Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->

Anayasa Mahkemesi kararı: Demokrasi mücadelesinde yeni aşama

09.07.2010 | Cengiz Çandar | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült
Anayasa Mahkemesi, var olduğundan beri, belki de ‘en siyasi' kararını verdi. Mahkemenin her kararı, siyasi sonuçlar doğurur niteliktedir ama ‘hukuk'la ilgisi olmayan, bu derece ‘ince siyasi hesaplı' hiçbir kararı da yoktur herhalde. Kararı hiç kimse beğenmedi. (Cemil Çiçek hariç.) Ne HSYK Başkan Vekili ne Adalet Bakanı ne CHP'nin ‘vesayet projesi' gereğince bir komplo sonucu başa getirilmiş yeni genel başkanı ne Devlet Bahçeli...
Siyasetçilerin de hukukçuların da beğenmediği, tatmin olmadığı bir karar. Dolayısıyla kimisine göre ‘dengeli' bir karar; Anayasa Mahkemesi'nin ‘tarafsızlığı'nı görünürde, kâğıt üzerinde kurtaracak bir karar.
Ama bir yandan da önceki gün Taha Akyol'un İran'daki ‘Velayet-i Fakih' konumu ile Anayasa Mahkemesi'ni karşılaştırmasını haklı çıkaracak cinsten, Anayasa Mahkemesi'ni ‘vesayet rejiminin devamlılığı'nı sağlayacak bir ‘rejim zaptiyeliği' konumuna daha muhkem biçimde oturtacak türde bir karar.
Bu tür, bu içerikte bir karar, Anayasa Mahkemesi'ni TBMM'nin üzerine kendiliğinden çıkarıyor. TBMM, Türkiye'nin, ‘millet iradesinin yansıdığı' en yüksek organı olmaktan çıkıyor. TBMM'nin üzerinde bir de Anayasa Mahkemesi var. Eğer TBMM'nin çıkaracağı bir yasa ya da anayasa değişikliği, anayasaya aykırı bulunuyorsa, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilebiliyor. Peki Anayasa Mahkemesi, anayasayı ihlal ederse bunun denetimini kim yapabiliyor? Hiç kimse.
Anayasa Mahkemesi'nin yetkilerini aşarak sadece ‘şekil yönünden' inceleyebileceği bir anayasa değişiklik paketini ‘esasa girerek' incelemiş olması ve bunu yaparken 4. maddeye gönderme yapması, aleni bir yetki gasbı ve dolayısıyla anayasa ihlalidir; ki Anayasa Mahkemesi'ni TBMM'nin üzerine çıkaran da budur.
 
