Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->

Türkiye'de bugünkü sistem laik falan değil

13.11.2006 | Jale Özgentürk | Söyleşi
Türkiyede bugünkü sistem laik falan değil

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült

Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan, nüfusun üçte birini oluşturan Alevilerin haksızlığa uğradığını, ibadethaneleri olan cem evlerinin tanınmadığını belirtiyor. Doğan 'AKP Aleviliğin adını bile anmıyor. Başbakan dört yılda hiçbir Alevi örgütüyle görüşmedi' diyor ve ekliyor:  'Haklarımızı Avrupalıların dayatmasıyla ortadan kaldırmaya çalışmak, bizim değil siyasetçilerin ayıbıdır.'

 

Avrupa Birliği (AB) İlerleme Raporu'nda yer alan ve Türkiye'yi sıkıştıran konulardan biri de, Alevilerle ilgili. Alevi nüfusu Türkiye’nin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Kimi tahminlere göre 20-25, kimilerine göre 5-6 milyon. Aleviler, Türkiye’de 72 bin camiye karşılık kendi ibadethaneleri olan cem evi sayısının sadece 1000 olduğunu, Diyanet'e ayrılan 1.5 milyar dolar bütçeden ise kendilerine pay ayrılmadığını söylüyor ve bunun laiklikle bağdaşmadığını vurguluyor. Okullarda kendi inanç sistemlerinin de öğretilmesi için mücadele veren Aleviler, AK Parti'nin bu hakları vermemesi halinde gelecek seçimlere parti kurarak girmeyi planlıyor. Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan, Alevilerin mücadelesinde öne çıkan isimlerden biri. Doğan, yıllardır verdikleri mücadeleye rağmen hiçbir adım atılmadığını belirterek, hükümete dört bine yakın dava açtıklarını söylüyor.

 

Avrupa Komisyonu'nun açıkladığı 2006 İlerleme Raporu'nda Alevilerin haklarına ilişkin atıflar da yer alıyor. Aleviler ne istiyor?

Aleviler Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında en büyük desteği veren kesimdir. Alevilerin canıyla, malıyla verdiği topyekûn mücadele sonucunda, tüm Anadolu halkıyla birlikte kurdukları, Türkiye Cumhuriyeti'nden yıllardır taleplerimiz var. Bu talepleri defalarca dile getirdik, getiriyoruz. Bunlar arasında kabul edilmesini istediğimiz bazı konular şunlar: Cem evleri Alevilerin inanç merkezidir. Cem evleri, cami, kilise, havra, sinagog, mescit gibi yasal bir statüye kavuşturulmalıdır. Okullarda okutulan ve Alevi çocuklarını da asimile eden zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır. Laik bir ülkede olmaması gereken Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalıdır. Yasalarda yer alan Alevilere yönelik yasaklar kaldırılmalıdır.

 

Bu taleplerinizi yıllardır dile getiriyorsunuz. Hiç mi ilerleme olmadı?

Koalisyonlar döneminde Alevilerle ilgili gelişmeler oluyordu ve olumlu yansımalar başlamıştı. Sadece kapalı kapılar arasında yapılan konuşmalar olarak kalmamıştı. Başta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olmak üzere Mesut Yılmaz, İsmet Sezgin gibi isimler devlet adına bir takım sözler verdiler. Genel bütçeden payların hakça dağıtılacağı, camilere yapılan yardımların cem evlerine de yapılacağı imajını verdiler. Ancak AK Parti'nin iktidar olmasıyla birlikte Alevilerin yasal haklarıyla ilgili gelişmeler duraksamaya uğramadı, tamamen durdu. O kadar ki Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Berlin'deki bir konuşmasında "İslam’ın bir tek ibadethanesi vardır. O da camidir. Eğer bu kardeşlerimiz de Müslüman iseler, camiye gelsinler” gibi hiç de yakışık almayan, laik bir cumhuriyetin başbakanına yakışmayan açıklama yaptı.  Bu talihsiz açıklama ister istemez İlerleme Raporları'na dâhil edilme sürecini başlattı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu birkaç kez randevu istedi, ama hiçbir randevusuna da gelmedi. Bunun adı; yapıyormuş gibi görünmek!

 

Bu sorunlar Avrupa Birliği'ne nasıl yansıdı?

