SeyfettinGürsel |
ŞevketSürek |
MuhittinDanış |
GökçeAytulu |
BarçınYinanç |
NurDemirok |
BuminDoğrusöz |
HalitÇelikbudak |
MügeAkgün |
ŞenayAydemir |
AlexAkimoğlu |
KağanGökalp |
KenanBaşaran |
CemÇetin |
![]() |
![]() |

Çok Okunanlar 
Avrupa kemer sıkmakla
büyüme arasında sıkıştı10.07.2010 | Seyfettin Gürsel | Yorum
Avrupa Birliği gelecekte dünyadaki yerini, hatta bütünlüğünü belirleyecek dramatik bir ikilemle karşı karşıya: Ekonomik durgunluk nedeniyle büyük sıçrama gösteren ve halen artmaya devam eden kamu borçlarını kontrol altına almak için kemer sıkmaya başlamalı mı, yoksa kemer sıkmanın yeni yeni boy gösteren cılız canlanmayı yok edeceği endişesiyle borcun bir süre daha artmasına göz yumarak kemerleri gevşek tutmaya devam mı etmeli?Görüş ayrılıkları derinleşiyorAslında AB hükümetleri, piyasaların ve ‘Demir Şansölye' Merkel'in bastırmasıyla bu soruya yanıt vermiş görünüyorlar: Ülkesine göre kemerler sıkılıyor, daha da sıkılacak. Ancak bir yandan AB içinde, diğer yandan Atlantik'in iki yakası arasında sıcak tartışma hem yönetimler hem de iktisatçılar arasında devam ediyor. Geçenlerde Berlusconi'ye 100 iktisatçının imzaladığı bir mektup gitti. Daha çok sol/Keynesçi eğilimli İtalyan iktisatçılar, kamu harcamalarını kısmanın büyümeyi sınırlayacağını, bu nedenle borcun kontrolünün de olanaksızlaşacağını savundular.Geçen hafta Aix-en Provence'da toplanan Fransız iktisatçılar ise kemer sıkmanın zamanlaması konusunda tam bir görüş birliğine varamadılar; ama büyük bir Avrupa borçlanmasına gidilmesini, elde edilecek kaynağın da yeni teknolojilerin ve altyapıların geliştirilmesine harcanmasını istediler. Amaç, canlanmayı desteklerken, ekonomik yarışta geri kalmaya başlayan AB'ye yeni bir soluk vermek ve orta vadede büyümeyi güvence altına almak olarak belirtildi. Paul Krugman ise büyüme güvence altına alınmadan kamu harcamalarını kısamın aptallık olacağını yazdı.Durum için biraz matematikKim haklı? Yanlış kararlar yüz milyonlarca insanın, bu arada da yanlış kararları alan hükümetlerin geleceğini karartabilir. Kimin haklı olduğuna karar verebilmek ya da en azından iktisatçı olmayan okurların tartışmaya nüfuz edebilmelerine yardımcı olmak için borç dinamiğini ifade eden temel denklemi yazıp, üzerinde biraz çalışmak gerekiyor. Kamu borcunun GSYH'ye oranının (buna borç yükü diyelim) seyrini veren denklemi en basit şekliyle şöyle yazabiliriz:Borç oranı değişimi = (Reel faiz – Büyüme) x Borç oranı – Faiz dışı bütçe dengesi.Bu denklem kamu borç yükünün üç temel değişkene bağlı olarak artacağını ya da azalacağını söylüyor: Alacaklılara ödenen ortalama reel faiz oranı, büyüme oranı ve faiz dışı açık ya da fazla oranı. Diğer ifadeyle, faiz ödemeleri hariç bütçe fazlası ya da açığı. Denklemdeki dördüncü değişken olan borç oranı, yapısal durumu yansıtıyor. Mevcut borç yükü yüksekse, faiz ve büyüme arasındaki farka bağlı olarak kemer sıkmanın dozu artabilir. Düşükse, yine söz konusu farka bağıl olmak kaydıyla kemer sıkmayı bir süre erteleyebilirsiniz.Japonya: Aşırı borçlu ama rahatÖğrencilerime "Dünyanın en borçlu devleti hangisidir" sorusunu yöneltmek hoşuma gider. Çoğunluk tereddütsüz, Türkiye der. İdeolojik yanılsamanın ulaştığı boyut açısından vahim! Bu yıl Yunanistan, ABD yanıtları da revaçtaydı. Japonya yanıtı çok ender gelir. Oysa, doğru yanıt Japonya'dır. 1990'larda Japon devleti deflasyon-durgunluk sarmalı tehdidi altında kesenin ağzını fena açtı. Sosyal faydaları şüpheli devasa altyapı (havaalanları, hızlı trenler vb.) yatırımlar gerçekleştirildi. Sonunda borç yükü Japon GSYH'sinin üç katına ulaştı.Bu durumda borç krizinde gündemin ilk sırasında Japonya'nın yer alması gerekir. Ama öyle değil. Borç yükü GSYH'sinin yarısına ancak gelen İspanya daha fazla gündemde. Neden? Yanıt denklemde gizli. Japon devleti yüzde 1'in altında faiz oranıyla borçlanabiliyor. Düşük faiz sayesinde faiz ödemeleri yüksek borca rağmen fazla olmuyor. Sonuçta, Japon ekonomisi biraz kıpırdayıp büyüme yüzde 1'i aşınca borç kontrol altında tutulabiliyor. Japonya'da faizler çok düşük; çünkü tasarruf oranı çok yüksek, artı enflasyondan ziyade deflasyon tehdidi var.