Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->

İşte tarihi Hasankeyf'i Disneyland'a çevirecek kurtar(ama)ma planı

04.02.2006 | Özcan Yüksek | Haber
İşte tarihi Hasankeyfi Disneylanda çevirecek kurtar(ama)ma planı

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült

Hasankeyf'teki bir kaç tarihi eser 53 milyon dolara Ilısu Barajı'nı yapacak Avrupalı şirketlerce taşınacak. Baraj tamamlandığında ise listesi 300 sayfa tutan arkeolojik eserlerin büyük bölümü ile tarihi kültürel doku sulara gömülecek

 

Hasankeyf’te, yıkık Ortaçağ köprüsünün birkaç metre uzağındaki yeni beton köprünün çıkışındaki kahvede sandalyeler dışarı çıkarılmıştı, ama soğuk bir öğlen vaktiydi. Yeni yıla iki gün vardı. Bruce Willis’in altmış yaşlarındaki halini andıran bir adam etrafını sarmış olan köylülere sesleniyordu.

“Bugün bayram günüdür. Niye bayram günü? Bu baraj 55 yıldır realize edilmeye çalışılıyor. Kısmet olursa… Soru sormadan ben söyleyeyim… Mart ayında, bu mart ayında, üç ay sonra temeli atılacak.”

O sırada, genç bir mühendis, boş bir kâğıdı elden ele dolaştırıyor, gelenler isimlerini bu kağıda yazıp imza atıyorlardı.

Aslında köylüler konuşmacıyı ayakta dinliyordu. Kaymakam, DSİ Genel Müdürlüğü’nden bir yetkili, yine DSİ’den bir başka yetkili koltuklara oturmuş, bu bilgilendirme toplantısını takip ediyorlardı. Konuşmacı yüksek sesle anlatıyordu, insanları heyecana getirmek istediği belliydi, ama taş köprüden sık sık geçen kamyonlar, otobüsler ve diğer motorlu araçların sesi, onu bastırıyordu. Bu araçlar Gercüş’e gidiyordu, çünkü Hasankeyf’e baraj yapılacak diye bir süredir bu ilçedeki tüm sağlık merkezleri, askerlik şubesi ve başka devlet daireleri oraya taşınmıştı.

Konuşmacı Proje Koordinatörü Yunus Bayraktar’dı:

“Tekrar ediyorum. Burada işi yaptıran Devlet Su İşleri yetkilidir, işi kontrol edecek olan DSİ 10. bölge müdürlüğü yetkilisi ve işi biz, yapan konsorsiyumun yetkilisi buradadır. Başka bir yetkili yok.”

Bayraktar, barajın Ilısu Köyü’nde olduğunu söyledikten sonra, ince mavi çizginin kalınlaşacağını, barajın başladığı yer ile bittiği yer arasında 170 kilometrelik bir göl oluşacağını, Hasankeyf’in de bunun tam ortasında kaldığını panolardan göstererek anlatıyordu.

“Etkilenen bir takım birimler var. Kaçınılmaz bir şekilde, bir şeyler getirince, verince, bir şeyler şüphesiz gider, ama Allah'tan Hasankeyf gitmiyor, tam tersine, burada anlatacağım projelerle, muhteşem bir kültür ve turizm yeri haline geliyor.”

“Bu iş böyle zorla falan yapılacak iş değil. Bu projeler son altı ayda üretilmiştir. Altı ay öncesinde buraya şehir koymak, bunu taşımak gibi kavramlar ütopikti. Şimdi gerçek.”

Bayraktar, suyun 6364 metre yükseleceğini belirtiyordu. Şimdi bu yerler için devlet şöyle demiştir, diyerek anlatmaya devam ediyordu:

“Ben tarihimi, hiçbir şekilde bozmam. Kültürel varlıklar ve tarih, bugün olduğundan daha iyi bir şekilde korunacaktır.”

Sonra Hasankeyf’in taşınacağı, yani bugün yaşayan halkın yeni evleriyle, eskiden yaşamışların yaşadıkları yerlerin yan yana bulunacağı yeni yeri gösteriyordu. Hasankeyf için yapılan planda taşımanın 53 milyon dolara mal olacağı iddia ediliyor. Ancak tarihi yapıların yerinden sökülüp ayrı mekanlara götürülmesini öngören ve turistik tesislerle Hasankeyf'i bir Disneyland'a çevirecek projeye Dünya Bankası destek vermiyor. Bunun bir kültürel değerin yok olması anlamına geldiğini düşünen Dünya Bankası kredi vermeyi reddediyor. 10 bin yıllık bir tarihi silmek anlamına gelen proje ekonomik açıdan da oldukça tartışmalı durumda.