AB Türkiye'de İslam'ın monolitik olmadığını, tek düze bir İslam anlayışının bulunmadığını bilmiyordu. Ayrımcılığın olmadığını zannediyordu. Ancak gerek Türkiye'den bizim çıkışlarımız, gerekse AB ülkelerinde yaşayan Türklerin çıkışları sayesinde İslam’ın tek düze bir din olmadığını gördüler. Özellikle Anadolu İslamı olarak bilinen, Türk İslam anlayışı olarak kabul edilen Alevilik anlayışının farklı olduğunu, ama yasalar tarafından himaye görmediğini fark edince, gündemlerine aldılar. Bu da çok normal. AB'nin ortak değerleri arasında inanç özgürlüğü vardır. Çünkü Avrupa, barışı din ve devlet işlerinin ayrılması ve devletin de inançlar karşısında tarafsız kalmasıyla yakaladığını bilmektedir.

 

AB ne zamandan beri izliyor bu gelişmeleri?

2000 yılından beri. İzleme komiteleri söz verilen konuların yerine getirilip getirilmediğini inceliyor. Ancak uzun süredir bir gelişme olmadığını saptadılar. Biz bütçeden Anayasa'nın 36. maddesine göre din hizmetleri için ayrılan paralardan hizmet payı almak istiyoruz. 2006'da din hizmetleri için ayrılan para 1.5 milyar dolardır. Bu yıl da 2 milyar doları geçiyor. Bunun üçte birinin Alevi yurttaşların ihtiyaçlarına tahsis edilmesi gerekiyor. Çünkü Alevi yoğunluğu bugün yüzde 30 civarındadır.

 

Koalisyon hükümetleri döneminde bazı adımlar atıldı dediniz. Yani siyasiler Alevilere haksız yapıldığını kabul etmiş miydi?

Sayın Necmettin Erbakan da dahil tüm siyasi liderler Alevilere haksızlık yapıldığını kabul etmişti. Erbakan iktidara gelir gelmez, “İlk işimiz Alevi kardeşlerimizin haklarını vermek olacak, demişti. Onlardan kopup gelen AK Parti de böyle bir taahhüdü başka bir şekilde seçim bildirgesine ve hükümet programına aldı ama Alevi kelimesini kullanmadan. “Tüm yurttaşlar inanç özgürlüğünce eşit biçimde haklardan yararlandırılacaktır” dendi. Bu süreçte hiç gelişme olmadı. Hatta Türkiye'nin başbakanı yurttaşlarının çok önemli bir kesimiyle görüşmeyi bile kabul etmedi. Hiçbir Alevi Vakfı ile 4 yılda bir kez dâhi görüşmedi, buna ihtiyaç hissetmedi. Bu aslında siyasi yapıya da yansıyor. 357 milletvekili arasında bir tek Alevi yok. Bu bir zihniyet meselesi. Kendileri laik cumhuriyeti değil, Sünni devleti yönetmeye gelmiş.

 

Haklarınızı almak için davalar açmıştınız. Ne aşamada?

AK Parti'nin tavrı nedeniyle 4 bine yakın dava açtık. Gelişme olmuyor diye kızmak yerine, demokrasi kültürüne uygun olarak, sorunu tarafsız bir organın barışçı biçimde halletmesi için yargı yoluna başvurmayı yeğledik. Yani AK Parti'yi ikna yerine bu yöntemi seçtik. 2000 dava Başbakanlığa, 2000 dava da Milli Eğitim Bakanlığı'na karşı açtık. Davalar sonuçlanmak üzere.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuran da olmuştu değil mi?

AİHM'de ferdi bir dava var. Dava daha çok eğitimle ilgili... Münferit bir dava, biz daha kapsamlı davalar açtık. Hem bütçeden pay almak, hem cem evlerinin yapımında devlet desteği verilmesi, devlete ait radyo ve televizyonlarda Alevi yurttaşlara da konuşma hakları verilmesi gibi. Bütün Ramazan boyunca sadece Sünni vatandaşlara yönelik yayın yapıldı. Oysa İslam tek yorumdan ibaret değil. Din dersleri mecburi olmaya devam ettikçe, Alevilerin kendi İslami anlayışlarını öğrenme imkânı kalmıyor.

 

Haksızlık kabul ediliyor da, neden ilerleme sağlanamıyor sizce?

Çünkü partiler Sünni oyları kaybetmek istemiyorlar. Türkiye'de siyaset sistemi devlet adamı yetiştiremedi. Günü kurtarmaya çalışan insanlar getirildi. Devlet adamı, siyaset adamı kelime oyunu değil. İkisini ayıran çok önemli kıstas var. Siyaset adamı günü kurtarır, devlet adamı ise yarını görüp, hukuka güveni artırır.

