Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->
Rss Göster

Kültür

KALEMİN UCU/Tebrikler Orhan Pamuk ve 2006 Nobel Öyküleri-I

14.10.2006 | Atilla Birkiye | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült

Çarşamba günü, öğrencilerime ders anlatırken, edebiyatta esin, yetenek konusunda Yaşar Kemal’i örnek verdim. Ertesi gün (Perşembe, yani yazıyı yazdığım gün) Nobel verilecek, umarım alır dedim.

Birilerinin Yaşar Kemal’i aday göstermesi gerekmiyor. Yaşar Kemal bildiğim kadarıyla “resmi aday” ve yaşadığı sürece Nobel adayları arasında. Yirmi yıl kadar önce çok yaklaşmıştı ama İsveç’teki bazı lobilerin karşı çalışmalarıyla alamamıştı (o zamanlar Nokta dergisi bu konuyu işlemişti). Yaşar Kemal 12 Eylül Cuntası ile işbirliği yapmakla suçlanıyordu ki, son derece yanlış ve haksızdı! Özcesi yakışmamıştı! Nobel’e yakışmayan başka bir “şey” de, özellikle son yıllarda Nobel-toto’ların, bahislerin oynanması!

Bu yılki Nobel’in adayları arasında Adonis ve Orhan Pamuk vardı. Bizim basında da dünya basınında da birkaç yazarla birlikte adı en çok geçen yazarlardandı.

[Gazetedeki ilgili arkadaşlar benden yazıyı genellikle perşembe öğleden sonraya kadar istiyorlar. Bildiğim kadarıyla akşamüstü sayfayı hazırlıyorlar. Ben de yazarken bir yandan kulağım ve gözüm televizyonda. Yabancı kanallara bakıp (BBC, CNN, Euronews vb.) Nobel haberini bekliyorum. Yazıma girsin istiyorum ama öte yandan da, geç kalmak, sayfayı hazırlayanları zor durumda bırakma tedirginliğini de yaşıyorum. Londra’daki gazeteci arkadaşım Mustafa’yı arıyorum, haber yok, o da bekliyormuş!]

Yine çarşamba günü çeşitli vesilelerle, konu açıldığında iki arkadaşıma “Nobel’i sanki Adonis’e verecekler” dedim. Kendisiyle tanıştığım için miydi, bilmiyorum. Bir yıl kadar önce kısaca Adonis’ten söz etmiştim bu köşede. Adını “Adonis” olarak seçmesinden de anlaşıldığı gibi Yunan mitolojisini de şiirinin kaynakları arasında gösteriyor. Ama öte yandan geçen yıl sorduklarında(sanırım onu da yazmıştım) Orhan Pamuk’a vermeyeceklerini söylemiştim, oysa bu yıl Orhan Pamuk da olabilir diye bir his var. Hatta “kitap köşesi”ne Cevdet Bey ve Oğulları’ndan antolojiye aldığım bir parçayı koyarım diye düşünüyorum.

Perşembe günü (yazıyı yazdığım gün) “hızlı” bir gün. Öğleden sonra gazeteden Aslı Sağlam gelecek, yeni romanımla ilgili söyleşi yapacak. Saat altıda bir televizyon kanalında yeni romanımla ilgili bir programa katılacağım ama Nobel’den söz edeceğiz, doğal olarak. Çünkü o saatlere kadar açıklanması gerekiyor. (Türkiye saatiyle 13.00’da açıklanacaktı!) Bir de, Fransız meclisinde o tuhaf, saçma, düşünce ve ifade özgürlüğünü hiçe sayılan “karar” çıktı!

Bu satırları yazarken Aslı’dan telefon geliyor gelemiyorum diye; böylece ben de Orhan Pamuk’un Nobel aldığını öğreniyorum. Büyük başarı; çok seviniyorum, gerçekten gurur verici. Arkadaşları bekletmemek için Nobel’den ve Orhan Pamuk’un yazarlığından önümüzdeki hafta da söz edeceğim. Kim bilir belki birkaç hafta sürebilir; öyle ya ilk kez Nobel alıyor bir yazarımız.

