EyüpCan |
CevdetAşkın |
ServetYıldırım |
GökçeAytulu |
GüvenSak |
VeysiSeviğ |
NurDemirok |
BülentÜnal |
MügeAkgün |
ŞenayAydemir |
CemÇetin |
AlexAkimoğlu |
Moğollara değil Türklere
bakmak gerek22.01.2010 | Jale Özgentürk | Yorum
Bunca yıldır ekonomi alanında gazetecilik yapıyorum. Yıllardır haber de yazdım, köşe de. İlk kez bir yazım için bu kadar çok e-posta ve tepki aldım. Bir gazeteci için, yazdığı yazıya tepki gelmesi sevindirici ama bu kez iyi mi, kötü mü derseniz? Aslında acıklı bir durum, derim.
Öncelikle şunu söylemeliyim. Ne Moğollara düşmanım, ne magazin peşindeyim... Moğollara karşı bir yazı yazayım gibi bir tavrım olmadı. Hakaret etmek ise aklımdan bile geçmez.
Bu bilgileri yetkili birinden aldım. Sağlam bir kaynağa dayanmadan böyle bir yazı yazacak kadar da sağduyumu kaybetmedim. Bu nedenle Moğolları kırdıysam özür dilerim ama burada tek hatam olabilir. O da var olan bir çalışmayı gündeme getirmek. Sonuç itibariyle ben bir haber yaptım. Üstelik bu haberi yalnız da yapmadım. Sabah gazetesinden arkadaşım Meliha Okur'la birlikte öğrendik bu çalışmayı. O da konuya ilişkin bir yazı yazdı...
Moğolistan ve Moğolların yaşadığını biz uzaktan bilemeyiz, bildiğine inandığımız biri anlattı. Aslında haberin başka bir boyutu var ki düşünmesi gereken Türk tarafı. İşsizlikten bunalan Türklerin durumu. Doğudan, batıdan, kimi üniversite, kimi meslek okulu mezunu yüzlerce genç, Moğolistan'a nasıl gideceklerini soruyorlar. İşsizliğin, çaresizliğin boyutlarını bir kez daha görüyorsunuz.
Görüyor ve üzülüyorsunuz!TÜSİAD değişirken!Türk Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (TÜSİAD) en tartışmalı genel kurul süreci sona erdi. Ümit Boyner ve yönetim kurulu üyeleri dün seçilerek göreve başladı. TÜSİAD'ın 40 yıllık geçmişinde genel kurul toplantıları, ekonomik sorunların ve eleştirilerin gündeme getirildiği platformlar olmuştur. Bu yıl durum biraz farklıydı. Türkiye'de AK Parti iktidarı ile başlayan ve son zamanlarda iyice su yüzüne çıkan sermayenin el değiştirmesi ile TÜSİAD'ın etkinliğinin kalmadığı tartışmaları bu yılın konuşmalarına damga vurdu.Hastalığı nedeniyle videodan konuşmak zorunda kalan Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç da başkan Ümit Boyner de genel kurul bahanesiyle bu eleştirilere bir anlamda yanıt vermiş oldu.Boyner, 1990'larda rahmetli Bülent Tanör'e hazırlatılan "Demokratikleşme Raporu"nu hatırlatırken, derneği statükoculukla suçlayanlara kısa bir kronoloji çıkardı. TÜSİAD'ın Türkiye'yi dünyaya en üst düzeyde rekabetçi ve en ileri demokrasiye sahip bir güç olarak entegre etmeyi amaçladığını, bunun için de Avrupa Birliği sürecini desteklediğini söyledi. Saydam, soyut ve hesap verebilir bir yapı olmayı taahhüt etti.Koç ise hükümetlerle zaman zaman ters düştüklerini hatırlatarak, yıllar içinde derneğin ana başlığının demokrasinin standartlarının yükseltilmesi, siyasetin çağdaş normlara göre yapılması, temel ekonomik, toplumsal