EyüpCan |
CevdetAşkın |
ServetYıldırım |
GökçeAytulu |
GüvenSak |
VeysiSeviğ |
NurDemirok |
BülentÜnal |
MügeAkgün |
ŞenayAydemir |
CemÇetin |
AlexAkimoğlu |
![]() |
![]() |

Çok Okunanlar 
İngiltere'deki genç Türkler lobiye inanıyor
21.01.2006 | Misafir Yazar : | Analiz
Türkiye, Avrupa Birliği yolunda kendisine destek olan İngiltere ile uzun vadeli çıkar birliğini ve işbirliğini arzuluyorsa lobi faaliyetlerini düzene koymalı. Köprü rolü ise ülkede bulunan üçüncü nesil Türk gençleri sağlayabilir.
Aykut Uzdiyem
aykutuz@yahoo.com
Yurt dışında yaşayan Türk göçmen nüfusun neden etkin bir lobi oluşturmak için organize olamadığı, kendisini olumsuz etkileyen konularda bile harekete geçemediği,sessiz ve tepkisiz durduğu, bu tabloya dışarıdan bakanlar için akılları kurcalayan bir soru.
Bu sorunun cevabını son zamanlarda daha da önemli kılan unsur, Türkiye'nin dışa açılma sürecinde kendisini anlatacak kanallara giderek artan şekilde ihtiyaç duymaya başlaması. Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu gibi çözülmeden ertelene gelen önemli problemlerimiz AB sürecinde çözülmek zorunda ve bu süreç içinde muhatap kamuoylarının da iknası gerekmekte. Bunun için kullanılabilecek kanalların içinde önemli bir öğeyi de, bu kamuoylarının bizzat içinde olan Türk toplumu oluşturuyor.
Lobilerin etkinliği
Günümüz demokratik toplumlarında etnik lobiler, bulundukları ülkenin karar alma mekanizması üzerinde azımsanamayacak bir etkinliğe sahipler. Yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre, 1945-1984 arasında Musevi lobisinin müdahil olduğu konuların dörtte birinden fazlasında ABD başkanının muhalefetine rağmen Amerika'daki Musevi lobisinin istediği yönde karar alınmış olduğu göz önüne alınırsa, bu etkinin büyüklüğü görülebilir.
Köklü bir devlet geleneğini miras alan Türkiye Cumuriyeti'nin, Dışişleri Bakanlığı ve elçilikler kanalı ile yürüttüğü geleneksel diplomasi ise, yabancı ülke hükümetleri üzerinde etkili olsa da, yetkisini halktan alan parlamenterler üzerinde etkili olamıyor. Bu farkı izah için, Ermeni soykırımı iddialarının sadece 1 hükümet tarafından kabul edilmesine karşın 17 parlamentoda kabul edilmiş olduğunu söylemek sanırız kafi olur. Parlamenterleri etkileyebilecek en büyük unsur, seçim bölgesindeki oy verenleri. Etnik lobiler bunun için önemli; ancak Türkiye, ihtiyacı giderek artmasına rağmen, neredeyse her ülkede bulunan bu büyük potansiyeli, seçilmişler üzerindeki bu etkili manivelayı kullanamıyor.
İngiltere örneğini incelersek, şu an çoğunluğu Kıbrıs'tan gelmiş olan takriben 300.000 Türk İngiltere'de bulunmakta. Dahası, bu nüfus, belirli merkezlerde yoğunlaşmış durumda. Bu, azımsanamayacak bir potansiyel. Ancak her ülkede olduğu gibi İngiltere'de de çeşitli politik,mezhepsel veya dinsel fraksiyonlar içinde kalmayı tercih eden Türk toplumuna ait dernekler, aşırı bölünmüşlükten ve enerjisini kendi içerisinde tüketmekten, temsil ettiklerini iddia ettikleri toplum için sonuç alıcı, somut çabalara girişme fırsatı bulamıyor. 1.ve 2.nesil Türk toplumunun örgütlenme düzeyi yeterli olmasa da, ilerisi için umut verici, tabandan gelen, spontane örgütlenmeler mevcut.
