Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->
Rss Göster

Yorum

301, Türklük ve anayasal vatandaşlık

30.09.2006 | Eser Karakaş | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült

TCK 301. madde son günlerde basında en çok tartışılan konuların başında geliyor; Dr. Elif Şafak’ın yargılanma süreci bu tartışmaları daha da alevlendirdi.

Dr. Elif Şafak 301’den yargılandığı davadan beraat etti ama daha önce Hrant Dink’in bir mahkumiyeti var ve üstelik Dink bir kez daha 301’den, Ermeni meselesinden yani 1915 olaylarına ilişkin görüşlerinden dolayı yargılanacak ve şayet mahkumiyet alır ise muhtemelen hapse dahi girecek; yukarıda 1915 tarihi üzerinde ısrarla duruyorum, aşağıda nedenini açıklamaya çalışacağım.

Bu satırların yazarı hukukçu değil ama kanımca özellikle kamu hukuku alanında bazı şeyleri sezebilmek için hukuk eğitimi almak şart değil; hatta katı hukuk eğitimi ve formasyonu muhtemelen bazı konuların da daha net görülmesini engelleyebiliyor.

Şafak’ın yargılandığı, Dink’in mahkumiyet aldığı TCK 301. maddede çeşitli konular mevcut ama bunların başında Türklüğü aşağılama konusu geliyor; Türklüğü aşağılamak suç olmalı mı, olmamalı mı bu konuya değil ama Türklüğün ne olduğu ya da bugün nasıl anlaşılması gerektiği konusunu bugün tartışmak ve 301’e yönelik bir öneri getirmek istiyorum.

Daha önce de bu sütunda belirttiğim gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti henüz yurttaşları ile arasında olması gereken temel ve hukuki ilişkileri tesis edebilmiş bir devlet görüntüsü sergilemiyor, sergileyemiyor ve bu eksik ya da yanlış tesis edilmiş ilişkilerin başında da laiklik ve yurttaşlık ilişkileri geliyor; ben bugün daha ziyade ülkemizde anlaşılamamış yurttaşlık konusu üzerinde durmak istiyorum.

Bugün elimizde beğensek de beğenmesek de yürürlükte olan bir anayasa mevcut ve bu anayasa da kanımca Türklük ve vatandaşlık kavramlarını bir tür düzenlemeye tabi tutmuş görünüyor.

Anayasanın dibacesinde yani giriş bölümünde ve dahi başka yerlerde “Atatürk milliyetçiliği” kavramına güçlü vurgu var ve bu kavram Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı için etnik ve dinsel bir bağ aranmaması anlamına geliyor; Devletin bir anlamda kurucu mottosu durumundaki “Ne mutlu Türküm diyene” ifadesi de bir yoruma göre zaten hukuksal ya da anayasal vatandaşlık ilke ve kavramının ülkemizde ilk ifadesi.

Aynı anayasanın 66. Maddesi de zaten “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğunu” hükme bağlıyor; diğer bir anlatım ile Anayasa Türk kavramının Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı kişi anlamına geldiğini yazıyor.

Türk şayet Anayasamız 66. maddesine göre vatandaş anlamına geliyor ise Türklük de olsa olsa vatandaşlık demektir, bunun dışında bir yorum aramak kanımca anayasanın ruhuna da lafzına da aykırıdır ve çok iyi bilinen bir hukuk ilkesi de yasaların mesela TCK 301’in anayasaya aykırı olamayacağı ilkesidir yani bu maddede ifadesini bulan Türklük kavramını anayasal vatandaşlık kavramı dışında yorumlamak Atatürk milliyetçiliğine ve dolayısı ile Anayasaya aykırıdır.

Yargı ve özellikle yüksek yargı sıklıkla Atatürk milliyetçiliği kavramının devletin kurucu felsefesi olduğunu dile getirmektedir, ama kanımca önemli olan bu politik söylemi aşmak ve bu temel gerçeği içtihata yani mahkeme kararlarına ifade özgürlüğü doğrultusunda geçirmektir; TCK 301’de ifadesini bulan Türklük kavramının vatandaşlık anlamına geldiğini içtihata kazandırmak, bu Türklük kavramının hukuksal bağlam dışında değerlendirilmesinin Atatürk ilkelerine aykırılık teşkil ettiğini söylemek kanımca yargının en Atatürkçü içtihatı olacaktır.

Gelelim TCK 301 ve 1915 olaylarına, mesela Şafak’ın yeni sonuçlanmış ve Dink’in yeni açılan davalarına; bilebildiğim kadarı ile 1915 olayları Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan yani vatandaşlık ilkesi formüle edilmeden, devlet ile yurttaşı arasında Türklük yani vatandaşlık bağı tesis edilmeden yaşanmış acı olaylardır ve 1915 olaylarına getirilen bir yorumu, ne kadar sert olur ise olsun, Türklüğe yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına aşağılama girişimi olarak yorumlamak, teknik bir ifade ile anakronik bir yorumdur.

Talat Paşa ve arkadaşları bugünkü hukuksal yorum ile Türk değildirler; etnik olarak Talat Paşa ve arkadaşlarının kökenini bilemem, muhtemelen Türktürler ama bu Türklük Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 66. Maddesinde ifadesini bulan Türklük ve anayasanın ruhunu oluşturan Atatürk milliyetçiliği anlamına bir Türklük değildir ve yargının da Türk kavramını kanımca ancak mevcut anayasa ve Atatürk milliyetçiliği yani hukuksal vatandaşlık doğrultusunda yorumlama hakkı vardır, Türklük kavramının tarihsel boyutunu yorumlamak yargının işlevleri arasında değildir, olmamalıdır. 

Dink davası 1915 olayları ile ilgili; bu davaya bakacak hakimin ve şayet gerek olur ise, ki umarım olmaz, yüksek yargının, Yargıtay’ın Türklük kavramını nasıl yorumlayacaklarını doğrusu merak ediyorum.

Şayet Türklük kavramı ülke yurttaşlar bütününün çoğunluğunun etnik kökeni olarak tanımlanır ve bu çoğunluk grubunu aşağılama 301’e konu edilir ise meselenin çok vahim yerlere uzanması mümkün; öncelikle Türklük hukuksal bir tanım olmaktan çıkarılmış olur ve bu durumda da 301’e tadadi bir biçimde tüm etnik unsurların sıfatlarının eklenmesi gerekir ki bu da doğrusu komik olur.

Türklüğe, Kürtlüğe, Rumluğa, Ermeniliğe, Çerkezliğe, Çingeneliğe, Boşnaklığa, Araplığa, Süryaniliğe, Yahudiliğe vs. diye başlayan bir yasa ilginç olur doğrusu.

Türklük kavramını vatandaşlık kavramı dışında yorumlamanın Atatürk milliyetçiliğine ağır bir darbe olacağını bir kez daha hatırlatmayı yurttaşlık görevi olarak görüyorum.      

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.