Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->
Rss Göster

Yorum

Orhan Pamuk, küresel bir Türk markasıdır

17.10.2006 | Güven Sak | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült

Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan ilk Türk yazar oldu. Sonra her şey fıkradaki gibi cereyan etmeye başladı. Hani adama cehennemi gezdiriyorlarmış her nedense. Kaynar kazanların olduğu bölüme gelmişler. Göz alabildiğine kazanlarla dolu bir bölgesi cehennemin. Her kazanın başında bir zebani nöbette, kimse dışarıya kaçmaya teşebbüs edemesin diye bekliyorlar. Ama fıkra bu ya, kazanlardan birinin başında nöbetçi zebani yok. Her nedense cehenneme düzenlenen bu turistik geziden memnun gözüken fıkra karakterimiz "Niye böyle?” diye sorar. "Orası Türkiye’den gelenler için” derler, "içlerinden biri kaçmaya kalkıştığında, tecrübeyle sabit, kazandakilerden biri hemen bacağından içeri çekiverdiği için, o kazanın başına nöbetçi dikip kaynakları israf etmiyoruz.” İşte aynen böyle oldu.

Herkesin farklı çekinceleri vardı. Kimileri Orhan Pamuk’un ne yazdığını pek bilmese bile gazetelerdeki beyanatlarını okumuştu. Düşüncelerinden hoşnut değildi. Fırsat düşse, hazır hâlâ yürürlükteyken 301’den yargılayacaktı. Kimileri ise yazdıklarını okumuştu ve de okuduklarını beğenmemişti. Türkçesini sevmemişti. Üslubundan hoşlanmamıştı. Olabilir.

Ama tüm bu çekincelere rağmen, Orhan Pamuk çok satıyor. Özel yayıncılık sektörümüz onunla birlikte bir endüstri haline gelmeye başlamadı mı? Bugün yaklaşık 500 milyon ABD Doları tutarında bir ciroya sahip değil mi? Üstelik Orhan Pamuk yalnızca Türkiye’de çok satmıyor, kitapları 46 dile zaten çevrildi. Üstelik bütün bunlar bu ödülden önce oldu.

Şimdi bazıları da bunu sevmiyor olabilirler. Orhan Pamuk’u Türk özel yayıncılık sektörünün kapitalistleşmesinin simgesi gibi görüyor olabilirler. İçeriğe ve üsluba bu çerçevede itirazları olabilir. Kitleselleşmeden, sanat eserinin ve sanatçının etrafını çeviren gizemin yırtılmasından rahatsız olabilirler. Ona yapacak bir şey yok. Walter Benjamin bunu daha 1935/1936’da zaten yazmamış mıydı? "Teknolojik yeniden üretilebilme çağında sanat eseri” adlı makalesinde bu yeni çağda teknolojik gelişmenin etkisiyle "sanat eserinin çoğaltılmasından, çoğaltılmak üzere sanat eseri üretilmesine” geçtiğimizi söylememiş miydi? O zaman elbette sanat eserinin tanımı değişiyordu. Herkesin okuyabileceği, "en” sanat eseri oluyordu. İşin gereği, malın niteliğini belirliyordu.

Nobel Edebiyat Ödülü'nün nasıl açıklandığını dinlediniz mi? Sel gidecek, sonunda kum kalacak. Hele şu bir hafta geçsin, oradan başlayarak, bundan yüz yıl sonra akıllarda bir tek o açıklama kalacak: "Nobel Edebiyat Ödülü bir Türk yazara verildi.” Bu birinci nokta.

Öyleydi böyleydi. Gözünün üzerinde kaşı vardı, yoktu. Bunların hepsi bir hafta içinde bitecek. Sonunda kum kalacak:

”2006 Nobel Edebiyat Ödülü'nü, eserlerini Türkçe yazan bir yazara verdiler” diyecekler. Bu da ikinci nokta.

Orhan Pamuk’la yapılan söyleşileri artık herkes daha bir ilgiyle okuyacak. Okuyanların aklında ne kalacak? ”2006 yılı Nobel Edebiyat Ödülü eserlerini İstanbul’da yazan bir Türk yazara verildi” diyecekler. Bu da üçüncü nokta.

Neymiş? Orhan Pamuk bazı konularda "resmi” görüşe uygun durmuyormuş. Ne diyecekler? Önümüzdeki bir haftadan başlayarak, tam yüz yıl sonra akıllarda ne kalacak? "2006 Nobel Edebiyat Ödülü eserlerini İstanbul’da, Türkçe yazan,  muhalif bir Türk yazara verildi” diyecekler. Şimdi bunun neresi kötü? Üstelik demokratik bir ülke olduğumuzu da vurguluyor. Bu da dördüncü nokta.

Ama biz en çok beşinci noktayı seviyoruz. Şimdi etrafınıza bakın bakalım. Mangalda kül bırakmayan sözde Türkiye sevdalılarının kaç tanesi Türkiye’ye, İstanbul’a ve de Türkçeye böyle bir hizmette bulundular. Lütfen isimleri zihninizde bir çeviriniz. İster gazete genel yayın yönetmenlerinden, ister yazarlardan başlayınız. Lütfen!

Gelin işin adını koyalım: Orhan Pamuk bu topraklardan çıkan küresel bir markadır. Türk özel yayıncılık sektörünün belki de ilk markasıdır. Yayıncılık sektörümüzün kemale ermeye başladığının simgesidir. Nobel Edebiyat Ödülü, bu topraklardan çıkan bir küresel markayı yalnızca bir kez daha gündeme taşımıştır. Bizi düşündürmüştür. Marka, ödülden önce zaten vardır. Kalitesi satış rakamları ile zaten tescil edilmiştir. Kalitesi olmayan küresel bir marka olabilir mi? Biz, Orhan Pamuk hadisesinin, bu topraklardan küresel marka çıkarma dersinde, bir inceleme konusu olması gerektiğini düşünüyoruz.

Küresel Türk markaları arttıkça ne olacağını düşünebiliyor musunuz?  Türkiye, Türkçe, İstanbul ve Türk bayrağı yalnızca daha çok tanınır olacak. Aynen Orhan Pamuk hadisesinde olduğu ve olacağı gibi. Kendisini Türkiye sevdalısı olarak niteleyenlere özenle duyurulur.

Bir süredir "Neden bizim Mittal Çelik, Samsung Elektronik, Nokia gibi küresel organizasyon kabiliyetine sahip şirketlerimiz yok” diyorduk. Nobel Edebiyat Ödülü sayesinde düşünme imkânı bulduk. Şimdi içimiz daha bir rahat. Orhan Pamuk var. Bu topraklarda yaşayanlarda belirgin bir bozukluk yok: İsteyince olabiliyor.

Ama durun, yine de ufak bir bozukluk var galiba. Bakın isteyince yapabilenleri yeniden kazanın içine çekmek için yoğun bir faaliyet de seziliyor. Fıkra gibi yani.

Orhan Pamuk ve Orhan Pamuk’un roman karakterleri ile bir probleminiz mi var? Güzel. O vakit, bilmeniz gereken açıktır: Orhan Pamuk’la başa çıkmanın yolu Orhan Pamuk olmaktır. O yaptıysa siz de yapabilirsiniz. Bu hadise içimizde yalnızca bir yarışma hissi uyandırmalıdır.

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.