulur. Para arzının kontrolü kolaylaşır.

Sonuç olarak iki gündür bizi de hafif hafif sallamakta olan küresel türbülansın geçen yıla kıyasla daha düşük bir kur artışına neden olmasını, durgunluk etkisinin de sınırlı kalmasını bekliyorum. 

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.