SeyfettinGürsel |
ŞevketSürek |
NurDemirok |
HalitÇelikbudak |
BuminDoğrusöz |
BarçınYinanç |
NoyanDoğan |
AlexAkimoğlu |
![]() |
![]() |

Çok Okunanlar 
Millette tüketim yapacak motivasyon yok
21.11.2009 | Kerem Alkin | Yorum
OECD'nin 2010 ve özellikle 2011-2017 dönemine yönelik büyüme beklentisi umut verici. Ancak ortalama yüzde 6,7'lik büyüme için yüzde 18'in üzerinde özel sektör yatırım harcaması artışı gerekiyor. İç talep toparlanmadan bu ölçüde bir özel sektör yatırımı zor görünüyor.Türk ekonomisinin yüzde 6'yı rahatlıkla geçebilecek bir ortalama büyüme performansına sahip olduğu ekonomi çevreleri ve iş dünyasınca bilinmekte. Ancak, 86 yıllık cumhuriyet tarihine bakıldığında, bu oranın yüzde 4 civarında şekillendiğini görmekteyiz. 2003-2006 döneminde yakalanan yüzde 7,4'lük ortalama büyüme performansı dahi, aynı oranı 2003-2009 dönemini dikkate alarak hesaplamanız halinde, yine ortalama yüzde 4'e gelecek. Yani, Türk ekonomisi Çin başta olmak üzere, gelişmekte olan kimi Asya ekonomilerinin son 15 yıldır yakaladığı büyüme temposunu yakalamak zorunda. 2007 yılından itibaren Türk ekonomisinde büyümenin neden yavaşladığını detaylı araştırdığınızda, açık ve net, özel sektör yatırımlarındaki yavaşlama karşınıza çıkıyor. Özel sektör yatırımlarının neden yavaşladığını detaylandırdığınızda ise hanehalkının tüketim harcamalarındaki kırılganlığın öne çıktığını görüyoruz.İhracat kalıcı büyüme sağlamazTürk ekonomisinde, reel sektör şirketlerinin ortaya koydukları ihracat becerisi, her türlü takdiri hak etmekte. Bununla birlikte, bir ulusal ekonominin ciddi ihracat becerisi ile büyümesini sürdürebilir kılması mümkün değildir. Eğer, iç talepteki kırılganlığa rağmen, ihracata yüklenerek büyümeyi sürdürmek mümkün olsa idi, sürdürülebilir büyümeyi önce Japonya yakalardı. Oysa Japonya'nın neredeyse 15 yıldır sıklıkla resesyona sürüklendiği biliyoruz. Nitekim, Türkiye de 2002-2006 döneminde ihracat hacminde yakaladığı başarıyı, imalat sanayiinin üretim performansı ile bir süre büyümeye önemli bir katma değer katkısına dönüştürdü. Ancak, 2007 ve 2008'de ihracat alanında rekorlar kırılmaya devam etmesine rağmen Türkiye, aynı büyüme performansını sürdüremedi. Çünkü iç talepteki kırılganlığın arttığı bir sürece girmiştik. O halde, bir noktanın altını yeniden çizmek gerekmekte; hiçbir ulusal ekonomi iç talep desteği olmayan büyümesini sürdürülebilir kılamaz, kalkınmasını devam ettiremez.ABD'nin sıkıntıları kritikABD ekonomisinden haftalık işsizlik ödeneği başvurularına yönelik bilgiler, sınırlı bir iyileşmeye işaret etse de Başkan Obama gerek bütçe ve cari işlemler açığının azaltılamaması ve bu nedenle ABD Hazinesi'nin tempolu bir şekilde borçlanmasını sürdürmesi halinde, ABD ekonomisinin çift dipli bir durgunluk riskiyle karşı karşıya olduğunu hatırlatmakta. Obama, bir yandan açıkları ve bunun gerektirdiği borçlanma temposunu azaltmaya çalışırken, bir yandan da istihdamı artırmaları gerektiğini de belirtmekte. Ancak, ABD yönetiminin aynı anda bir hayli farklı iki hedefi nasıl gerçekleştireceği meçhul. Bu noktada, ABD'de işsizlik rakamı artmaya devam ettikçe, ABD halkının tasarruf etmeyi sürdüreceği, işsiz kalma korkusunun iç talep üzerindeki baskıyı kalıcı hale getireceği bir gerçek.Nitekim, ABD Hazine Bakanı Geithner da dünya ekonomisini ABD'li tüketicilere olan bağımlılığından kurtarmanın büyümeyi yeniden dengelemeye yardımcı olacağını söylemekte. Geithner, bu durumun aynı zamanda işsizliği düşürme çabalarını destekleyeceğini belirtmekte. Esasen, ABD Hazine Bakanı, "Dünya ekonomisini ayakta tutmak için, artık ABD halkının para harcamasına güvenmeyin" demeye getiriyor. Geithner, ABD'nin diğer ülkelerle, özellikle G-20 Grubu'yla ortak hareket ederek ekonomik hedeflerini tutturma konusunda daha verimli sonuçlar elde edeceğini öngördüğünü belirtmekte. O halde, ABD'de iç talep zayıf seyrettiği müddetçe, resesyondan kısmen çıkış gerçekleşse de ABD ekonomisinin gerçek performansına ulaşması hayli zaman alacak.2010'da iç talep muallakKonu Türkiye'ye geldiğinde, tablo benzer şekilde hayli sıkıntılı. Hükümetin, ekonomi yönetiminin bütçe imkânları konusunda hayli sıkışmış olması, iç talebi canlandırmak adına yapılabilecek vergi indirimlerini engelliyor. Beri tarafta, çalışanların ve emekli kesiminin önemli gelir kaynaklarından birisini oluşturan banka mevduat faizi gelirleri, son bir yıl içerisinde yarı yarıya azalmış durumda. Ev sahipleri, kira gelirlerindeki aksamadan, kira gelirlerinin düşmesine sebep olan piyasa ortamından muzdarip. Yani, 1.5 sene öncesine kadar nüfusun yüzde 10'u için ek gelir imkânı sağlayan faiz, kira geliri benzeri imkânlar ciddi ölçüde daralmış durumda. Bu nedenle iç talepteki kırılganlığın daha da arttığına şahit oluyoruz.Merkez Bankası üst yönetiminin, enflasyon trendinde bir değişiklik olmaması halinde, düşük faiz politikasını 2010 yılı sonuna kadar devam ettirmeyi hedeflemekten söz etmesi, bir dönem para ve sermaye piyasası kazançları ve yatırım araçlarının getirileriyle geçimini sağlayan, ek gelir imkânı sağlayan kesimleri, bu dönem üzmekte, endişeye sevk etmekte. Ayrıca, Türkiye'nin yeni bir heyecan yaratacak, ekonomi aktörlerini, yerli ve yabancı yatırımcıları hareketlendirecek başlıkları olmadığı için, yani bir Avrupa Birliği, bir ekonomik reformlar başlığı gibi 2003-2006 döneminde, piyasaları heyecanlandıran başlıklar da gündemden düştüğünden, Türkiye'nin küresel yatırımcılar açısından cazibesini artıracak yeni başlıkları bulamıyoruz. Bu dar zaman dilimi içinde, heyecan yaratabilecek bir başlık uluslararası derecelendirme notunun yükseltilmesi olabilir. Ama üç derecelendirme kuruluşu bunu ne zaman ve hangi şartlarla gerçekleştirir, birlikte göreceğiz.
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.