Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->
Rss Göster

AB-Türkiye

Gümrük Birliği'nin yarar ve zararları

19.03.2010 | Zeynel Lüle | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült
1995 yılının kasım ayındaydık. Herhalde 14 Kasım'dı.
O günü dün gibi hatırlıyorum. Strasbourg'da Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'nda Türkiye'nin AB ile yaptığı Gümrük Birliği'nin (GB) oylaması vardı.
Biz, Hürriyet gazetesi olarak "Gümrük Birliği"ni içeren 10 sayfalık bir ek hazırlamıştık. Bu anlaşmanın Avrupalı parlamenterler tarafından onaylanmasıyla AB'ye ilk adımımızı atacağımızı düşünüyor ve adeta bir bayram havası yaşıyorduk.
Türkiye'den Strasbourg'a tam 75 medya temsilcisi gelmişti. Sadece biz Hürriyet gazetesi olarak 5 kişi olayı izliyorduk. O dönem gazetemizin ekonomi müdürlüğünü yapan Enis Berberoğlu, yine o dönemin Dış Haberler Müdürü Serdar Turgut, ekonomi yazarı Zeynep Atikkan, Hadi Uluengin ve ben.
Ve Avrupa Parlamentosu GB'yi "ezici" oy farkıyla onayladı. AP'nin "muhafazakâr" kesimi, Türkiye'nin GB ile yetineceğini, "tam üyeliği" dayatmayacağını düşünerek onay vermişti. Onlar için GB bugün "telaffuz" ettikleri "imtiyazlı ortaklığın" ta kendisiydi. Sol kesim ise insan hakları ve demokrasi konusunda Türkiye'yi "teşvik" etmek amacıyla anlaşmaya "tarafkâr" yaklaşmıştı.
Türkiye için ise GB, "tam üyeliğe giden yolun başlangıcı"ydı.
Zamanla tam üyelik uzadı. Uzadıkça da o dönemde yapılan GB anlaşması, bugünün şartlarına uymamaya başladı.
Şimdi ise Ankara, GB konusunda AB ile tekrar masaya oturup, bu anlaşmanın günün şartlarına uyarlanmasını sağlamaya çalışıyor.
 
GB, tam üyelik için araçtı
Hafta içinde Avrupa Parlamentosu'nda GB konusu yeniden masaya yatırıldı. AP Ticaret Komitesi'nde konu enine boyuna tartışıldı. Halen Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) başkanlığını yürüten ve GB anlaşması sırasında da Brüksel'deki AB Daimi Temsilciliği'nde görev yapması nedeniyle GB müzakerelerini yürüten isimlerden biri olan Sinan Ülgen, hangi şartlarda bu anlaşmanın yapıldığını anlattı.
Ülgen, "O dönemde zor bir işin peşinden koştuğumuzu biliyorduk. Tam üye olmayan bir ülke ile AB'nin ortak bir ticaret politikası yürütmesi anlamına gelen bir Gümrük Birliği kurulacaktı. Bunun birtakım sorunlara yol açmasını bekliyorduk. Ama biz Gümrük Birliği'ne hep geçici bir rejim olarak baktık. Türkiye'nin tam üyeliğine kadar devam edecek bir ara dönem olarak gördük bunu. Amacımız ekonomik entegrasyonu geliştirerek tam üyeliğe ulaşmaktı" dedi. Sinan Ülgen en büyük sorunun, AB'nin "tek taraflı" olarak üçüncü ülkelerle yaptığı "serbest ticaret anlaşmaları" (STA) olduğunu söyledi. AB'nin STA'yla akdettiği ülkenin mallarının AB üzerinden serbestçe Türk pazarına girebildiğini, Türk mallarının bu ülke pazarlarına engelsiz giremediğini kaydetti. Keza bu ülkelerin pazarları AB ihracatçılarına açılırken Türk ihracatçısının bu fırsattan yararlanamadığını belirtti. "Bu dengesizliğin düzeltilmesi gerekiyor" dedi.
Ülgen bir de korkusunu dile getirdi. "Benim korkum şu: AB'nin tarihi gelişimine baktığımızda, topluluk gümrük birliğinden ortak pazara ortak pazardan tek pazara geçmiş. Bunu bir ekonomik mantığa dayalı olarak yapmış. Türkiye ile AB arasında da her iki tarafa yarar sağlayacak benzer bir ekonomik bütünleşme olması lazım. Ama bu ekonomik bütünleşmenin ilerletilebilmesi karşılaşılan siyasi sorunların çözülmesini gerektiriyor. Aksi takdirde ekonomik olarak da ileri gitmek yerine süreç geriye doğru işleyebilir ve bugünkü kazanımları dahi yitirebiliriz. Son tahlilde karşılaştığımız bütün bu sorunların çözümü, Türkiye'nin üyelik sürecinin ilerletilmesinden geçiyor."
Türkiye'nin Avrupa Birliği Daimi Temsilci Yardımcısı Kerem Divanlıoğlu da sorunun akut hale geldiğine işaret ederek, Türkiye ve AB'nin üçüncü ülkelerle "eşzamanlı" olarak STA anlaşmalarına başlaması, Türk uzmanların teknik komitelere katılması gerektiğini söyledi.
 
15 yıl önce
Bizim 1995'in kasım ayında onayını "büyük heyecan" duyarak yaşadığımız ve 1 Ocak 1996'dan itibaren yürürlüğe giren Gümrük Birliği anlaşması, artık Türkiye'ye sorun olmaya başladı. Kazanımlarını hiçbirimiz inkâr edemeyiz. Türk ürünleri bu sayede "kalite" kazanarak dünya piyasalarına adeta aktı.
Ama bundan 15 yıl önce "GB bizi, AB üyeliğine taşıyacak" duygularıyla başlatılan bu anlaşma, üyelik uzadıkça "zarar vermeye" başladı. Bu zarar artık Ankara tarafından Brüksel'de "yüksek sesle" dile getiriliyor. Doğrusu da bu.

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.