Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->

'Kirli savaş'ta ne 'devlet'e ne 'örgüt'e

03.07.2010 | Cengiz Çandar | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült
‘Kürt sorunu'na ilişkin konularda ve gelişmelerde hükümete akıl veren bazı çevrelerin inandığı ve yaydığı bir görüş var: "PKK, Ergenekon'un uzantısıdır."
Bunun, hükümet içinde ve yakın çevrelerinde revaç bulan bir anlayış olduğu anlaşılıyor. Çok şeyi kolaylaştırıyor ve rahatlatıyor Ergenekon-PKK irtibatı kurmak. PKK'ya karşı izlenen ya da izlenecek her yolun, böylece bir çevre nezdinde ‘meşruiyet'i peşinen ‘satın alınmış' oluyor. PKK ile Ergenekoncuların yollarının kesişmemiş olması mümkün değil. PKK ile JİTEM'in yolunun Güneydoğu'nun dağlarında, vadilerinde, şehir merkezlerinde, sorgu odalarında vs kesişmemiş olması mümkün olmadığına göre PKK ile bugün adına Ergenekon denilen ‘şebeke' arasında temas elbette olmuştur.
Ancak, PKK'yı Ergenekon'un uzantısı olmakla açıklamak, bu ülkede rastlanabilecek en büyük saçmalıklardan biridir. Tabii bu, PKK'nın ‘taşeron örgüt' olduğu iddiası ve algısıyla örtüşüyor. Şayet PKK'ya ‘taşeronluk'tan başka bir anlam ve rol biçmezseniz o zaman basit bir mantık yürütmesiyle Ergenekon ile PKK arasında da bağ kurabilirsiniz. Bu akıl yürütme ve ‘etiketleme'nin Türkiye gerçekleriyle ilgisi yok. Olsaydı Kürt sorununun PKK ile ilgili bölümü 25 yıl içinde 25 kez biterdi.
PKK'nın ‘sosyolojik boyutu'nu ihmal ederseniz PKK'nın Türkiye'deki ‘Kürt sorunu'nu oluşturan Kürt nüfusu ile doğrudan ve ‘organik' bağını görmezseniz, PKK'nın ‘Türkiye Kürt sosyolojisi' içindeki varlığını anlamazsanız, hiçbir şeyi fark etmemiş, anlamamış demeksiniz ve dolayısıyla Kürt sorununun çözümünde pek fazla da yol alamazsınız.
 
Hükümetin ilerlemeye başladığı güzergâh ve tutturduğu rota bakımından ‘çıkmaz sokak'ta ‘uygun adım ilerleme' eğiliminde olmasından kaygı duyuyorum. ‘Karga kılavuzlar' önde, hükümet arkada 25 yıllık performansın 2010'daki yeniden gösterime sokulmasını andıran bir haldeler.
Hani klasik tiyatro eserleri vardır ya, uzun yıllar sahnelendikten sonra bir ara verilmesinin ardından aynı tiyatroda yeni kuşak tiyatrocular tarafından bir kez daha sahnelenirler, biraz o hesap.
Bu konuları kendi doğrudan tecrübesi aracılığıyla Türkiye'de en doğru biçimde kavrayanlardan biri olan Kurtuluş Tayiz, cuma günü Taraf'taki yazısında "Yeni sözler, geçmişten farklı yaklaşımlar görünse de ne devlet değişmişti ne de PKK... Değişmiş gibi yaptılar ama hayat bu sahteliği kabul etmedi. İşler yürümeyince arkalarında gizledikleri baltaları çıkarıp yeniden savaşa tutuştular. Şimdi tek istedikleri, toplumun geri kalanının da bu kirli savaşta destekçileri olmaları. Ama bu olmayacak gibi görünüyor" değerlendirmesini dile getirdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘açılım' kavramından vazgeçmediği, MHP'nin OHAL, idam gibi konularda kurduğu kapanın içine girmediği anlamda belki hâlâ umut verir gibi gözüküyor ama Kürt sorununa ilişkin, konuyu esas olarak bir ‘güvenlik sorunu', bir ‘terör sorunu' gibi ele alan bakış açısına ve bunun diline geri dönüldüğü izlenimini de veriyor.
Obama ile görüşüp PKK'ya karşı NATO'nun isminden söz etmek, birincisi Türkiye'yi çok küçültücü, ikincisi PKK'yı çok büyültücü, üçüncüsü durumun gerçeğiyle örtüşmeyen bir yaklaşımı yansıtıyor. Nitekim, döndük geldik ‘sınır ötesi'ne. Sanki gidip Kandil Dağı'nı zaptetmek diye bir şey olabilirmiş, sanki Irak Kürdistanı'na girip ‘tampon bölge' oluşturmak mümkün ve geçerliymiş, sanki Mesut Barzani ile kavga edersek konuyu çözebilecekmişiz, sanki Heron'lar ve F-16'lar ile PKK sona erdirilebilirmiş gibi bir dilin geri dönüşüne tanık oluyoruz.
25 yıllık aynı ‘dil', sanki bir ‘yeni lehçe' ile konuşuluyor gibi.
Bu söylemin sonu, askerin kucağına oturmaya varır ki, ortada bir süre sonra ne Ergenekon davası ne AK Parti hükümeti ne bir şey kalır.
Hem PKK'nın bunu istemediğinden emin misiniz?
 