Anayasa Mahkemesi öyle bir ‘siyaset mühendisliği' ve ‘ince işçilikli' bir karar üretmiştir ki, anayasa değişikliğinin ‘ruhu'nu ifade eden Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nin oluşumuyla ilgili maddelerin kendisine değil, birkaç maddesine müdahale etmiştir.
Buna karşılık, 26 maddeyi ise CHP'nin istemine aykırı olarak iptal etmemiş ve 12 Eylül referandumunu mümkün kılmıştır.
12 Eylül'de referandum, HSYK ile Anayasa Mahkemesi'nin oluşumuna ilişkin iki madde sakatlanarak yapılacak. Böylece, Ak Parti'nin ‘erken seçim'e gitmesinin ‘meşru gerekçesi'nin de önüne geçilmiş oluyor.
Bu durumda, Recep Tayyip Erdoğan'ın zaten hiçbir vakit istemediği, ‘ilkesel' olarak karşı durduğu ‘erken seçim'e gidilmesi söz konusu olmayacak ve 12 Eylül referandumu Ak Parti iktidarı için bir ‘halk güven oylaması' haline dönüşecek.
CHP ve MHP, şimdiden referandumda ‘hayır' oyu verilmesi için kampanya yürüteceklerini ilan ettiler. Anayasa Mahkemesi ile HSYK'nin oluşumuna ilişkin iki madde dışında kalan maddelere CHP'nin karşı olamayacağı ileri sürülüyordu. CHP, söz konusu ‘sakatlanmış' iki maddenin yanı sıra 26 maddenin de halk tarafından reddedilmesi için tavır almış durumda. Her şey, ‘proje'ye göre yani ‘bürokratik vesayet rejimi'nin devamına göre ayarlanmış sayılabilir. ‘Askeri darbe' ihtimalinin ‘Ergenekon süreci' ile devre dışı bırakıldığı bir tarih diliminde, Ak Parti'nin paketlenip gönderilmesi için seçimlerde CHP-MHP ikilisinin altına düşmesi hesaplanıyordu. Bu hesabın uygulamaya sokulabilmesi için öncelikle CHP'nin Deniz Baykal'dan kurtarılmasının gerekli olduğuna hükmedilmişti. İşin o faslı halledildi. Bundan sonra ele alınan Recep Tayyip Erdoğan iktidarının halk zemininde kemirilmesiydi. Anayasa Mahkemesi'nden ‘anayasa değişiklik paketi' için CHP'nin başvurusu doğrultusunda çıkacak bir ‘iptal' kararı, Recep Tayyip Erdoğan için öngörülen ‘gücünü tüketmesi' büyük ölçüde sağlanamadan bir ‘erken seçim'e yol açabilirdi ki bu da ‘proje'nin hedefine varmaması sonucunu getirebilirdi.
Şimdi işler daha bir net. 12 Eylül'de ‘iktidarsızlığı' her geçen gün biraz daha belirginleşen, bu hali Anayasa Mahkemesi'nin son kararıyla bir nebze daha takviye edilen Ak Parti'ye karşı CHP-MHP koalisyonunun ‘hayır' sesleri arasında bir ‘halk oylaması'na gidilecek.
Seneye yapılacak seçimlerin bir ‘ön provası'.
Bu zaman zarfında, PKK da kanlı eylemleriyle Ak Parti iktidarının burnunu sürtmeye devam etmek isteyecek. PKK'nın şiddet dalgası, Ak Parti hükümetini, kendisinden öncekiler gibi ‘askerin kucağına' daha fazla yöneltecek. Baksanıza, bildik söylem yeniden ısıtıldı. Kuzey Irak ve tabii ki Barzani bir kez daha ‘nişan tahtası'na oturtuluyor. Ak Parti'nin ‘güvenlik öncelikli' ve ‘güvenlik odaklı' bir söylemden ötesi, artık Kürt sorununa ilişkin atılacak adımlar bakımından aklına gelmiyor.
Bu hükümetin, Kürt kimliğinin kabulünün gereği olan yasaları çıkarabileceğini, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu'nda, ülkeyi ferahlatabilecek ve demokratikleşmeyi ileri taşıyabilecek adımları şu dönemde atabileceğini düşünebiliyor musunuz?
Kafası öyle çalışmıyor ki zaten. Üstelik, bu Anayasa Mahkemesi'ne bakıp işlevsel bir TBMM'den söz edilebilecek bir durum var mı?
Buna, ABD ile sıkıntılı ilişkileri ve İsrail ile gerginliği ekleyin ve gelişmelerin ‘dış çerçevesi'ni de tamamlayın.
 
Sonuç olarak, ‘yol haritamız' artık netleşmiş sayılır. 12 Eylül'de seneye yapılacak seçimlerin ‘provası' ve seneye seçimler.
Her şeye rağmen, halkın önüne çıkmanın faydası da var. Ne kadar ‘sakatlanmış' olursa olsun, ne kadar Anayasa Mahkemesi'nin ‘yetki gasbı' ve ‘Anayasa ihlalinin ürünü' olursa olsun, anayasa değişikliğinin halka sorulmasının çarpıcı bir anlamı var: Halka "Anayasanın değişmesinden yana mısınız" sorusunu sormanın bir biçimi bu.
‘Projeciler' bu soruya kendi istedikleri cevabı almak isteseler bile, istemedikleri cevabı almaları ihtimali de söz konusu.
O nedenle, 12 Eylül referandumunda ‘Evet' ve genel seçimlere giden yolda ‘yeni anayasa', Türkiye'deki demokrasi mücadelesinin hedefi olmak zorundadır.

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.