 

300 milyon dolar için

Her şey, yapılması düşünülen barajdan yılda 300 milyon dolar sağlamak için tasarlanıyor. Ya da 300 milyon dolarlık elektrik için.  Her şey, Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 1’ini karşılamak için. Belki de, enerji hatlarındaki kayıpları gidersek Ilısu’nun kat kat fazlası elektrik elde etmiş olacağız.

DSİ adına ENCON firması tarafından hazırlanan “Yeniden Yerleşim Raporu”na göre, 2005 yılı için Türkiye’nin enerji talebi 199,600 GWh (giga watt hour). Baraj bittikten bir iki yıl sonra, bu talep 2015 yılında 398,200 GWh olacak. Yine aynı raporun iddiasına göre Hasankeyf'in yerine yapılacak Ilısu Barajı'nın yıllık üreteceği enerji miktarı ise 3,8 GWh. Yani, Türkiye ihtiyacının yaklaşık yüzde 1’i.

Doğa Derneği, bu raporu ayrıntılarıyla inceliyor ve önümüzdeki günlerde kamuoyuna duyurmak üzere cevabi bir rapor hazırlıyor. Ancak Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken (Atlas Dergisi Doğa Editörü) şunu söyledi: “Bu rapor, Dünya Bankası’nın belirlediği kural ve standartları sağlamaktan çok uzak. Bu nedenle, Ilısu Barajı, inşa edildiği takdirde, Dicle Nehri’nin doğal yaşamı ve canlıların çok önemli bölümü yok olacaktır. Tıpkı Fırat Nehri’ndeki akrabaları gibi.”

DSİ için hazırlanan ve internet sitesinde meraklıları için konular “Yeniden Yerleşim Raporu”nu okuduktan sonra bu sitede bilgilerin neden Almanca olduğu ve sitenin adının da (www.ilisu-wasserkraftwerk.com) neden Almanca olduğunu merak edenler için, özneleri sıralamak gerekiyor:

 

Üç ülkeden üç şirket

Barajın arkasında Almanya, Avusturya ve İsviçre'ye ait üç şirket bulunuyor. Yani çevre ve doğa koruma deyince dünyada ilk akla gelen ülkeler arasında yer alan üç Avrupa ülkesi, Türkiye’nin doğasını ve kültürünü yok edecek bir projeden kar elde edecekler. Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı çıkan Avusturya, kendi şirketinin (VA TECH HIDRO) Türkiye’den gelir elde edebilmesi için, hukukun, kültürel hazinenin ve doğanın yok edilmesine ses çıkarmıyor.

Bu barajı, bu üç ülkeyle birlikte birkaç Türk şirketinin dahil olduğu bir konsorsiyum inşa etmek üzere yetki almış durumda. Almanya, Avusturya ve İsviçre kökenli şirketlerin Türkiye’de bu yatırımları gerçekleştirebilmeleri için kendi hükümetlerinden ihracat garantisi almaları gerekiyor. Çünkü bu garantiyi almadan dünyadaki bankaların hemen hiç birinden barajla ilgili krediyi bulmaları mümkün olmayacak. Çünkü bu, bir “Yap-işlet-devret” modeli.

Dolayısıyla Hasankeyf’in yaşayıp yaşamamasına karar verecek olan esas kişiler ne Hasankeyfliler, ne bu ülkenin yurttaşları, ne DSİ, ne de başkası. Hasankeyf’in kaderi bu üç ülkenin hükümetlerinin elinde.

Bu ülkeler bir yandan kendi şirketlerinin ayakta kalmasını isterken, diğer yandan, OECD üyesi olmaları gereği, projenin çevresel ve yeniden yerleşimle ilgili standartlarını yerine getirmek zorundalar. Elbette bu projenin OECD standartlarını sağlamaktan çok uzak olduğu ortada, çünkü Dünya Bankası diğer bütün GAP barajları gibi, bu projeden de desteğini yıllar önce çekti. Ama Almanya, Avusturya ve İsviçre hükümetleri göz göre göre bu oyunun içine girmek istiyorlar. Bu durum, onların ne kendi ülkelerinde ne de bir başka AB ülkesinde uygulayamayacakları kadar “kirli” bir proje üzerinden, kendi şirketlerinin çıkarlarını ve hayatta kalmasını sağlayacak.