İspanya az borçlu ama topun ağzındaBuna karşılık İspanya kamu borç yükünün düşüklüğüne rağmen piyasalar tarafından endişe ile izleniyor. Nedeni basit: İspanya'nın büyüme perspektifi konut sektöründeki derin bunalım nedeniyle berbat. Üstelik rekabetçi bir ekonomiye sahip değil, tasarruf oranı düşük ve büyük cari açık veriyor. Sonuç olarak halen yüzde 4'ün üzerinde faizle borçlanabiliyor. Basit bir hesap yapalım. Büyüme sıfır, faiz yüzde 4 olsun. Borç oranını yüzde 50 kabul edersek, borç yükünün sabit kalması için İspanyol bütçesinin yüzde 2 oranında faiz dışı fazla vermesi gerekir. Oysa kriz vergi gelirlerini düşürdüğünden, bırakın fazlayı bütçe faiz dışı açık veriyor.Kemer sıkma bu koşullarda gündeme geliyor. Borç yükü artmaya devam ederse, faizler artacaktır. Oysa, kamu harcamalarının azaltılmayarak, hatta biraz artırılarak kemerlerin gevşek tutulmasının büyümeye ne ölçüde katkı yapacağı, yapsa bile faiz artışından daha büyük bir katkı yapıp yapmayacağı son derece kuşkulu. Yunanistan bir uç örnek olarak meramı anlatmaya yardımcı olacaktır.Batık Yunanistan'ın şifreleriYunanistan tüm borç parametrelerinin berbat durumda olduğu tipik bir örnek. 2009 sonunda borç yükü yüzde 120'ye tırmanmıştı. Bütçe açığının ise Yunan hükümetinin iddia ettiği gibi yüzde 6 değil, yüzde 13 olduğu anlaşıldı. Geçmişte Yunan devleti euro sayesinde düşük faizle borçlanmıştı ama faiz dışı açık oranı da yüzde 10'a çıkmıştı. Büyüme perspektifi ise çok düşüktü. Bu koşullarda hiçbir şey yapılmadığı takdirde Yunanistan borç oranı bu yıl sonunda yüzde 130'u geçecek ve hızla artmaya devam edecekti.Bu duruma iktisatçılar ‘sürdürülemez borç dinamiği' adını veriyorlar. Bu noktadan itibaren ne olduğunu biliyorsunuz. Faizler yüzde 10'u aştı, büyüme perspektifi karardı ve AB-IMF işbirliği ile Yunanistan finansal piyasaların dışına çıkarıldı. Halen yüksek dozlu bir kemer sıkma programı uyguluyor. IMF kredisi nispeten ucuz ama Almanların kazan kaldırması nedeniyle AB parayı yüzde 5'ten veriyor. Yunanistan bu yıl bütçe açığını 4 puan kısacak, ekonomi küçülecek, buna rağmen, denklemden de hesaplayabileceğiniz gibi, borç yükü artmaya devam edecek. Ancak 4-5 yıllık kemer sıkmanın sonunda ve de büyümenin biraz mucize kabilinden geri dönmesi sayesinde borçlar kontrol altına alınacak. Buraya ‘eşek' ve ‘ölüm' anahtar sözcüklerini içeren halk deyimini koyuyorum.IMF'nin yol haritasıYukarıdaki değerlendirmelerden anlaşılacağı gibi, kemer sıkmanın acilliğini ve dozunu belirleyen kritik olgu, faizle büyüme arasındaki ilişkidir. Kamu harcamalarını, dolayısıyla bütçe açığını, faiz artışına neden olmadan ya da en azından elde etmeyi umduğunuz ekstra büyümeden daha düşük bir faiz artışı umarak artırabiliyorsanız, hiç durmayın kemerleri gevşetin. Ama bütçe açığınızın neden olduğu borç yükü artışının gelecekte düzeleceğine dair kuşkular yaygınlaşıyorsa, borçlanma faiziniz de hızla artmaya başlayacaktır. Bu artış özel tüketim ve yatırımları da olumsuz etkileyecek, sonuçta büyüme artmak yerine düşecektir.Bu karmaşık ilişkiler yumağında kemerleri hemen sıkmak istemeyen hükümetlere yol göstermek için IMF'nin baş iktisatçısı Olivier Blanchard ile yakından tanıdığımız Carlo Coterelli 10 maddelik, ‘gelişmiş ekonomiler için mali uyarlama' reçetesi yayımladılar. Reçetenin temel ilkesini, faizlerin artmasını önlemek için beklentileri doğru yönlendirmek şeklinde ifade edebiliriz. Maddeleri birleştirerek özetleyelim.Borç yükü nasıl kontrol altına alınabilirFrene hemen basmak istemiyorsanız mutlaka orta vadede borç yükü artışının nasıl bir zamanlamayla önce durdurulacağını, ardından da nasıl bir tempo ile düşürüleceğini gösteren uzun dönemli (4-5 yıllık) bir mali plan yapın. (Obama böyle bir plan yaptı.) Bu planın inandırıcı olması için mutlaka orta vadede kamu harcamalarında önemli tasarruf yaratacak emeklilik, sağlık sigortası gibi yapısal reformlara hemen girişin. Keza, büyümeyi rekabet gücünü artırarak destekleyecek işgücü piyasası, vergi sistemi gibi reformları da unutmayın.Can yakan yapısal reformları yaparken halkın öfkesini yatıştırmak için faturanın adil şekilde dağılmasına özen gösterin. Sosyal transferleri kısarken yoksullara yönelik desteklere dokunmayın. Maliye politikasını, para politikası ile uygun şekilde birleştirmeye gayret edin. İktisat politikalarınızı diğer ülkelerin politikaları ile koordine edin. Bu önerilere bir tane de ben ekleyeyim. Bütün bunları yaptıktan sonra piyasaların mali planınız ile reform ajandanıza güvenmesi için dua edin.
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.