Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->

Televizyon günah keçisi

28.02.2007 | Nuri Çolakoğlu | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült

TRT’de Cem Duna’nın genel müdürlüğü döneminde, programlardan sorumlu yardımcısı olarak görev yaparken her cuma telefon yağardı. Çünkü perşembe günleri Levent Kırca’nın Olacak O kadar Televizyonu yayımlanırdı. Levent’in parodilerinde ağzı kalabalık avukat mı eleştiriliyor, Barolar Birliği’nden telefon gelirdi; polislerle mi dalga geçiliyor, "Emniyet"ten telefon; doktorlar mı makaraya alındı, Tabipler Odası harekete geçerdi. Tabii bundan bir önceki aşamadan söz etmiyorum: TRT’nin “altın makas” diye adlandırılan denetçileri de en az bu kadar hassas olup iki gün önce bu bölümleri atmaya kalkıştıklarından ve Levent Kırca ya da Oya Başar arayıp “Gene kesiyorlar” diye uyardıklarından, TRT denetçilerine saatlerce dil döktükten sonra yayımlatılabilen bölümlerdi bunlar.

Bu defa da avukatlara, polislere, doktorlara, “Yahu bu komedi programı! Elbette her yerde yanlış yapan kişiler olabilir. Mizahçının işi de bunları diline dolamak. Siz niye bunu üzerinize alınıyorsunuz?” diye dert anlatmak bize düşerdi.

Özel TV’ler geldi. Devlet televizyonuna resmi ya da yarı resmi kuruluşlardan hâlâ telefon geliyor mu bilemiyorum ama özel TV’lere gelen sadece kibarca uyarılar ya da ricalar. Ama giderek toplum olarak da bu gibi şeylere alışmaya, bunlardan gocunmamaya başladık diye düşünüyorum.

 

Hoşgörüsüzlüğün zirvesi

Ama bu hoşgörüsüzlüğün çok da acımasız bir şekilde devam ettiğini geçen hafta gördük. Şanlıurfa’da çekimleri devam eden ve Show TV’de yayımlanan Yaralı Yürek adlı dizinin setini basan 30 kişilik bir grup, yönetmen Özer Kızıltan'la yardımcısı Celal Çimen’i sopa ve taşlarla dövüp seti tahrip etti; bir kameraları kırıldı. Kızıltan ve Çimen, Şanlıurfa Devlet Hastanesi’nde tedaviye alındı. Medyatava’nın yazdığına göre dişleri kırılan Kızıltan, "Bize, ‘Urfa’nın namusunu kirletiyorsunuz’ diye bağırdılar. Silah gösterdiler. Canımızı zor kurtardık. Şu an ölü de olabilirdik. Sopalarla öldüresiye vurdular" dedi. Olaylar üzerine dizinin çekimlerine ara verildi. Show TV yönetimi dizinin başka bir yerde devam etmesi olasılığı üzerinde duruyor.

Yaralı Yürek aslında Türkiye’nin çok temel sorunlarından biri olan töre cinayetlerine dikkat çekiyordu. Gazeteler her gün bu nedenle öldürülen, evden kaçmak zorunda kalan kadınların haberleriyle dolup taşarken, mahkemeler ağırlaştırıcı bir neden olması gereken bu tür cinayetlere “ağır tahrik” deyip en büyük indirimleri uygularken Urfalı yetkililer, başrollerini Vildan Atasever'le Serdar Özer’in paylaştığı diziye ilk günden tepki göstermeye başlamışlardı.

Başta Şanlıurfa Belediye Başkanı olmak üzere çeşitli kuruluşların temsilcileri, töre baskıları ve tecavüz sahneleri nedeniyle dizinin çekimlerinin durdurulmasını istemişti. Sonunda da 30 kişilik grup, sanatçıları sopalarla dövüp, seti tahrip etti.

 

Sorunların kaynağı

Elbette "Yetkililer tahrik etti" demek istemiyoruz. Ama hoşgörüsüzlük ve ucuz popülizm; şiddet gibi, töre cinayetleri gibi kökleri toplumun çok derinlerinde yer alan sosyal sorunlara kalıcı çözümler aramak yerine medyayı, özellikle de televizyonları günah keçisi haline getiriyor; sorunların kaynağını TV programları gibi gösteren demeç ve açıklamalara yer veriyor.

Ne yazık ki toplumumuzda çok derin kökleri bulunan anlaşmazlıkları şiddet uygulayarak çözme, fikir anlaşmazlıklarını, karşı fikirdekileri fiziki olarak ortadan kaldırarak bitirme, ortaçağdan kalma törelere sahip çıkan namusu kanla temizleme gibi çağdaş bir toplumda yaşatılmaması gereken tutumları köklü bir seferberlik ve eğitimle düzeltmek yerine bu sorunlara dikkat çeken TV programlarını eleştirmek, giderek bir moda halini alıyor. Zaman zaman TBMM çatısı altında bile dile getirilen ve eleştiri ya da uyarı noktasını aşıp yasakçılığa uzanan ve ifade özgürlüğünü sınırlama noktasına gelen bu davranışlar, yeni bir çağa adım atma çabası içindeki Türkiye’ye yakışmıyor.

 

İki yanlış bir doğru mu

Elbette yayın kuruluşlarını sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermek istemiyoruz. Elbette biz yayıncıların da çok önemli hataları vardır ve olabilir. Çünkü toplum ve medya, fizikteki bileşik kaplar gibidir. Toplumdaki rahatsızlıklar ve hastalıklar tıpkı bir ayna gibi siyasete de medyaya da okula da aileye de yansır.

Tamam, toplumdaki bazı duyguları kaşımaya, cinsellik gibi, şiddet gibi, dini veya milli duygular gibi toplumda çabuk ilgi ve tepki yaratacak bazı noktalardan hareketle bunları kazanca çevirme eğilimi medyada da yankılarını bulmuş olabilir. Bu yolla reyting ya da kazanç elde etme peşinde olanlar olabilir. Ama bunları baskı altına alma, yasaklama, cezalandırma bize doğru yol gibi görünmüyor. Ne de olsa iki yanlış bir doğru etmiyor. Ancak serinkanlılıkla olaylara doğru teşhis koyup sonra da enerjimizi birbirimize karşı değil, sorunların çözümü için kullanarak daha iyi sonuçlar alabiliriz.

Biz bir yandan üyelerimizi sosyal sorumlulukları konusunda uyarırken sorumlu konumda olanları da kararlar alırken ve açıklamalar yaparken aynı noktadan hareket etmeye davet ediyoruz.  

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.