Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->
Rss Göster

Dış ilişkiler

Başbakan özür dilemedi ama...

22.03.2010 | Mensur Akgün | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült
Türkiye'nin de kendisinin de ihtiyacı olan; millet adına avukatlık yapanlar değil gerçekleri söyleyenler ve yazanlar, adil olanlar, dünyaya ve Türkiye'ye evrensel standartlar penceresinden bakanlar.
 
Başbakan özür dilemedi ama belli ki hata yaptığını anladı. Ermeniler konusunda BBC'ye söylediklerinin yanlış anlaşıldığını, mülakatının ‘kaçak' kelimesinin atılarak kullanıldığını belirtti ve tabii ki köşe yazarlarına kızdı. Onları Türk milletinin avukatlığını yapmaya çağırdı. Anlaşılan Başbakan Erdoğan ‘avukat' gazetecileri ve köşe yazarlarını daha çok seviyor, uyarılmaktan pek hoşlanmıyor.
 
Kendisi mutlaka farkındadır ama biz bir kez daha belirtelim: Türkiye'de avukatlık yapan, ‘yüce Türk milleti' adına hareket edip Ergenekon'dan iktidara kadar geniş bir yelpazedeki kurum ve anlayışı korumaya çalışan çok gazeteci, çok köşe yazarı var. Bu yazar ve gazetecilerin çoğu da milliyetçilik adına var olan ayrımcılığı körüklüyor, 6-7 Eylül'den Hrant'ın katline kadar pek çok şeyi meşrulaştırabiliyor.
 
Türkiye'nin de kendisinin de ihtiyacı olan; millet adına avukatlık yapanlar değil gerçekleri söyleyenler ve yazanlar, adil olanlar, dünyaya ve Türkiye'ye evrensel standartlar penceresinden bakanlar. Başbakan'ın uzun dönemli çıkarları bu ikinci türden gazeteci ve yazarlarınkiyle örtüşüyor. Başbakan Türkiye'yi gerçekten değiştirmek istiyorsa onları dinlesin, onların yazdıklarını okusun.
 
Ama ne okuyucu ne de kendisi zannetmesin ki onu eleştirenler karşı tarafın yaptıklarının farkında değil. Ermenistan'ın soykırım meselesini bir manivela olarak kullandığını, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nden çıkan kararın tamamen Ermeni diyasporasının bakışını yansıttığını siyasetten biraz anlayan, kararları okuyan herkes görüyor. Obama yönetiminin müdahale etmediğini, protokoller konusunda köşeye sıkıştırmak istediğini anlıyor.
 
Ancak bunları görmek ve anlamak, yanlış sayı ve varsayımlara dayalı bir tehdidin kabul edilmesini gerektirmemekte. Başbakan 170 bin Ermeniden bahsederken hangi amaçla olursa olsun yanlış yaptı. Üstelik de yanlışı çok boyutluydu. Ne sayı doğruydu ne de tehdidini oturttuğu mantık. Ayrıca tarihinde tehcir lekesi bulunan, pek çok vatandaşı Almanya'da ‘kaçak' çalışan bir ülkenin başbakanının bu gibi insani konuları dillendirirken çok daha dikkatli olması gerekirdi.
 
Kaldı ki, Amerikalıların Türkiye'nin resmi duruşunu dikkate almadıklarını söylemek, Türk milletinin avukatlığını yapmak da hiçbir şeyi değiştirmez. Sadece Türkiye'deki Batı karşıtlığını körükler, içimize kapanmamızı kolaylaştırır, 1915 trajedisinin tartışılmasını, Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesini engeller. Unutmayalım, başkalarının yaptığı hatalara odaklanacak olursak kendi hatalarımızı göremeyiz. Her şeyi başkalarından bekleriz. Sorunları çözeceksek kendi hatalarımızı da görmek zorundayız.
 
