SeyfettinGürsel |
ŞevketSürek |
NurDemirok |
HalitÇelikbudak |
BuminDoğrusöz |
BarçınYinanç |
NoyanDoğan |
AlexAkimoğlu |
![]() |
![]() |

Çok Okunanlar 
2005 ifade özgürlüğü yılı
30.12.2005 | Mensur Akgün | Yorum
Bu yıl içte ve dışta bizi ilgilendiren pek çok olay yaşandı. Ekonomi düzlüğe çıktı. Irak'ta Afganistan'da seçimler yapıldı. Ortadoğu demokratikleşme yolunda adımlar attı. Filistin-İsrail sorununun çözümünde ilerleme kaydedildi.
Ama hepsinden önemlisi 3 Ekim'de AB üyeliğimizin kapısı açıldı. Hemen ertesinde ise yapılan reformların, yasa ve anayasa değişikliklerinin insan haklarının ve demokrasinin temelini oluşturan ifade özgürlüğünü korumaya yetmediği görüldü.
Hukuki boşlukları kendi amaçlarına varmak için araç olarak kullanan küçük ve organize bir grubun açtığı davalar, giderek artan bir şekilde Türkiye'nin önünü tıkamaya, ifade özgürlüğünü engellemeye başladı.
Hrant Dink, Orhan Pamuk ve daha onlarcası düşüncelerini açıklamaları yüzünden mahkemelere verildi. Türk milliyetçiliğinin klasik anlatısına uymayan görüşler müeyyideye tabii tutuldu. Savcılar yeni ceza yasamızın eleştiriyi suç saymayan 301. maddesinden davalar açtı. Bazen de mahkemelerimiz ceza verdi.
AB üyeliğini herkesten çok arzu ettiğine inandığımız AKP iktidarı ise, geçmişte kaldığına inandığımız siyasi reflekslerini gösterdi ve daha çok demokrasi, daha çok özgürlük isteyenleri hayal kırıklığına uğrattı. Adalet Bakanı hatalı çıktığı belli olan yasayı savundu. Başbakan, Mustafa Koç'un konuşmasını beğenmeyince savcıları göreve çağırdı.
Tam bütün umutları sönecekken, Erdoğan'ın "Siyaset Meydanı" manevrası yılın son günlerinde ifade özgürlüğü önündeki engellerin kalkacağı beklentisini yeniden canlandırdı. Ardından da bazı savcıların ifade özgürlüğüne ilişkin konularda takipsizlik kararı verdiğini öğrendik.
Ama Türkiye yine de, 2006'ya demokratikleşme, ifade özgürlüğü ve AB ile ilişkiler açısından büyük bir belirsizlik içinde giriyor. Başındaki iktidar yorgun düşmüş, stratejik önceliklerini yitirmiş, siyasetini cumhurbaşkanlığı seçimine endekslemiş vaziyette. İktidarın amacı bir yandan seçmene, öte yandan asker ve sivil bürokrasiye hoş görünmek. Milliyetçi söylemin referanslarına sahip çıkarak iki tarafı da dengelemek. Kendi geleneksel seçmen tabanı için de elinde Aşkın davası var.
AKP, dışarıya karşı yargı bağımsızlığı ve egemenlik zırhına bürünmeye çalışıyor. İfade özgürlüğüne yöneltilen eleştiriler karşısında yargının bağımsız olduğunu söylüyor. Ama bağımsız yargının bağımsız olması gereken savcılarını göreve çağırabiliyor. Egemenlik de devleti yönetenlerin sınırsız özgürlüğü olarak yorumlanıyor.
Görünen o ki, AKP 1648'de ortaya çıkan devlet egemenliği anlayışının geçen zaman içinde ciddi bir şekilde erozyona uğradığının farkında değil. Hala ülke içinde her istediğini yapabileceğini zannediyor. Bu yüzden de AP milletvekillerinin mahkeme izlemesine çok alınıyor. Talihsiz bir şekilde Türk yargısı ile AİHM'ni karşılaştırıyor.
Oysa üyesi olmaya çalıştığımız kulübün temel felsefesi egemenlik transferine dayanıyor. Türkiye'nin, daha doğrusu Türkiye'yi yönetenlerin tıpkı diğer üye ülkeler gibi AB üyesi olunca bir takım sorumluluklarını Brüksel'e devretmesi gerekiyor.
Ancak ondan önce ifade özgürlüğünü içselleştirmesi, her açıklanan düşünceyi suç saymaktan vazgeçmesi şart. Umarız yılın son günlerinde esen ve ümit veren rüzgarlar 2006'da esmeye devam eder, kendi yarattığımız sorunlarımız yeni yılda da ayağımıza takılmaz. Biz de böylece özgür ve demokratik bir ülkede yaşamanın tadına varırız...( KB)
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.