Ama öncelikle de şunun altını çizmek gerek, her ne kadar Orhan Pamuk’a verilmişse de ödül -ki kanımca hak etmiştir-, Türk edebiyatına verildiğini, dolayısıyla önümüzdeki yıllarda edebiyatımızın, dünyada (daha çok da Batı’da) daha farklı algılanacağını söylemek gerekir.

 

ŞİİR

Nobel adayı Adonis’in bir şiiri:

 

DÜŞ

 

Ellerimde yıldızları düşledim

Güvercin kanatları üstünde giden

Ufukta uğuldayan

Yangın kokusunu koklayan-kartaca çağlarında

Aynada yansıyan

Saçlarım gemi oldu diyen

Ayna onunla yansır-keserek geçmişi

 

Düşümde yıldızları gördüm

Uçan denizlerinde beni şahdamarına batıran,-

Şahdamarları kesik,

Onda uçtu diyen ölü sultanlar

Yeni bir adla yarını adla gönderdi

Yanarak

Ekinde güneş ve ufkun.

 

(Doğu ve Batı, Dünya kitapları, türkçesi: Metih Fındıkçı)

 

KİTAP

2006 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Orhan Pamuk’un bence başyapıtı olan Cevdet Bey ve Oğulları’ndan (1982) tadımlık:

“Avrupa, bizim için, bundan sonra yalnızca bir şey olacaktır. Şey diyorum: Bir... bir hedef! Daha doğrusu bir örnek.” Sait Bey vagon-restoranla birlikte sallanıyor, hızlı hızlı konuşuyordu: “Artık gururu bir yana bırakmalıyız. Şunu hep söylerim: Kılıçlarımızın şakırtısını tüfeklerin ve makinaların gürültüsü bastıralı yıllar oluyor... Artık devlet eski devlet değil; ne de dünya eski dünya! Yirminci yüzyılın yarısına geliyoruz... Bin dokuz yüz otuz altı şubatı... Bin dokuz yüz elliye ne ne kaldı? İçelim içelim ve gururu bir yana bırakıp Cumhuriyeti ve Avrupa ’yı içimize sindirelim... Ama siz hiç içmiyorsunuz? ”

Ömer bir şeyler söylemeye çalıştı. “Bin dokuz yüz otuz altı şubatı!” diye düşünüyordu... “İstanbul’a dönüyorum...”

“Yok, yok, bir şey söylemeyin, anlıyorum.” dedi Sait Bey. Sizi bir bekleyen var herhalde. Dalıyorsunuz. Anlıyorum, anlıyorum!” Babacan bir amca şefkati takınmış gülümsüyordu.

Ömer: “Hayır, beni kimse beklemiyor!” dedi. “Benden bir şey bekleyen kimse yok!” Şarap bardağını Sait Beyin elindeki şişeye yaklaştırdı: “Haklısınız, içmiyorum, ama artık içeceğim!”

“Hanımlar da içsin.” dedi Sait Bey. “Daha Türkiye’ye gelmedik...”

Kültüre, zamana, değişen hayata ve Türkiye’ye, gece yarısı trenle yaklaşılan şu bizim sevgili ve hüzünlü memleketimize ilişkin bir şakaydı bu. Sofrada uzun zamandan beri böyle şeylerden söz ediliyor, böyle şakalar yapılıyor, gülüşülüyordu. Sait Bey, herkesle birlikte güldükten sonra, karısına takıldı: Atiye Hanım içkiyi ancak yurt dışında gönül rahatlığıyla içebiliyordu. Bunun üzerine Sait Bey’in kızkardeşi Güler de ağbisine takıldı: Sait de Fransa’ya her gidişinde şarap ve rakı hakkındaki düşüncelerini değiştiriyordu.

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.