Baraj yapılırsa eğer, Türkiye bu şirketlere 2 milyar dolar ödeyecek. Karşılığında, yalnızca Dicle’nin kıyısında yaşayan canlı türlerini, Hasankeyf’i, Hasankeyf’ten belki de daha önemli pek çok arkeolojik ve kültürel hazinemizi vermiş olacak. Yılda 300 milyon dolarlık elektrikle fiziksel olarak aydınlanmış olacağız. Tarih ise suların karanlığına gömülmüş olacak.

Buna rağmen Kültür Bakanı Atilla Koç “Hasankeyf’in keyfini kaçırmayacağız” dedi, Başbakan Erdoğan da bizzat Batman’a giderek (Kendisi asla Başbakan olarak Hasankeyf’i görmemiştir) Hasankeyf’in taşınarak kurtarılacağını müjdelemişti.

Hasankeyf’i taşıyacağını söyleyen Başbakan’a şunu da hatırlatmak gerekir:  Keban Barajı’nın yapımı sırasında sökülen bir Roma köprüsünün taşları, bir müzenin deposunda yeniden kurulmayı hala beklemektedir.

 

Taşımak mümkün mü?

Belki Hasankeyf’e sadakat treni yüzünden, belki Doğa Derneği’nin aylardır süren teknik ve bilimsel sorgulamaları yüzünden, belki Atlas dergisinin baraja karşı aldığı ve okurlarıyla birlikte gösterdiği tavır yüzünden, son anda projeye şu eklendi:

Yeni bir Hasankeyf kurmak ve tarihi Hasankeyf’i de taşımak. Sayın Yunus Bayraktar da zaten, bu altı aylık yeni ilave projeden söz ediyor. Ama Hasankeyf’i taşımak mümkün mü? Tıpkı Rumeli Hisarı’nı Boğazın kıyısından alıp Ümraniye’ye taşımak gibi değil mi? Üstelik, Hasankeyf’te ve çevresinde, sökülemeyecek, kamyona yüklenemeyecek, söküldüğünde dağılacak, envanterlere sığmayacak kadar fazla sayıda tarihi yer mevcut. Yaklaşık 1150 sayfalık YYEP’nin nerdeyse üç yüz sayfası, Ilısu Barajı’nın altında kalacak arkeolojik yerlerin listesine ayrılmış. Her sayfada ortalama beş yer bulunuyor ve rapor bir çok yerde, Dicle kıyılarının arkeolojik olarak henüz çok az bilindiğini, araştırıldığını belirtiyor. İnşaata 2005 yılında başlanacaktı. İnşaat yedi yıl (84 ay diye belirtilir) sürecek. Su tutulması inşaatın altıncı yılının ortasında (78 ay sonra) başlayacak. Rezervuarın normal su seviyesine ulaşması 2012 yılını bulacak.

hed

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rapordaki itiraflar

Hasankeyf'in taşınabileceğini iddia eden rapor birçok çelişkiyle dolu. İşte onlardan bazıları:

Raporun 8’inci sayfası:

“Özellikle Ilısu Barajı nedeniyle Paleolitik dönem açısından araştırılan Dicle Havzası’nda elde edilen sonuçlar, gerek Türkiye, gerekse Dünya Prehistoryası açısından önemlidir.”Raporu hazırlayanlar, sular altında kalacak bölgenin insanlık açısından önemi konusunda heyecanlarını saklayamamış.

 

Raporun 9’uncu sayfası:

“Buluntuların korunması amacıyla 53 milyon ABD dolarlık maliyet çıkarılmıştır. Bu bütçe, alandaki kültürel varlıkların korunması, kazı çalışmaları ve taşınmalarının sağlanması için geliştirilmiştir… Fakat bu hesaplamalarda ne zaman biteceği bu çalışmaların kestirilemediği için bu süre 7 yıl olarak varsayılmıştır.”

 

Raporun 75’inci sayfası:

“1998 yılı Temmuz ayında DSİ, ODTÜ ve KTB arasında imzalanan protokol gereğince, Ilısu Baraj Gölü altında kalacak alanlarda arkeolojik mirasın korunması için başlatılan çalışmalar maalesef günümüze kadar gereğince yapılamamıştır. Yukarıda söz edilen protokole göre ODTÜ, TAÇDAM yönetiminde alanda gerçekleştirilen yüzey araştırmaları ve arkeolojik kazılar, bazı kısır çekişmeler yüzünden son iki yıldır yapılamamış ve Ilısu Baraj Gölü alanında acilen yapılması gereken araştırmalar ve kurtarma kazıları büyük sekteye uğramıştır…”

( KB)

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.