Üçüncü nesil vizyonu
Bu hareketlenmenin nüvesini, 60 ve 70'li yıllardaki göç dalgasından farklı bir profildeki, iyi eğitim almış, dil bilen bir Türk göçmen grubunun ve 'Türk olduğu içinde yasadığı toplum tarafından kendisine zaman zaman hatırlatılan' 3.nesil Türklerin varlığı oluşturuyor. İçinde yasadıkları toplumun dinamiklerini kavrayabilen ve İngiltere'deki profesyonel ve akademik hayata girmekte zorlanmayan bu kesim, Türk imajını hızla değiştiriyor. Politik veya dinsel/mezhepsel kamplaşmalara girmeye niyeti olmayan bu kesimin arasında bir iletişim teknolojisi olarak yaygın şekilde kullanılan internetin olumlu etkisi de yadsınmamalı.
İngiltere'deki Türk toplumu büyük sorun, Ankara Antlaşması ile İngiltere'deki tüm Türklere tanınan iş kurabilme özgürlüğünün, başvuruların seneler geçmesine rağmen cevaplandırılmaması yüzünden pratikte engelleniyor olması. Bu süreler boyunca pasaportları İçişleri Bakanlığı'nda adeta rehin kalan Türkler, İngiltere dışına seyahat edemiyorlar ve bu büyük sıkıntılara neden oluyor. Bu sorunun halledilmesi için başvuru sahibi Türklerin İngiltere İçişleri Bakanlığı'na toplu davalar açması gündemde.
PKK'nın, Londra'daki Dalston ve Harringey gibi bölgelerde çoğu mülteci olarak İngiltere'ye yerleşmiş olan işyeri sahiplerinden haraç alacak kadar etkin olması ise, bir başka önemli sorun.
Bu sorunların İngiltere Türk toplumu lehine çözümlenmesi, örgütlenebilmiş bir toplumun ciddi hukuksal ve politik çabasını gerektirmekte. Elçilik ve konsolosluğun rolü Viyana sözleşmesi ile kısıtlandığı için, bu örgütlenme çabalarının yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya gerçekleşmesi uzun vadede daha sağlıklı bir yol gibi gözüküyor.
Türkiye, Avrupa Birliği yolunda kendisine destek olan bu önemli ülke ile uzun vadeli çıkar birliğini ve işbirliğini arzuluyorsa, İngiltere toplumuna entegre olmuş ancak asimile olmamış bahsettiğimiz bu yeni nesil Türk toplumunu bir uzlaşı köprüsü olarak değerlendirmenin yollarını aramalı. Bu yapılabilirse, Türk hariciyesi, kendisine kuvvetli bir yardımcı kazanabilir. Dahası,İngiltere örneğinde kazanılacak bir örgütlenme başarısı hem kıta Avrupası'nda,hem de diğer Anglo-Sakson toplumlar içinde yasayan Türk topluluklarına örnek olacak bir model oluşturabilir.
En büyük sorun Ermeni meselesi
Ermeni diasporası, 2005 yılında Britanya adasında da boy göstermeye başladı. İngiltere Türk toplumu, 2005 Haziran'ında Edinburgh Belediyesi'nde kabul edilecek olan Ermeni tasarısının oylanmasını 6 ay boyunca 3 kere iptal ettirdi ve şu ana kadar benzeri görülmemiş bir şekilde "Ermeni olaylarının iki taraflı bir trajedi olduğunu, iki tarafta da mezalimler yaşandığını" kabul ettirmeyi başardı. Ancak yine de Edinburgh Belediye başkanının politik ihtiraslarına engel olamayarak, Ermeni soykırımını tanımasını durduramadı.
Bunun devamı olarak, Ermeni diasporası, başlattıkları imza kampanyası ile parlamentoda söz hakkı alarak İngiltere Parlamentosu'nda boy göstermeye hazırlanıyor. Ermeni dernekleri CRAG ve ACCC bu çabalarda başı çekiyorlar.
Türk karşıtı çalışmaların Westminister'daki mimarları Parlamento'da Jeremy Corbyn, Lordlar Kamarası'nda ise Barones Cox. Kürt lobisi tarafından markaja alınan bu isimler, "yerli yapım Midnight Express" olarak adlandırılabilecek 301. madde davaları ile şu sıralar kendi elimizle karartmakta olduğumuz Türkiye imajını daha da karalamak ile meşguller.
( KB)
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.