 

Türkiye'de AB'nin de hatalarıyla üyeliğe destek verenlerin oranı azalıyor. Avrupa karşıtlığı yükseliyor. Sizin mücadeleniz haklı olsa da, AB'nin dayatması kamuoyunda ters etki yaratır mı?

Türkiye'de Avrupa Birliği'ni Türk aydınları da, toplum da bilmiyor. AB çetrefil bir konu olsa anlarım. Ben Avrupa Topluluğu olduğu zamandan başlayarak hocalığını yaptım bu konunun. İstanbul Siyasal Bilimler Fakültesi'nde ayrı bir birimini oluşturdum. Avrupa Toplulukları Hukuku vardı o zaman. Galatasaray Üniversitesi'ndeyken ise en büyük şirketlerimizin bile bu hukuku bilmediği gördüm. Avrupa Birliği, devletlerin egemenlik yetkilerinin bir kısmını bıraktıkları yerdir. Türkiye'nin sorunu bu bilgisizliktir. Ayrıca Avrupa bir değerler sistemidir. Başında kabul etmişsiniz. Türk toplumunun bu tür hakların üstesinden geleceğini düşünüyorum. Zaten yaşanıyor bunlar. Alevilik Türk halkının ruhudur. Arap kültürünün ithal edilmesi sonucu ise karışmıştır. AB bundan haberdar değil. Bu kadar kitleye en masum hakları dâhi vermiyorsanız, bu nasıl demokrasi. Biz kapılarını çalmadık ama onlardan gelen heyetler oldu. Biz kendi hükümetimizle bu işi halletmek istedik. Bugüne kadar bizim politikamız da buydu. Ancak bugünkü sistem laik falan değil. Avrupa'dan gelecek kararın milliyetçi hareketlere dönüşeceğini zannetmiyorum. Ben Türk halkına şunu anlatabildiğimizi düşünüyorum: Alevilere yapılan bir haksızlık var. Bu haksızlığı Avrupalıların dayatmasıyla ortadan kaldırılmaya çalışılması, Türk siyasetçilerinin ayıbıdır, büyük ayıptır üstelik. Aslında onların bu ayıbı yaşamak istememesi gerekir.

 

Seçimler yaklaşıyor. Alevi oyları da partiler için her zaman önemli olmuştur. Nasıl bir yaklaşım var?

Tüm siyasi partilerden olumlu mesajlar var. ANAP bir yasa tasarısı hazırlıyor. Sorunu ciddi boyutlarda ele alıyor. Bu seçim kaygısıyla, oy kaygısıyla olabilir ama siyasi partiler neyle yaşıyor ki zaten. CHP kendi Alevi milletvekillerine önerge verdiriyor. Parti olarak henüz ona cesaret edemiyorlar. Orada da olumlu gelişme var. DYP'den Mehmet Ağar'ın zaman zaman çıkışları var. Tahmin ediyorum önümüzdeki günlerde bunlar daha da hızlanacak.

 

Alevilerin partileşmesi konusunu, siz de gündeme getiriyorsunuz. Var mı böyle bir hazırlık?

Şu anda bir çalışmamız yok. İhtiyaç da hissetmiyoruz. Ancak Alevilerin partisiz olarak girecekleri son seçimdir bu. Ondan sonraki süreci, bu seçimlerdeki tavır belirleyecektir. Eğer seçimlerde partiler Alevileri ayrım yapmaksızın kucaklayabilirlerse, aday listelerinin tespitinde Alevi yurttaşlara da hak ettikleri şekilde yer verirlerse, parti kurulmasına gerek yok. Eğer olmazsa, yine oy taşısınlar diye göstermelik yerlere koyarlarsa, önümüzdeki seçimden sonra Alevilerin liderliklerini yapacakları bir siyasi partiyi görmek ya da beklemek gerekir. Siyasetin kuralı bu... Aleviler olmaksızın partilerin oluşması zordur. Biz hep iyi niyetle bekledik. Ben şahsen bir inanç partisi kurulmasını doğru bulmuyordum. Erbakan'ın yaptığını siz Alevi olarak yapmış olurdunuz. Hep reddettim. Görünüyor ki bu olmuyor!

 

Aleviler arasında parçalanmışlık var mı?

Parçalamaya çalışıyorlar. Avrupa'dan destek alarak gelmeye çalışanlar var. Türkiye içerisinden bölme hareketleri var. Böl-yönet mantığı var. Cem Vakfı'nı arkadaşlarımla kurduğumda hemen başka insanlar çağırıldı. Para destekleri verildi, federasyon kuruldu. Bu girişimler hep oldu, oluyor.

