CengizÇandar |
EyüpCan |
CevdetAşkın |
JaleÖzgentürk |
SeyfettinGürsel |
HalukBürümcekçi |
GüvenSak |
NoyanDoğan |
VeysiSeviğ |
NurDemirok |
ŞenayAydemir |
MügeAkgün |
![]() |
![]() |
![]() |

Çok Okunanlar 
Sokakta 'Allahuekber', evlerde marjinal partiler
25.07.2009 | Sevda Yüzbaşıoğlu | Dizi Yazı
İran sokakları geceleri, şaibeli seçimlerinden mağlup ayrılan Mir Hüsein Musevi yanlılarının 'Allahuekber' nidalarıyla inliyor. Ekonomi ve siyasetin elele yürüdüğü ülkede, halk değişim özlemi içinde. Çünkü, İran'da sosyal hayatın demokratik bir ülkeden sadece tek bir farkı var.
TAHRANGecenin bir yarısında "Allahuekber" diye bağırıyor biri… Sonra farklı bir ses de aynı çağrıyı yapıyor... Sonra bir başkası... Derken tüm sokak "Allahuekber" nidalarıyla inliyor. Ama hiç kimse sesin nereden geldiğini anlayamıyor. İran'ın şaibeli seçimlerinden mağlup ayrılan Mir Hüseyin Musevi yanlıları, geceleri İran sokaklarında "sessiz" protestolarını hâlâ böyle sürdürüyor.Mir Hüseyin Musevi'nin giderek daha fazla kahramanlaştırıldığı İran'da, Ahmedinajed rejimi de İslam Devrimi'nin ateşini yeniden yakmaya çalışıyor. Ancak ekonomi ve siyasetin elele yürüdüğü ülkede, İran halkının giderek daha fazla sosyal bir devlet ve değişim özlemi içinde olduğu göze çarpıyor. Çünkü, İran'da sosyal hayatın demokratik bir ülkeden sadece tek bir farkı var. Sosyal hayat yer üstünde değil, yer altında... 1979'daki devrim sonrasında İslamcıların sokağa hakim olması ve gerektiğinde güç kullanmaktan sakınmaması, İran'da derin bir yeraltı kültürünün oluşmasına yol açmış.Sokaktaki tutuculuk, kapıdan içeri adım atıldığı anda yerini bambaşka bir dünyaya bırakıyor. Türkiye'deki gece hayatı burada ev partilerinde yaşanıyor. Evlerin geniş, ferah avluları ve onları çevreleyen duvarlar rejimin sıkı kurallarına karşı adeta bir kalkan vazifesi görüyor.Savaşın izleri unutturulmuyorBir haftadan beri İran'dayım. İstanbul'dan karayoluyla Tebriz'e, oradan da Tahran'a... İslam Devrimi'nin yeniden canlandırmaya çalışan Ahmedinejad rejimine karşı özellikle şehirlerde ve üniversitelerde tepki var. Son seçimlerde ateşlenen fitil aslında uzun süredir devam eden gerginliğin sokağa yansıması olarak görülüyor. Ahmedinejad rejimi ise devrim ruhunu yeniden canlandırmak ve gençlere bunu aşılamak istiyor. İran-Irak savaşında şehit düşen meçhul askerlerin üniversite kampüslerinde yeniden toprağa verilmesi, böylece üniversitelerin şehitlerin hatırasına sadık kalmasının sağlanması bu uygulamalardan sadece biri.Başkent Tahran, kökü gelenekselde, başı çağdaşlığa ulaşmaya çalışan bir şehir görünümünde. İran-Irak savaşının izlerinin silinmemesi için çaba gösteren Tahran yönetiminin binaların üzerine çizdirdiği dini motifli resimler bir yanda, modern görünümlü alışveriş merkezlerinde gezen gençler diğer yanda. Yaralı askerler ve dini liderlerin resimlerinin neredeyse tüm kenti kaplaması, Tahran'ı depresif bir şehir havasına büründürüyor.Sokak ile ev arasındaİran, evden çıkmayı reddeden ve evlerinde kendilerine farklı bir yaşam alanı yaratan kadınlarla dolu. Özellikle orta direk ve onun üzerindeki kesim için evler yaşamın sürdüğü, sokaklar ise yaşamın kesintiye uğradığı yer haline gelmiş. Devrimle beraber haklarını büyük ölçüde kaybeden kadınlar için ise sokakla ev arasında sadece kapı değil, kendi ördükleri duvarlar da var.Güvenlik güçleriyle başı derde girmemesi için ismini saklı tuttuğumuz D. de bu kadınlardan biri. Evdeki stüdyosunda yaptığı bestelerle İran yeraltı (underground) kültürünün bir idolü olmuş. Çocuk yaştan beri müzisyen olmak isteyen ancak İran'ın koşullarında "olamayacağını" bilen D.'nin hikayesinde zengin bir baba, Avrupa'da üniversite hayatı ve sonra yeniden İran var... D.'nin neden döndüğünü sormadan edemiyorum. Cevabı çarpıcı: "Çünkü dünyanın neresine giderseniz gidin ev gibi yer yok. Dünyanın neresinde olursam olayım yabancıyım. Burada evimdeyim."D., kendine düşlerinden bir ev yaratmış. Stüdyosu, sanat kokan salonu, mutfağının döşemelerine kadar her yer ince ince bezenmiş. "İran'da ben ve benim gibilere dışarıda hayat yok" diyor. Ona bakınca bunu anlamak zor değil. Saçlarının önünü kazımış, beline kadar