Referans Gazetesi

İLİŞKİLİ KATEGORİLER

Yukarı Aşağı

 

-->
Rss Göster

Dünya

Ortadoğu'da son manzara ve Türkiye'ye yansımaları

12.03.2010 | Cengiz Çandar | Yorum

ARAÇLAR

  • Yorum Yaz yorum yaz
  • Favorilerime Ekle favorilerime ekle
  • Yazdır haberi yazdır
  • Arkadaşıma Gönder arkadaşıma gonder
  • Yazı BoyutuKüçült & Büyült
Ortadoğu'da "barış" ve "çözüm" yolunda en ürkek adımların bile önü tıkanıveriyor. Obama, Başkan Yardımcısı Joseph Biden'ı çoktandır raydan çıkan "müzakere treni"ni harekete geçirmek için bölgeye yollamıştı. Biden'ın Ortadoğu'ya varışıyla birlikte Filistin-İsrail arasında "dolaylı görüşmeler"in başlayacağı ilân edilmişti. İsrail'in Gazze saldırısından bu yana, 2008 Aralık ayından itibaren taraflar masaya oturmamışlardı. Başkan'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi George Mitchell aracılığıyla başlayacak "dolaylı görüşmeler", brüt 1991'den, net 1993'ten beri yüz yüze görüşebilmiş taraflar için, "geriye düşülmüş" bir durumu yansıtsa bile, "bu da bir şey; hiç yoktan iyidir" denilecek bir gelişmeydi. O bile olamayacak.
Biden, İsrail topraklarındayken, İsrail İçişleri Bakanlığı Doğu Kudüs'te 1600 yeni konut inşa edileceğini açıklayınca, Mahmut Abbas da (Abu Mazen) "dolaylı görüşmeler"in de başlamayacağını bildirdi. Asıl açıklama, Kahire'de Arap Birliği tarafından Amr Musa tarafından yapıldı.
Varılan nokta, İsrail'in Amerikan prestijine şamar indirmesi gibi algılanıyor ve bunun Washington'da artık İsrail "posta koymaya" varacağı öne sürülüyor. Nitekim, Biden, Ramallah'ta Abu Mazen ile yaptığı görüşmenin ardından İsrail'i açıkça kınadı.
 
Biden'ın Amerikan-İsrail ilişkilerinin özelliği göz önüne alındığında hayli sert sayılan sözlerini yorumlayan The Guardian, "Sözlerinin son bölümünde Biden'ın, Netanyahu'nun yüzüne başka şey söylediğine arkasını dönünce başka şey yaptığına işaret ediyor… İsrail dostlarına karşı bu tür tavır göstermeye devam etmeyi göze alamaz. Bu, ister sivil yaşamın korunmasına ilişkin uluslararası kuralları Gazze'de yaptığı gibi kabaca hiçe sayması olsun; ister komşularına karşı Türkiye'ye olduğu gibi ince hesaplanmış hakaretler olsun; veya ister dost ülkelerden çalınan pasaport ve kimliklerle Dubai'de gerçekleştirdiği gibi düşmanlarına yönelik yasadışı suikastlar düzenlemek olsun, çok ileri gidiyor."
Ne yapılabilir ki?
İsrail, bugüne dek Obama yönetiminin "fazla nazik davranışı"ndan yüz bulmuş olabilir. Nitekim aynı gazete şu satırlara yer veriyor:
"Amerikalılar, bugüne dek, söylemek gerekirse çok nazik veya çok zayıf davrandılar. Ama Netanyahu geçen yılın büyük bölümünü Obama'nın İsrail-Filistin ihtilafının çözümü ve onunla birlikte bölgede kuşaklar boyu yaralara yol açan İsrail-Arap çatışmasını sona erdirmek için arabuluculuk yapacağına dair verdiği sözü bilinçli olarak boşa çıkartmaya harcadı... Bu değişmek zorundadır. Obama'nın sorunu ki sadece Ortadoğu'da değil, seviliyor ama kendisinden korkulmuyor. Elle tutulur bir başarı sağlamadığı bir yıllık görev süresinin ardından, Washington politikasını içerden izleyen çevreler, Başkan'ın kavgaya hazır olmasını, işin kirli yönüne profesörce kayıtsızlığını bir yana bırakarak eğilmesini, inandığı şeyler için açıkça coşkulu ve öfkeli biçimde davranmasını gerektiğini belirtiyorlar."
İsrail'in Batı kamuoyunu getirdiği nokta bu ve Biden'ın şahsında ABD'nin burnunun sürtülmesinden sonra, Washington'da İsrail'e karşı bir tavır beklentisi tavan yapıyor.
Bunun Türkiye açısından da bir yansıması elbette olacak.
 
Birincisi, gözle görülebilir bir süre için, İsrail ile Suriye arasındaki "arabuluculuk hevesi"nin askıda kalması –belki hiçbir zaman gerçekleşmeyecek- kaçınılmaz. İsrail'in bugünkü hükümetinin, ne Filistinlilerle ve ne de Suriye ile herhangi bir çözüme istekli olduğuna ilişkin hiçbir işaret zaten yoktu; hele şimdi Obama yönetimi ile bile sürtüşmeyi göze alacak kadar pervasız bir hükümet ile, zaten arası şekerrenk olan Tayyip Erdoğan hükümeti, hangi konuda "arabuluculuk" yapabilir ki?
Bir süre önce, ABD'nin Türkiye ile İsrail arasında "arabuluculuk" yapması gerektiği ironik biçimde ileri sürülüyordu. Öyle görünüyor ki ABD'nin İsrail ile arasında "arabulucu" ihtiyacı doğacak. İroni bir yana, Türkiye'nin bu tür roller alması imkânsız.
İkincisi, Türkiye, ABD ile İsrail arasında ortaya çıkan durumu kendi Ortadoğu politikasına ilişkin pozisyonlarının "doğrulanması" anlamında Washington nezdinde "avantaj"a çevirebilir. Ama bunu yapabilmek için Ermeni Soykırım Tasarısı konusunda gereksiz ölçülere vardırılmakta olan Washington'a yönelik "efelenme"den vazgeçmesi ve vakit geçirmeden Ortadoğu'da "çıkar ortaklaşması"na yönelmesinde yarar var.
Bunun özellikle gerçekleştirilebileceği alanların başında Irak geliyor. Irak'ta seçim sonuçları hâlâ belli değil. Oylar sayılmaya devam ediyor. Sonuç ne olursa olsun, Irak'ta aylar boyu yeni hükümetin kurulmasının mümkün olmayacağı belli.
Bir şey daha belli; kesin seçim sonuçları alındıktan sonra, gayet gevşek biçimde oluşmuş bulunan "ittifaklar" darmadağın olacak ve yepyeni ittifaklara, amansız pazarlıklardan sonra gidilecek. Yeni cumhurbaşkanının kim ve nasıl belirleneceğinden, Irak hükümetinin nasıl oluşacağına dek, şimdiden, Türkiye ile Amerika arasında bir eşgüdüm çalışmasının başlamasında da yarar var.
Bunları becerebilen bir Türkiye, kendi "iç dengeleri"ni de güvenceye alabilecektir…

ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.