Bu site, 31 Mayıs 2004 - 16 Ekim 2010 tarihleri arasında yayınlanan haber ve yazıları Referans Gazetesi arşivinde bulabilmeniz için açık kalacaktır.

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->

Washington'da 'delik iktidar'

03.04.2007 | Cengiz Çandar | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült

Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz ile Washington’da Watergate’de Potomac Nehri'ne bakan camların önünde sohbet ediyoruz. “Brunch” buluşması için Watergate’i seçince, takılmadan edemiyorum: Siz Cumhuriyetçiler'in nedense Watergate’e zaafı var; ayaklarınız sizi Watergate’e taşıyor.

Gülüyor. Potomac Nehri'ni işaret ediyor. Yer seçiminin geçmişle ilgili değil, manzaranın güzelliğiyle ilgili olduğunu söylemek istiyor. Bundan dört yıl önce bu zamanlar, Savunma Bakan Yardımcısı'ydı ve “Irak Savaşı’nın başmimarı” olarak ünlenmişti. 2003 ve 2004 yılında bir araya geldiğimizde konumuz, Türk-Amerikan ilişkilerinin “siyasi” boyutu ve 1 Mart tezkeresi sonrası ilişkilerin içine girdiği durumdu. Bu kez, “Dünya Bankası Başkanı” sıfatını taşıyor ve konuşma konusu Dünya Bankası’nın Türkiye ile ilişkileri üzerinde odaklanıyor.

Bir süre önce Türkiye ile ilişkisi, Selimiye Camii’nde her iki başparmağının delik çoraplarından dışarı çıkmasıyla eğlenceli bir hal almıştı. Bu “delik çoraplar” konusu ABD’de ve tüm dünyada öylesine yankılanmış ki, Paul Wolfowitz ve Türkiye sözcükleri yan yana geldiğinde “delik çoraplar” sözcükleri ile eşanlam kazanmış sanki.

Zaten beni iki gün önce Ankara Forumu ekibi yani Rifat Hisarcıklıoğlu başkanlığındaki Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) heyeti, Filistinli ve İsrailli işadamlarından oluşan ortak heyetle birlikte Dünya Bankası’nın toplantı salonunda gördüğü anda, gülerek, ağzından çıkan ilk cümle “Bana çorap getirdin mi?” olmuştu.

Amerikan yasalarına göre -ki, Dünya Bankası’nda da geçerliymiş- sorumluluk konumunda bulunanlar, yabancılardan 100 doları aşan değerde hediye kabul edemiyorlar. Oysa, Wolfowitz’in delik çoraplarından çıkan ayak başparmakları dünya basınında yer alalı beri, kendisine koli koli Türkiye’den, Çin’den, Almanya’dan, İtalya’dan, birçok ülkeden çorap gelmiş. Bunların çoğuna “yasal nedenler”le sahip olamıyor. Bunu öğrenmiş olduğum için “hayır” cevabını vermiştim: Getirmedim, gönderilenleri almaya geldim.

Şaka bir yana, “delik çoraplar”ın “sırrı”nı öğrendim. “Golden Toe” (Altın Başparmak) markalı Amerikan çorapları giyiyormuş. Bunu öğrendiğimde, “Berbattırlar” dedim, “Bende bir sürü vardı. Akıl almaz kısa süre içinde eskiyorlar...” Onay mahiyetinde kafasını salladı. Nasıl eskidiklerinin somut kanıtı, Türkiye ziyaretinde ortaya çıkmıştı...

Türkiye izlenimlerinden söz ederken KOBİ’lerin hayatiyetinin kendisini çok etkilediğinden söz etti. Yakında Türkiye’ye kısa aralıklarla ve üst üste iki kez gelmesinin söz konusu olduğunu söyledi. İlki, bu yıl 31 Mayıs-3 Haziran arasında İstanbul’da yapılacak olan Bilderberg toplantısı münasebetiyle. Bilderberg’e katılacağı kesin değil. “Bilderberg, çok sayıda insanı görmek ve temas etmek için çok yararlıdır” dedi. Bilderberg’in yönetiminde ve bundan önce defalarca Bilderberg’lerde bulunmuş.