Türkiye'nin normalleşme sürecindeki en büyük hatası 10 Ekim'de Zürih'te imzalanan protokollere yansıyan ve uzun müzakerelerin sonucunda sağlanan dengeyi bozacak çıkışlar yapmasıydı. Bilindiği gibi Türkiye'nin bu protokolleri imzalamasının temel nedeni soykırım suçlamalarından kurtulmaktı. Protokollerin Meclis onayından geçmesini takip eden dört ay içinde tarihçilerden oluşacak bir alt komisyon kurulacak ve Türkiye bu komisyonu gerekçe göstererek başta ABD olmak üzere 1915 trajedisi hakkında karar vermek isteyen ülkelere mani olabilecekti.
 
Ermenistan, kendisi açısından hazmedilmesi çok zor olan ve anayasasının giriş bölümünde Bağımsızlık Deklarasyonu'na yapılan atıf yüzünden hukuki bağlayıcılığı da bulunan bu konuda taviz vererek alt komisyon kurulmasına razı oldu. İsviçre Dışişleri Bakanlığı'nın arabuluculuğunda iki yıl süren görüşmelerin sonucunda yapıcı muğlaklık içeren uzlaşma metnini kabul etti.
 
Türkiye diplomasisi, bu protokollerle istediği her şeyi elde etti, sınırların değişmezliği ilkesini dahi hiç gerekli olmadığı halde bu protokoller vasıtasıyla teyit ettirdi. Cumhurbaşkanı Gül ve Cumhurbaşkanı Sarkisyan'ın büyük bir siyasi basiret ve cesaretle başlattığı futbol diplomasisi sayesinde de iki ülke arasında olumlu bir hava doğdu. Azerbaycan'ın direncini kırmak içinse en üst düzeyde temaslar yapıldı ve Aliyev defalarca bilgilendirildi.
 
Türkiye, Minsk sürecinin Ermenistan-Türkiye yumuşamasına paralel işleyeceği Rusya'nın Gürcistan müdahalesinden ders çıkartan Azerbaycan ve Ermenistan'ın birbirine yakınlaşacağı, ‘Madrid İlkeleri' temelinde bir uzlaşma için çalışılacağını varsaymıştı. Karabağ sorunu çözülemese bile Ermenistan'ın işgal ettiği topraklardan çıkmak için daha istekli davranacağı düşünülmüştü. Nitekim düşünüldüğü gibi de oldu. Geçen günlerde tarafların çözümün parametrelerini belirleyen ‘Madrid İlkeleri'nin yeni bir revizyonu üstünde anlaştıkları ortaya çıktı.
 
Fakat bu arada Azerbaycan elindeki Türkiye kartını kaybetmemek için oyunbozanlık yaptı. Başbakan Erdoğan da ne yazık ki Azeri restini kabul edip Bakû'da yaptığı konuşmada protokollerin onay sürecini Karabağ sorununun çözümüne endeksledi. Her ne kadar daha sonra yapılan resmi ve gayri resmi açıklamalarda Başbakan'ın aslında işgal altında tutulan topraklardan söz ettiği söylense de ok yaydan bir kez çıkmıştı.
 
Ermeniler ve protokole kefil olanlar, Cumhurbaşkanı Gül ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun iyi niyetine, Türkiye diplomasisinin durumu kurtarma çabalarına rağmen Başbakan Erdoğan'ın siyasi refleksleri ve oy kaygıları nedeniyle bu süreci nihayete erdirmeyeceğini düşündüler. Amerikan yönetimi de Başbakan Erdoğan'a ve Türkiye'ye ders vermek istedi. Bunun üzerine Büyükelçi Namık Tan geri çağrıldı, ardından da Başbakan Washington'da katılacağı bir toplantıya başkasını gönderebileceğini söyledi.
 

İsveç parlamentosunun kararından sonra da Erdoğan BBC'ye verdiği mülakatta kendisine ve şu anki siyasi duruşuna hiç yakışmayan bir hata daha yaptı. Ama neyse ki hatasını fark etti. Özür dilemese dahi geri adım attı, söylediklerine açıklık getirdi. Şimdi sıra Erdoğan'ın anlayışını değiştirmesinde ve diğer hatasının telafisinde, Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi için adım atmasında. Ermenistan ve Azerbaycan'ın Revize Edilmiş Madrid İlkeleri üstünde anlaşması Türkiye'ye ve Başbakan Erdoğan'a bu fırsatı veriyor.

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.