EyüpCan |
CevdetAşkın |
ServetYıldırım |
GökçeAytulu |
GüvenSak |
VeysiSeviğ |
NurDemirok |
BülentÜnal |
MügeAkgün |
ŞenayAydemir |
CemÇetin |
AlexAkimoğlu |
Avrupa Birliği'nin kriz performansı için hâkim daha son sözü söylemedi
27.01.2010 | Nicolas Veron | Yorum
Ekonomi ve finans krizinde, Avrupa Birliği'nin (AB) olduğu kadar, çok az siyasi yapı sınavdan geçti. AB, kökenleri 1950'ye kadar geri giden, görece yeni bir girişim. Barış ve neredeyse kesintisiz bir büyüme döneminde gelişti. Ancak birçok kişi yeteri kadar büyük bir şok karşısında Avrupa ulus-devletlerinin egemenliklerine yeniden sarılarak, birliğin çatlamasına yol açacaklarını öngörmekteydi.Kriz, en kötü öngörülere göre AB ve onun bir ürünü olan euronun, tıpkı 1970'lerde yaşanan petrol şokunun yol açtığı yüksek işsizlik ve düşük büyüme oranlarında olduğu gibi, kısmen ya da bütünüyle çözülmesine yol açacak. Gerçekten de birçok ölçüt açısından karşılaştırıldığında, günümüzdeki kriz o zamankine göre çok daha derin. Brüksel, krizin 2007 yılının ağustos ayında başlamasından bu yana çok sayıda kötü haberle sarsıldı.Avrupa Konseyi, Charlie McCreevy'nin 2004 yılında Finansal Hizmetler Başkanı olduğu dönemden bu yana yürütmekte olduğu, Avrupa bankalarının pek şeffaf olmayan ABD gayrimenkul varlıklarına yaptığı yoğun yatırımlara olanak veren hükümet müdahalelerinin azaltılması yönündeki gündemi ve bunun sonucu ortaya çıkan büyük zararlara ilişkin kamu gözetiminde yaşanan sorunlar nedeniyle töhmet altında kaldı.Kriz, Lehman Brothers'ın çöküşünün ardından 2008 yılının eylül ayında akut bir hal aldığında, AB üyesi ülkelerin verdiği tepkiler arasındaki uyumsuzluk, birliğin günün koşullarına uygunluğunun sorgulanmasına yol açtı. Bunun hemen ardından, komisyonun yaptığı mali teşvik çağrısı, ulusal başkentlerde bariz bir şekilde göz ardı edildi.AB'de ulusalcı politikalarHükümetlerin bankacılık ve otomotiv gibi diğer sektörlerde faaliyet gösteren "ulusal şampiyonları" koruma çabaları ve General Motors'un Opel'i satacağını açıklamasının ardından, Berlin'in Almanya'daki fabrikalara yönelik ayrıcalıklı bir yaklaşım için çaba harcaması gibi, bu şirketleri Avrupa'nın diğer bölgeleri yerine yurtiçinde yatırım yapmaya zorlamaları, ortak pazara ilişkin temel ilkelere aykırıydı.AB kurumları, kilit bazı girişimler sırasında kenarda durup seyreder bir tutum içinde görüntü arz etmekte ya da Avrupa Parlamentosu'nun özel girişim sermayesi ve hedge fonlarına açtığı "Haçlı Seferi" gibi, büyük oranda alakasız işlerle uğraşmaktaydı. En az bunlar kadar önemli olan bir diğer nokta da Yunanistan gibi son derece kötü mali durumdaki üye ülkelerin federal düzeyde sağlanması gereken destek için yeterli mali kapasiteye sahip olmamasının, birçok kişinin zaten büyük krizler karşısında pek dayanıklı olmasını beklemediği ve Avrupa entegrasyonunun en önde gelen unsuru olan euroyu tehdit ettiği şeklinde algılanmaktadır.Bununla birlikte AB, tüm olumsuz manşetlere rağmen hâlâ canlı ve şaşırtıcı bir şekilde saygınlığını sürdürüyor. Bazen de paradoksal olarak siyasi başarılara imza atıyor. Avrupa Merkez Bankası, ustaca yürüttüğü kriz yönetimi sayesinde saygınlık kazandı. Komisyon neredeyse hiçbir rol oynamamış olsa da 2008 yılının ekim ayında gerçekleşen toplantı, AB'nin sınırlarının ötesinde olumlu bir piyasa etkisi yarattı. Bunun hemen ardından Avrupalılar, sürdürülebilir küresel ekonomik bir yönetişim konusunda büyük umutlar vaat eden G-20 tartışma platformunun şekillenmesinde önemli bir rol oynadı.Siyasi girişimler, birçok gözlemcinin bir yıl önce neredeyse kaçınılmaz olarak gördüğü orta ve doğu Avrupa'daki sorunların makro-ekonomik düzeyde yayılmasından kaçınılmasını sağladı. Avrupa Komisyonu'nun rekabet politikalarını büyük bir gayretle hayata geçirmeye çalışması, ortak pazar entegrasyonunun korunmasını sağladı.AB, 2009 yılının şubat ayında açıklanan mali reform tasarısı Larosiere Raporu'nun hayata geçmesiyle birlikte, tartışılır olmakla beraber sınır ötesi bir mali entegrasyon için gerekli olan dünyanın ilk uluslar-üstü mali otoritesini oluşturmuş oldu. Bu arada euro da şu ana kadar çökeceğine ilişkin tüm kehanetlere direnebildi.Mali yapılanma gereksinimiAB, sıradan gözlemcilere göründüğünden çok daha dayanıklı. Ulusal liderler kendi kamuoyları önünde Brüksel'e çatar gibi görünüyor, ancak onlar da derinlerde birliğin herkesin savunmasında çıkarı olan, herkes için olumlu bir yanı olduğunun farkında. Avrupa Komisyonu'nun bürokratik doğası, AB'yi çoğu kez hantallaştırmakta. Ancak birlik, pek de küçümsenmemesi gereken sağlam siyasi taahhütler üzerine kurulu. Aynı şey euro için de geçerli.Bunları söyledikten sonra, aslında en büyük sorunlar henüz önümüzde duruyor. AB, önem sırasından ziyade, en acil olandan başlayarak, bankacılık sektöründeki kırılganlık sorununu ele almalı, Euro Bölgesi üyelerinin mali yapılarının güçlenmesini yönetmeli, ciddi küresel bir oyuncu olmak için uluslararası tartışma platformlarında temsil edilmek üzere uygun adımlar atmalı ve uygun yasal reformlarla entegre mali sistemini sürdürülebilir kılmalıdır. Bu adımların her biri muazzam görevler ve bunların tamamlanması hiç de öyle garanti değil.Bu adımların sonuçları, sadece kendilerine değil, dünyanın geri kalanına karşı da sorumlulukları olan birliğin vatandaşları ve liderleri tarafından belirlenecek. Şayet AB başarısız olursa, bunun olumsuz sonuçları AB sınırlarının ötesinde de hissedilecektir. Şayet başarılı olursa, AB, ulus-devletlerin günümüzün bağımsız dünyasına uygun yegâne siyasi örgütlenme modeli olmadığına ilişkin ikna edici bir argüman oluşturacaktır.
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.