EyüpCan |
CevdetAşkın |
ServetYıldırım |
GökçeAytulu |
GüvenSak |
VeysiSeviğ |
NurDemirok |
BülentÜnal |
MügeAkgün |
ŞenayAydemir |
CemÇetin |
AlexAkimoğlu |
Londra'nın önünde duran şiddetli çalkantılar
26.11.2009 | Nicolas Veron | Yorum
Londra, 18'inci yüzyıldan bu yana Avrupa'da hâkim durumda olan bir finans merkezi oldu ve özellikle de şu anda içinde bulunduğumuz finans krizi öncesinde, son on yıl içinde öne çıktı. Kent bunu, Asya ve Ortadoğu'nun tasarruflarının Batı'daki yatırım araçlarına kanalize olmasıyla oluşan küresel finansal eşitsizliklerle tüm Avrupa finans sisteminde toptan finans hizmetlerinin giderek daha yoğunlaşmasını bütünleştirecek şekilde üstlendiği aracılık rolü sayesinde başardı. Bu durum ülke içinde, Birleşik Krallık ekonomisi açısından altın yumurtlayan bir tavuk olarak görüldü ve cömert vergi kolaylıkları ve gevşek yasal düzenlemelerle ödüllendirildi. Kent, öte yandan da Brüksel açısından Avrupa Birliği kurumlarının piyasalara ilişkin sınır ötesi entegrasyonunu tamamlama girişimlerinde somut bir müttefik durumuna geldi, zira kentin otonom bir konumda olmasından kaynaklı olarak, AB düzeyinde finansal alanda gerçekleştirilen yasal düzenlemeler açısından önemli bir rol üstlenmesine olanak tanındı. Kent, o zamanlar iyi dönemlerini yaşıyordu.Finans merkezleri zarardaAncak finans krizi, geçen yıldan bu yana ortamı, birçok finans kurumuna vermiş olduğu doğrudan hasardan daha öteye değiştirdi. Kriz, muhtemelen sermayenin dağılımındaki verimliliği azaltırken, aynı zamanda hem AB bölgesinde hem de küresel düzeyde Londra gibi önde gelen finans merkezlerine fazlasıyla zarar verecek şekilde somut riskler oluşturdu. Bunun da ötesinde, kamuoyunda sert kurallar konulması yönünde güçlü bir talebe tanık oluyoruz.Kriz sonrası oluşan ortam, Avrupa düzeyinde önce kredi derecelendirme kuruluşlarına yönelik bu yıl kabul edilen yasal bir düzenlemeye ve ardından hedge fonları ve girişim sermayesine ilişkin bir direktif oluşturulması yönünde tartışmalara yol açtı. Britanya'da, kamuoyunda bankerlere karşı bankacılıktaki spekülatif çöküş ve banka kurtarmalarından kaynaklanan sert tepkiler, gelecek baharda seçim olasılığıyla birlikte daha da arttı. Siyaset bir yana bırakılırsa, öyle bir finansal çöküş yaşandı ki, nasıl şekil alacağının üzerinde henüz anlaşma sağlamanın uzağında olunsa da büyüme ve istikrar arasındaki dengenin doğru bir şekilde oturtulabilmesi için birtakım yasal düzenlemelerin yapılması gerçekten de meşru gibi görünüyor.Bu durum dikkate değer iki değişime yol açıyor. Bir yanda Britanya hükümetinin, Brüksel'den gelecek herhangi yeni bir girişime karşı mücadele etme sinyalleri vermekte olan muhafazakârların olası bir zaferiyle birlikte, Avrupa kuşkuculuğunun daha da artması muhtemel. Öte yandan, şu ana kadar "Brüksel'i uzak tutmakta" kararlı olan Londra kenti de artık kendi refahının temel kaynağını oluşturan Avrupa finans sisteminin uluslararası düzeyde açıklığını teminat altına almak üzere AB kurumlarına daha fazla bağımlı hale geliyor. Henüz bu kentte bariz bir şekilde kolektif bir pozisyon söz konusu değil; ancak kentteki kilit oyuncular, şayet bu piyasa entegrasyonunun sürdürülebilmesi için ödenecek bedel olacaksa, AB düzeyinde yasal düzenleme ve gözetime ilişkin yetki devri konusuna artan oranda daha sıcak bakmaya başladı.Derecelendirme kuruluşlarıAşırı banka ikramiyelerine yönelik öfke, bu muazzam gelişmelerin üzerini örttü. Ancak bu durum, yakın zamanda gerçekleşen bir dizi emsalsiz ve şaşırtıcı gelişmede açık bir şekilde görülüyor. Britanya hükümeti haziran ayında, son on yıldır sürekli bloke etmekte olduğu AB düzeyinde bir finans gözetim otoritesinin oluşturulmasını onayladı. Muhafazakârların gölge başbakanı George Osborne, büyük bir kriz döneminde ülkenin önde gelen yasal düzenleme yetkililerinin gücünü önemli ölçüde zayıflatacak şekilde, Finansal Hizmetler Kurumu'nun (FSA) dağıtılması çağrısı yaptı. FSA'nın Başkanı Adair Turner, ağustos ayında finansal işlemlerde uygulanacak olası bir vergi aracılığıyla, Britanya finans sektörünün daraltılmasını savundu. Britanya Merkez Bankası Başkanı Mervyn King, ekim ayında finansal istikrarın sağlanması uğruna büyük bankaların parçalanması lehinde bir konuşma yaptı. Daha yakın bir zamanda, kredi derecelendirme kurumu Fitch, Britanya'nın "AAA" olan kredi derecesini yitirme olasılığının sinyalini verdi. Bu pozisyonların hiçbiri kriz öncesinde düşünülemezdi.Kıtada dikkatlerin çoğu, Frankfurt veya Paris gibi rakip kentlerin Londra'nın hâkimiyetine el uzatıp uzatamayacağına çevrilmiş durumda; oysa daha önemli olan AB'nin kendi toprakları üzerinde bir finansal merkezi barındırıp barındırmayacağına ilişkin sorudur. Son dönemde Londra'ya yönelik haklı suçlamalara karşın, Avrupa, kentin bu konumu söz konusu olmadan çok daha zayıf bir duruma düşebilir. Kriz ve çok yönlü siyasi gelişmeler dikkate alındığında, artık eskisi gibi imtiyaz sahibi olamayacak olan kentin üstlendiği rol ve olasılıklar üzerine ciddi bir tartışmaya gerek var.
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.