ve siyasal alanlardaki reformlar olduğunu ve bu standartları nedeniyle Avrupa Birliği'ni desteklediklerini söyledi. Bu yolda devam edeceklerinin mesajını verdi.TÜSİAD, Türkiye'nin büyük sermayesinin kurduğu bir dernek. Bugün 600'e yakın üyesi Türkiye'nin katma değerinin, istihdamının, ihracatının yaklaşık yüzde 50'sini oluşturuyor.Etkinliği azalıyor mu? Bir anlamda doğru. Dünyanın merkezi Çin, Hindistan gibi ülkelere kayıyor; Batı'nın, Avrupa Birliği'nin gücü azalıyor. Türkiye ise komşuları ve Afrika gibi gelişmekte olan bölgelerde etkin olma politikası uyguluyor. Bu pazarlara ise hükümet kendine yakın işadamı örgütleriyle çıkarma yapıyor. Yeni sermayenin de onlar arasından çıkması arzu ediliyor.Her değişim sancılı olur. Türkiye de gerçekten sarsılarak bir dönemi kapatıyor. Ortaya çıkan darbe raporları eski darbeleri yaşamış kişileri, yapılan yalanlamalara rağmen hiç de şaşırtmıyor. Eski gidiyor ama yerine gelen ne? Türkiye gerçekten demokrasiye, fırsat eşitliğine, gelir düzeyinde iyileşmelere ve işsizliğin belini bükmeye doğru yola çıktıysa tamam. O zaman bu süreçte TÜSİAD'a da ciddi ihtiyaç var. Yok sadece amaç geçmişle hesaplaşma ise durum ciddi. Her yok edilen işadamı binlerce işsiz demek. Bundan sonra yapılması gereken tartışma bu olacak.
Devlet politikası olsa elektrikli otoda başarılı olabilirizBirkaç hafta önce İstanbul Sanayi Odası Başkanı Tanıl Küçük'le konuşurken ilginç bir öneride bulunmuştu. "Türkiye bundan sonra gerekirse tek bir firmayı ya da tek bir projeyi desteklemeli."Küçük'ün örnek verdiği ülkeler Kore, Japonya gibi elektronik ve otomotiv gibi alanlarda kendi markalarını yaratan ülkelerdi. Türkiye'nin işsizlik sorununun gelecek yıllarda büyük bir handikap oluşturacağını da herkes biliyor, söylüyor.İstihdam için yatırımlara ihtiyaç var. Katma değeri yüksek yatırımlara. Bu konuda önemli bir fırsat ortada duruyor. Elektrikli otomobil üretimi. İlk yapan kazanacak. Bu konuda Türkiye'de önemli bir adım da atıldı. Ünlü otomobil tasarımcısı Murat Günak prototipi çizdi. Yatırım için sermaye lazım.Önceki akşam Sedes Holding Yönetim Kurulu Başkanı Demir Sabancı ile sohbetimizde bu konuya da değinmiştik. Sabancı, bir yatırımcı olarak riski yüksek ve geleceği belli olmayan böyle bir üretime sıcak bakmadıklarını söyledi. Ancak devletin desteğiyle Türkiye'nin bu konuda başarılı olabileceğini ekleyerek, şunları söyledi:"Türkiye'nin tabii ki böyle bir şansı var. Bu tür yatırımlar devlet politikasıyla olabilir. Kore, Fransa, Japonya, ABD böyle yaptı. Devlet gücü demek vergi toplama gücü demek, faizleri belirleme gücü demek. Türkiye'nin çevre coğrafyalara hâkimiyeti, kaliteli istihdam, teknoloji geliştirme, organize olma imkânları var. Türkiye artık havacılık şirketlerine komponent üretiyor. Ama önceliklere bağlı."Türkiye'nin bir an önce önceliklerini belirlemesinde fayda var sanırım. Fırsat kaçmaz!
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.