CengizÇandar |
EyüpCan |
CevdetAşkın |
JaleÖzgentürk |
SeyfettinGürsel |
HalukBürümcekçi |
GüvenSak |
NoyanDoğan |
VeysiSeviğ |
NurDemirok |
ŞenayAydemir |
MügeAkgün |
![]() |
![]() |
![]() |

Çok Okunanlar 
Avrupa bankalarının yeniden yapılanması gerek
12.11.2009 | Misafir Yazar : Nicolas Véron | Yorum
İster G-20 zirvelerinde olsun, isterse daha yerel toplantılarda, finansal istikrar üzerine yapılan tartışmalar daha çok geçen yılki çöküşün, sermayeye ilişkin daha sıkı yasal düzenlemeler ve zararların tazmin edilmesi politikalarıyla, ahlaki aşınmanın çeşitli mekanizmalar aracılığıyla önlenmesiyle, gözetim yapılarının elden geçirilmesi ve idari yapının ve kamuoyunu aydınlatma mekanizmalarının reform edilmesi sayesinde, yeniden gerçekleşmemesi üzerine odaklanma eğiliminde.Ancak Avrupa'da siyasetçiler bir sonraki krizi nasıl önleyeceklerini düşünüp taşınırken, henüz güncel krizin sona ermediğini unutmamaları gerekiyor. Doğru, artık piyasa bir panik modunda değil ve makroekonomik düzeydeki kötü etkileşim şu ana kadar AB'nin en zaaflı ülkeleri olan orta ve doğu Avrupa'da önlenebildi. Ama bazı bankalar devlet yardımlarını geri ödemeye başlamış olsa da, bankacılık sistemi büyük ölçüde devlet güvencesi altında olmayı sürdürüyor. Uluslararası Para Fonu'nun son verileri, özellikle Euro Bölgesi'nde olmak üzere, muazzam zararların henüz açıklanmamış olduğunu varsayıyor. Ve bu arada kamu finansmanı da bugüne kadar olmadığı ölçüde sınırları zorluyor.Zayıf bankaların geleceğiBuna ek olarak zayıf bankalar, hesaplaşma gününü ertelemek üzere, vadesi geçmiş alacakları olsa da, zayıf şirketleri finanse etmeyi sürdürecek. Öte yandan, özellikle hızlı büyüme potansiyeline sahip şirketler başta olmak üzere, kredilerden en büyük faydayı sağlayacak olan ekonomik unsurlar ise kredilere erişemeyecek. Deneyimlerimiz bize, kredi daralmasının yanı sıra, aynı zamanda sermayenin büyük oranlarda yanlış tahsisatıyla oluşan ekonomik "zombileşmenin" de büyüme üzerinde çok güçlü negatif bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor.Aynı zamanda hükümet yetkililerinin tek bir yönteme dayanarak, bütün büyük bankaların kendi yayınladıkları finansal raporlardan daha güvenilir bir şekilde varlıklarının değerini ölçerek durumlarını denetledikleri, sistemin bütününe ilişkin bir "tedavi sınıflandırması" yapıp, bunları piyasa katılımcılarıyla paylaşmadıkça ve piyasa çözümleri çerçevesinde bazı kurumların sağlıklı bir yapıya kavuşturulamayacak kadar zayıf olması durumunda önlemler almadıkça, finansal sistemin kötürüm kalacağını da biliyoruz. ABD'de 1980'lerde, İsveç'te 1992-93'te ve Japonya'da 1990'lardaki geçmiş deneyimler, bu tür bir tedavi sınıflandırmasının sistemik banka krizlerinden çıkışta kilit bir öneme sahip olduğunu gösteriyor. Bu adımlar geçmişte güveni güçlendirerek, kayda değer ölçüde sermaye artışını olanaklı kıldı.Tedavi amaçlı bir sınıflandırma, yitirenleri kazananlardan ayırdığı ve kamu paralarının kullanımını tetikleyebileceği için, her zaman siyasi olarak atılması zor bir adımdır. Avrupa'da buna ek olarak, rekabet içindeki güçlerin büyük oranda sınır ötesi faaliyet göstermesine karşın, gözetimi gerçekleştiren kurumların temel olarak ulusal kalmasının yarattığı sorunlar söz konusudur.Ekonomik milliyetçilikEntegrasyon, ulusların tek başlarına hareket etmelerine olanak vermeyecek ölçüde gelişmiş durumda: Ekonomik milliyetçiliğin yüksek olması nedeniyle, siyasetçiler, sonuçta "kendi bankalarının" "yabancılar" tarafından ele geçirilmesine yol açacak şekilde zayıflıkların ortaya çıkmasını önleyen statükoyu tercih etmelerine yol açıyor. Ulus-ötesi düzeyde hiçbir oyuncu eyleme geçmeyi zorlayacak kadar güçlü değil. Avrupa Bankacılık Gözetim Komitesi (CEBS), neredeyse hiçbir yaptırım gücüne sahip değil. Bu komitenin yerini alacak olan bir Avrupa Bankacılık Otoritesi planlanıyor ve muhtemelen bir miktar daha güçlü olacak, ancak bu uzun yılları alacak. Avrupa Komisyonu'nun rekabet komisyonları devlet yardımlarını dengelemek üzere yeniden yapılanmayı dayatarak, kayda değer nitelikte iyi işler çıkarıyor, ancak sistemik bir istikrar yetkisine sahip değiller ve yetkilerini aşma riski taşıyorlar. Bütün bunların sonucu ise büyük oranda siyasi tutukluk.Kurumsal düzeydeki uyumsuzluk göz önüne alındığında, sadece siyasi liderlik bu durumu aşabilir. Bu noktada Almanya, hem AB'nin en büyük oyuncusu olması hem de Landesbank'ların çoğu başta olmak üzere, bir dizi önde gelen finans kurumunun zayıf olması nedeniyle çok önemli bir ülke.Almanya'nın önündeki seçenekler oldukça basit görünüyor. Ya komşularıyla birlikte bankacılık sektörüne yönelik bir tedavi sınıflandırma sürecine ön ayak olacak, ya da Japonya'nın "kayıp on yıl"ında olduğu gibi, uzun bir süre küçük büyüme bedeli ödeyerek, adım atmadan durumu yara bantlarıyla geçiştirecek. Siz karar verin Bayan Merkel.
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.