Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->

Tehlikeli iş

31.07.2010 | Bülent Ünal | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült
1970'li yıllarda Beyoğlu, ‘Bıçak kınından çıktı mı kan görmeden yerine girmez' gerekçesi ile yoldan geçenlerin öldürücü olmasa dahi rastgele bıçaklandığı bir yerdi.
 
1975 yılında bir grup arkadaşımla birlikte Piar Araştırma Grubu'nu kurduğumuzda bu iş ülkede pek bilinmez, ilgilenilmezdi. Pazar araştırmaları ve kamuoyu araştırmalarını büyük bir heyecan ve özveri ile sürdürür, suyumuz yarım bardak olsa dahi birimiz içmez hepimiz paylaşırdık. Ülkenin ilk seçim araştırmasını gerçekleştirdiğimizde çok ses getirmiş ve sanırım araştırmacılık mesleğinin önü açılmıştı.
Bu birliktelik ve paylaşım on üç yıl sürdü. Ben ayrılığı hep "Bir Türk dünyaya bedeldir" diyerek göğüslemeye çalıştım. İnsanları bozan para mıydı, zaman mı hâlâ emin değilim.
Keyifli bir çalışma gününde genç bir delikanlı ile birlikte geldi tanıdığımız. İyi bir çocuktu, lise son sınıfa geçmişti, ailenin sıkıntıları vardı. Yaz aylarında çalışabilir miydi? Kırmak istemedik, "Peki ama yapabileceği iş getir götür işi." Delikanlı benimsedi işini. Hiç aksatmadan sabahları hepimizden önce geliyor, o günün çoğaltma tekniği ile teksirleri basıyor, kâğıtları harmanlıyor, bir yere gidilecekse görevini büyük bir hızla yerine getirip geri dönüyordu. Herkes sevmişti sorumluluğunu bilen bu genç adamı.
Bir gün İstanbul'un merkezi sayılır Beyoğlu'nda, Tepebaşı'nda Meşrutiyet Caddesi'ndeki İstanbul Sanayi Odası'na gitmesi gerekti. Evraklar alınacak, öyle faks, e-mail, "Forward'la abi" gibi şeyler yok, güzel güzel gidip alıp geleceksin. Çocuk şehrin acemisi, o tarafı hiç bilmiyor. Çekiniyor da ya dönemezse? Sonuçta otobüse binmeli, öyle taksi ile gitmek için ayrılabilir bütçe de yok.
Uzun uzun anlattım, krokiler çizdim. Kolay görülebilir önemli binaların yerlerini işaretledim, son çare "eğer" dedim, "kaybolursan Etap İstanbul Oteli'ni sor, otelden sola döner, düz aşağı inersin, sağ kolda."
 
Beyoğlu bıçkınına otel sorunca dayağı yedi
Epey bir zaman geçti, gelmiyor. Meraklanmaya başlarken genç adam girdi kapıdan içeri. Yüzü gözü kan revan içinde, dudak patlamış, gözler kanlı, "Al abi" dedi, "getirdim kâğıtları". Devam etti, "bu iş" dedi, "tehlikeli bir iş, ben bırakıyorum." Sakinleştikten sonra anlatmaya başladı; tahmin ettiğim gibi kaybolmuş, tüm çabalarına rağmen becerememiş, son çare ona yazdırdığım oteli sormayı akıl etmişti. Ama sonuç hiç de umduğu gibi değildi. Önüne çıkan ilk Beyoğlu bıçkınına "Etap İstanbul Oteli nerede abi" diye sorduğunda bugün dahi hiçbirimizin düşünemeyeceği bir tepki ile karşılaşmıştı: "Ben pezevenk miyim ulan!" Sonra da yer misin yemez misin. Etraftakiler zor almışlar elinden. Görev anlayışı yüksek yine de Sanayi Odası binasını bulmuş evrakları alıp gelebilmişti.
Aslında ucuz kurtulmuştu. O yıllarda gittiği yerin ara sokakları, birbirine bıçak çeken adamların, biri pes edip kaçtığında, diğerinin yoldan geçen herhangi birini "Bıçak kınından çıktı mı kan görmeden yerine girmez" gerekçesi ile öldürücü olmasa dahi rastgele bıçakladığı bir dönemdi.
Tüm ikna çabalarım yetersiz kaldı. Bu iş tehlikeli işti.
Kalın sağlıcakla. Haftaya: Sigara içmeseniz iyi olur.

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.