rastaları uzanıyor. "Böyle sokağa çıktığımda insanlar cin çarpmışa dönüyor. Ayrıca sokakta benim için bir şey yok. Önümde iki seçenek vardı ya evimi kendime yaşam alanı yapacaktım ya da Hollywood filmlerine dalıp bir hayat sürdürecektim. Ancak içimdeki enerji dışarı çıkmak zorundaydı. Enerji yerinde durmuyor" diyen D., başlarda alto sesiyle şarkı söylemekten çok utanmış, ancak artık utanmıyor.Türk TV'leri rejimi sorgulatıyorHangi eve girsem Türk televizyonları açık. İran yönetimi bundan dolayı oldukça rahatsız, çünkü halk "Bizler de Müslümanız, Türkler de öyle… Bizim bu yaşadığımız ne?" diye sorgulamaya başlamış. Yani Türkiye bir nevi ateşlenen fitilin yağı olmuş. Giderek daha iyi Türkçe konuşan İranlılar da cabası.M. de bir başka kadın. İran'da yaşam fikrine artık çok uzak. Türk bir eş bulmak istediğini söylüyor. Bunun için Türkiye'de yayınlanan "İzdivaç" programının kapısını bile çalmış. M., "Bu baskılar ve bütün bu yaşananlar artık çok fazla" diyor. Zaten senenin birkaç ayını Türkiye'de geçiriyor. M., oldukça da iddialı: "Senden iyi İstanbul'u bilirim ama Tahran'ı bilmem."Bölgede tekstil ürünleri satan bir arkadaşım da ilginç bir tespit de bulunuyor: "İslamı simgeleyen yeşilden nefret ediyorlar. Evlerine hiçbir koşulda yeşil perde satın almıyorlar."Arkadaşım, İran'daki gizli ateist potansiyelinin birçok ülkeyi geride bırakabileceğini savunuyor. Sokaklardaki kadınlar ise son derece bakımlı, çoğunun saçları yarıya kadar açık. Saçın açıkta kalan yarısı için örgüler, farklı renkler, özel fönler gibi farklı modeller var.Gençliğin enerjisi ve yenilikçiliği karşısında Devrim Muhafızları'nın işi zor görünüyor. Tahran'ın mesire yeri olan meşhur "Derbent"inde elele çiftlerle karşılaşıyorum. Gizli gizli öpüşmeler, sarılmalar... Aslında dünyanın herhangi bir yerinden fazla farkı yok.Artık İran'da ok yaydan fırlamış gibi görünüyor. Ancak bundan sonrasının kolay olacağını kimse düşünmüyor. Çünkü Ahmedinejad'ın taşradan getirdiği sivil görünümlü "Besic Milisleri" değişim ve özgürlük talepleri olan halka göz açtırmak istemiyor. Sokaklarda kamyonların arkasına doluşup gezen Besic Milisleri, halka korku salıyor.Ahmedinejad desteğiniyoksullardan alıyorİran ekonomisinde son derece önemli olan devrim vakıfları (Bonyad) sayesinde kent yoksulları, şehit aileleri, öğrenciler gibi muhtaç kesimlere önemli ölçüde destek sağlanıyor. Bu da İran rejiminin yoksulları saflarına çekmesinin en önemli nedeni. Bu kuruluşlar devlet desteği almalarına rağmen, denetimden muaf. Bu da şirketleşmelerine ve mal edinmelerine, bu sayede de mollaların ciddi iktisadi kaynakları olmalarına yol açıyor. Son seçimlerde petrol gelirlerini halkla paylaşmak, gençlere evlilik desteği vermek, yoksullara bedava özelleştirme hissesi vermek gibi vaatlerle seçimleri kazanan Ahmedinajad rejiminin, taşra ile güçlü bağları var. Tahran'ın orta ve üst sınıfından destek alamayan Ahmedinejad bu nedenle sürekli taşraya oynuyor.Kendini Müslüman değil, İranlıolarak tanımlayanlar artıyor2000-2005 yıllarında İranlılar'ın temel değerlerindeki değişimlerle ilgili verileri inceleyen akademisyen Mansoor Moaddel, camiye gitme sıklığını, diğer Ortadoğu ülkeleriyle kıyaslayarak, bu verilerin ülkede dindarlığın gerilediği sonucunu desteklediğini savunuyor. 2005 yılı Dünya Değerler Araştırması'nda (World Value Survey), "Camiye ne sıklıkla gidersiniz?" sorusuna verilen yanıtlardan elde edilen verilere göre, İran ve Suudi Arabistan'da ortalama oranlar 1.86 ve 1.85 gibi en düşük seviyelerdeyken, diğer 8 ülke için oranlar daha yüksek. Irak 1.87, Pakistan 3.15, Türkiye 1.87, Endonezya 2.71, Mısır 2.09, Fas 2.24, Ürdün 2.20, Cezayir 2.23. Kadınlar için başörtüsü takmanın çok önemli olduğunu düşünenlerin oranı 2000 yılında yüzde 70 iken, bu oran 2005 yılında yüzde 34'de düşmüş durumda. Aynı araştırmada, "Sizi hangi kimlik en iyi tanımlar?" sorusuna verilen yanıtlardaki değişiklik de ilginç. Buna göre kendini her şeyden önce İranlı olarak tanımlayanların oranı yüzde 34'ten yüzde 42'ye çıkarken, her şeyde önce Müslüman olarak tanımlayanlar yüzde 62'den yüzde 52'ye geriliyor.
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.