“Yıllardır, komplo teorisyenleri tarafından Bilderberg’in gizli dünya hükümeti olduğu söylenirdi. Bu yılın katılımcıları arasında ben de varım. Gizli dünya hükümeti nasıl bir şeymiş görmüş olacağız” dediğimde, alaycı bir şekilde “Hâlâ söylenmeye devam ediyor. Bunu iddia eden bir sürü internet sitesi var” diye ekledi.

Bilderberg’e katılacağı henüz belli değil ama haziran ayı içinde, Tayyip Erdoğan’a söz vermiş olduğu için “Uluslararası Yatırımcılar Kurulu” adlı ve Türk Başbakanı’nın başkanlığını yaptığı bir toplantıya katılmaya niyetli olduğunu belirtti.

Acaba o tarihte Tayyip Erdoğan, başbakan sıfatını muhafaza mı ediyor olacak; cumhurbaşkanı sıfatını mı üstlenmiş olacak? Bu da belli değil. Eğer, ikincisi söz konusu olursa acaba, başkanlık ettiği o kurula katılacak mı? Belli değil.

Sohbet, Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve genel seçim konularına kaydı. Ne mi söyledi? Bir şey söylemedi. Sordu. Ben de Türkiye’de herkesin konuştuğu ve bildiği ve de bilmediği bilinen şeyleri sıraladım.

Ankara Forumu ekibinin Dünya Bankası’nda kendileriyle yapılan toplantıdan tatmin olup olmadığını da sordu. “Gerçekçi bakıyorlar. Başlangıç için iyi olduğunu söylediler ama bu aşamada Dünya Bankası’yla işin hallolduğu gibi bir kanaate sahip değiller” cevabını verdim. TOBB yöneticilerinin “gerçekçiliği”ni paylaştı.
Washington’dan Türkiye’ye yansıyan ya da yansıtılan birçok bilginin “perde arkası”nın yansıyan ve yansıtılan “içerik”ten farklı olduğunun örneklerine, fazla zaman geçmeden rastlamak mümkün. Özellikle dış politika alanında.

Örneğin, bu ay içinde İstanbul’da yapılması tasarlanan ve ABD’nin arkaladığı “Irak Konferansı”nın “kaderi”nin belirsiz olduğu ve Irak’ın hem de bunca zamandır Kürtlere karşı bir eğilimle Ankara’nın yakınlaşmaya özen gösterdiği Başbakan Nuri el-Maliki’nin -karşı olduğunu bir süre önce yazdığımızda, gerek bizim “resmi çevreler” ve gerekse bazı meslektaşlar bana laf yetiştirmek için vakit kaybetmemişlerdi.

Ama, Washington Post’ta pazar günü yayımlanan ve dünkü Türk basınında yankılanan Jim Hoagland’ın “Nuri el-Maliki, uluslararası konferansı niçin bloke ediyor” başlıklı yazı, yoruma yer bırakmayacak ölçüde, bizim bir ay önce işaret ettiğimiz durumu açıklıyor. Yazının şu bölümünü izleyin yeter:

“Washington, konferansın yapılmamasını görmekten ziyade Zebari’yi İstanbul’a göndermeyi hâlâ kabul etmesi ihtimali bulunan Maliki üzerine yoğun baskı yönelti. Açık konuşabilmek namına isminin açıklanmamasını isteyen bir Iraklı yetkili, Maliki’nin direnmesinin ardındaki nedenleri şöyle anlattı: ‘En başta, Irak’ın kurtuluşuna karşı olan Avrupa ve Arap ülkelerini bir araya getirecek olan bir toplantıya niçin katılmamız gerekiyor ki? Niçin bu toplantı, Iraklılara yardım etmek yerine onları tehdit eden ve saygısız davranan bir ülkenin toprağında yapılsın ki’”

Görülebileceği gibi, Washington desteği, işleri yoluna koymaya ve çözmeye yetmiyor. Çünkü, Washington’un kendisi çarpıcı bir “iktidar zaafı” sergiliyor. Washington’da bir “delik iktidar” hüküm sürüyor. Irak’taki başarısızlık ve Kongre seçimlerini kaybettiği için delik deşik olmuş halde bir iktidar.

Dünyanın “tek süper devleti”nin başkentindeki çarpıcı “iktidar zaafı”nın ne kadar süreceği ve nasıl sonuçlanacağı da bu “deliğin” nasıl kapatılacağı da şimdilik, belli değil...  

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya radikalreferansarsivi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.