Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->
Rss Göster

Yorum

Nobel'e sevinemeyen Türkiye

14.10.2006 | Mensur Akgün | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült

Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldığının açıklanmasından kısa bir süre sonra gazetelerin web sayfalarına ilk yorumlar da düşmeye başladı ve görüldüğü kadarıyla çoğunluk ödüle sevinmedi. Türkiye'de insanlar Pamuk'un aldığı ödülle Fransız Parlamentosu'nun başlattığı süreç ve yazarın 1915 trajedisi karşısındaki tutumu arasında ilişki kurdu. Hatta bazıları, perşembe günü 17.28'de Hürriyet'e yazan Erkan Sever gibi, "Nedense bizim ülkemize karşı olan her şey Avrupalıların hoşuna gidiyor" dedi.

Oysa normal şartlar altında "Türklerin" sevinmesi gerekirdi. Yurtdışındaki en ufak bir başarıyı, sıradan bir gazetenin Türkiye ya da Türkler konusundaki hemen her haberini, Türk takımlarının veya futbolcularının "yabancılara" attığı her golü önemseyen Türkiye'nin ilk refleksinin çok daha coşkulu olması beklenirdi. Bir Türk yazar dünyanın en önemli ödülünü kazanmıştı. Ama Türkler sevinmedi, sevinemedi. Sevinenler de buruktu.

Buruktu, çünkü için için ödülü alan yazarın Fransız parlamenterler gibi davrandığını, üstelik de ödülü bu yüzden aldığını düşünüyordu. Evet, Orhan Pamuk ödülü dünya edebiyatına yaptığı katkı kadar siyasi duruşu yüzünden de almıştı. Ancak o siyasi duruşu, dünyaya bakışı olmasaydı Pamuk zaten yazar olamazdı. Belki yazardı, fakat yazar olarak kabul edilmezdi. Pamuk'u Pamuk yapan siyasi hassasiyeti, dünyaya bakışı, olaylar karşısındaki duruşuydu.

Tüm "iyi" yazarlar gibi Pamuk da yerleşik inançlar, temelsiz önyargılar karşısında eleştirel tutum takındı. Sayısı ve kendisinin tek olduğu konusunda yanılsa da 1915 trajedisi konusunda söyledikleri temelde doğruydu. Türkiye I. Dünya Savaşı sırasında yaşanan bu dramı konuşmak, bilmek, duymak istemiyordu. Dedelerimizin yanlış bir şey yapmayacağına olan inancımız, bizden önce bizimle aynı kökenden gelen insanların tüm mirasına sahiplenme kolaycılığımız tarihin tartışılmasını engelliyordu.

Gerçekten de Türkiye yıllarca tarihini tartışmaktan, resmi söylemin dışına çıkmaktan korktu. Pek çok konu tabu haline dönüştürüldü, hukuki ve siyasi dokunulmazlık kazandırıldı. TCK yenilenirken 301. maddenin gerekçesinde bile Ermeni soykırım iddiaları karşında kullanılabileceği yazılmıştı. Gerekçe metinden daha sonra çıkarıldı, ancak madde yine de bu amaç için pek çok kez kullanıldı. Yani Türkiye, Fransızlara söylediği şeyi kendi de yaptı. Tarihi tarihçilere bırakmadı.

Bırakabilmiş olsaydı belki Fransızların bize tarih öğretmesine, kibirlerini dayatmasına gerek kalmazdı. Büyük bir olasılıkla resmi Türkiye'nin 1915 trajedisini aslında tanıdığı ama bu trajediyi 1948 Soykırım Sözleşmesi'nin 2. maddesine göre "soykırım" olarak kabul etmediği dünyaya daha iyi anlatılabilirdi. Orhan Pamuk da bu konuda konuşmak ihtiyacı hissetmezdi. Ama emin olun Orhan Pamuk yine de Nobel Edebiyat Ödülü'nü alırdı.

Ödül, Pamuk'a söyledikleri için değil yazdıkları için verildi. Kabul edelim ki Pamuk iyi bir yazar. Yazdıklarını anlasak da anlamasak da söylediklerini sevsek de sevmesek de iyi bir yazar. Tıpkı kendisinden önce ve sonra gelen yazarlar gibi Türkiye'nin gururu ve onuru. Eğer içimiz burkulacaksa, Pamuk'un ödül alması yerine böyle bir yazarı mahkeme kapılarına getirdiğimiz, düşüncelerinden dolayı suçladığımız, linç etmeye kalkışan insanları içimizde barındırdığımız için burkulmalı.

Pamuk'un ödülüne sevinmeli, bütün dünyada Pamuk'la birlikte ifade özgürlüğünün Türkiye'de kısıtlı olduğunun yazılmasına, söylenmesine; daha doğrusu bunun böyle olmasını sağlayanlara, önyargılarınızı, inançlarınızı sömürerek hukuk üstünden siyaset yapanlara kızmalıyız. Eğer etnik kimliğiniz ya da kaderinizi ortak belirlemeniz yüzünden birileriyle aranızda bağ olduğuna inanıyorsanız, bu bağ; Pamuk'la aranızda, üstüne düşen sorumlulukları yerine getirmeyen, yapılanı tehcir diye bile kabul etseniz yüz binlerce insanın ölümüne neden olan İttihat ve Terakki yöneticileriyle olduğunu varsaydığınızdan çok daha güçlü...

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.