 

Aleviler eğer haklar bazında ilerleme sağlarsa, bu seçimde AK Parti'ye oy verir mi?

Geçen seçimde Aleviler çok miktarda oy verdi AK Parti'ye. İlerleme olursa yine verecektir. Oyları azaldıkça AK Parti de yaklaşıyor zaten. Ama ben tahmin etmiyorum.

 

Alevilerin sayısını ABD biliyor biz bilmiyoruz

Türkiye'de Alevi nüfusu ne kadar? Siz 20 - 25 milyon diyorsunuz, kimilerine göre ise 5 - 6 milyon. Resmi bir rakam var mı?

Biz 20-25 milyon diyoruz. Aslında bu rakamlar ABD'nin, Rusya'nın araştırmalarında var, bizde yok. Ford Vakfı'nın tahsis ettiği 30 bin dolarla İktisat Fakültesi'nden bir grup öğretim üyesi, demografik yapıya ilişkin bir araştırma yapmıştı. Araştırmada hangi köyde nüfus yoğunluğu nedir sorusuna yanıt aranıyordu. Anadolu 16. yüzyıldan itibaren bir transformasyon geçiriyor. Hâlâ büyük aşiretlerin yarısı Sünni, yarısı Alevidir. Köyler karışıktır. Diyanet'e göre 8-9 milyon bazıları ise 5-6 milyon diyor. Yarışıyorlar ama biz olayı ciddiye almıyoruz.

 

İlk resmi nitelikli temas 3 Ekim'de

Son aylarda AK Parti'nin Aleviliğe ilişkin araştırmalar yaptığını duyuyorum. Yakın temas var mı?

Türkiye'de Alevileri tanımıyorlar. Bunu bildiğimiz için, geçen aylarda Ankara'da bir cem töreni gerçekleştirdik. Bu törene AK Parti'nin üst kademesi de davetliydi. Başbakanı temsilen de Milli Eğitim Bakanı vardı. Orada hepsi hayretler içerisinde, başka bir gezegenden gelmiş gibiydiler. Şimdi AB önlerine koymadan, ilk defa kendi senaryoları var zannediyorum. Ama hâlâ mutabakatımızı sağlayamadılar, alamadılar. Başbakan düzeyinde teşebbüs yok ama kendilerine yakın olan Avrupa'daki Türkler üzerinden bu bağlantıyı kurmak istiyorlar. 3 Aralık'ta Almanya'da bir toplantı olacak. O toplantı vesilesiyle ben, Mehmet Aydın, işadamı Vural Öger ve AB temsilcileri konuşacak. Bu ilk resmi nitelikli görüş belirtme toplantısı olacak.

 

Aleviler saz eşliğinde Tanrı'ya yönelir

Türkiye’de kaç cem evi var? 

Her köy kendi cem evini yapıyor. Yaklaşık 1000 civarındadır. Aleviler kendi İslami inançları itibariyle, mekânların konforlu olmasını beklemezler. Orada kadın erkek saz eşliğinde Tanrı’ya yönelmek esastır. Kalbin her türlü fesattan arındırılmasıdır. Arap anlayışında kadın erkek bir aradaysa ve saz da varsa, bu cümbüştür! Bu, toplumun meselesi... Türkiye daha aydınlık içinde, kadın erkek ayrımı olmadan, insan anlayışının olduğu bir İslam anlayışına geçecek mi, geçmeyecek mi?

 

Prof. Dr. İzzettin Doğan kimdir?

Malatya’da 1940’ta dünyaya gelen İzzettin Doğan, Malatya Gazi İlkokulu’ndan sonra, orta ve lise eğitimini İstanbul Galatasaray Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitiren Doğan, aynı yıl İstanbul Hukuk Fakültesi “Devletler Umumi Hukuku Kürsüsü’ne asistan oldu. Daha sonra Birleşmiş Milletler’den aldığı bir bursla, Cenevre’de ve Fransa’nın Nancy kentinde yaptığı çalışmalar sonucunda, hazırladığı Devletin Milletlerarası Antlaşmalardan Doğan Hak ve Borçlara Halefiyeti Sorunu”  konulu doktora tezi ile “hukuk doktoru” ünvanını kazandı. İstanbul Üniversitesi Hukuk, İktisat ve İşletme Fakülteleri’nde, Marmara Üniversitesi’nde ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans programlarında Devletler Umumi Hukuku ve AET Hukuku alanında belirli zamanlarda ders verdi.1994’te Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne profesör olarak atandı. 1995’te kurulan Cem Vakfı’nın kurucu genel başkanı.

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.