Türkiye'de terör tırmanışı ve ülkenin bölünmesi korkusunu duyanların öncelikle Türkiye'nin Kürt halkının ‘birleştirilmesi'ni ve özgürleşmesini savunması lazım.
Türkiye Kürtleri ‘paramparça' halde ve ‘şiddete tutsak' yaşadıkları sürece sorun çözülmez, sorunun ‘güvenlik boyutu'ndan çıkılmaz ve bu sorun, Türkiye'de çok iktidar eskitir.
Türkiye Kürtlerinin, 30 binden fazlası bu sorun nedeniyle toprağın altında. Birkaç bini dağlarda. Birkaç bini KCK tutuklaması, taş atan çocuklar vs gerekçesiyle içeride. Binlercesi kaçak, aranır ve ülkeyi yaşanmaz bularak dışarıda, çoğunlukla Avrupa'da ve yeni yetişen kuşakların on binlercesi yarın-öbür gün dağa çıkma potansiyeli taşıyarak yetişme dönemindeler.
Bu insanların her birinin yakınları, akrabaları, dostları var. Bütün bunun nasıl bir ‘Kürt ruhi iklimi' oluşturacağını, oluşturduğunu düşünemiyor musunuz?
Sorunun çözümü, içeridekileri dışarı çıkartacak, dağdakileri indirecek, ovadakileri dağa çıkartmayacak, yurtdışındakileri geri döndürecek yani Kürt halkını birleştirecek, prangalarını kırmasını sağlayacak bir çözüm olmak zorunda. Herhangi bir ‘açılım' bu rotaya girmezse 25 yıllık patinaja geri döneriz. Şimdiki manzara böyle.
Hükümet, geçen yıl bu zamanlarda açtığı yolda sebat etseydi, ‘açılım'ın içini doldursaydı, başta TCK, ayrıca Terörle Mücadele Kanunu, bir sürü yasada düzenleme yapmaya, anayasanın Kürtleri de içine sığdıracak biçimde değiştirilmesine yönelseydi, siyasi açıdan da ekonomik bakımdan da kârlı olurdu. Silaha harcanan paralar ve sonu fos çıkacak ‘güvenlik öncelikli' politikaya dönüşe harcanan enerjiyi başka yere, sonuç alacağı alanlara çevirmiş olurdu.
Bu arada PKK'nın ‘silahlı tırmanışı'nı da uzun süre ‘sürdürülebilir' görmüyorum. Türk devleti ve TSK ile baş edemeyeceği için değil. Kürt halkının buna isteği ve desteği olmayacağı için.
Kürt halkının 1990'lara geri dönmeyi istemesi için hiçbir anlamlı neden yok. ‘Kitle zemini' sağlam olmayan bir ‘silahlı mücadele'nin de ‘sürdürülebilir' olması mümkün değil. Nitekim, hafta başında Diyarbakır'da 99 STK bildirisini açıklayan Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu, yaptıkları "Silahlar karşılıklı olarak sussun" çağrısından sonra bölgeden gelen tepkilere ilişkin şöyle diyor:
"Halkın yüzde 90'ından fazlası bizi destekliyor ve çatışmalara kesinlikle karşı. Halk bu savaştan bıktı ve illallah etti. Bölgedeki gerçek duygu, bu çatışmaların bir an önce durması."
Evet. Bu kez, ne ‘devlet' ve ne de ‘örgüt' toplumun geri kalan kısmını bu ‘kirli savaş'ta arkalarında bulamayacak.
Bu ‘kirli savaş'ın bir an önce durması için de bulamamaları gerekiyor.

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.