EyüpCan |
CevdetAşkın |
ServetYıldırım |
GökçeAytulu |
GüvenSak |
VeysiSeviğ |
NurDemirok |
BülentÜnal |
MügeAkgün |
ŞenayAydemir |
CemÇetin |
AlexAkimoğlu |
![]() |
![]() |

Çok Okunanlar 
GDO'lar: Denek olmak veya teknoloji üretmek
14.07.2009 | Misafir Yazar : Nükhet Barlas * | Yorum
İnsanoğlu binlerce yıldır doğadaki tahılları ıslah ediyor, seçmeci yöntemlerle doğada bulunmayan türler yaratıyor. Bugün bildiğimiz pirinç, mısır gibi pek çok melez tür doğal akrabasından bambaşka ve tarım ortamı dışında yetişmesi zor. Biyoteknolojilerin gelişmesiyle, 1990'lı yıllardan beri bu seçilim doğrudan gen transferiyle, çok daha hızlı yapılabiliyor. Bugün en büyük tarım üreticilerinden ABD, Arjantin, Brezilya, Kanada gibi ülkelerde yetişen mısır, soya, kanola ve pamuğun çoğu genetiği değiştirilmiş (GD) türlerden üretiliyor, ABD'de satılan işlenmiş gıdaların dörtte üçünün GD öğeler içerdiği hesaplanıyor, bu ürünler dünyanın her yanına satılıyor, pek çok ülkede GD tohumlar ekiliyor.Yıllardır tüketilen bu ürünlerin kullanım sürecinde önemli sağlık ve çevre sorunları görülmediği değerlendirmesini yapan Dünya Gıda Örgütü, 2003 yılında yayınladığı kılavuzla, yeni bir GD türe onay verilmesi için, normal akrabasından önemli farkının olmadığının gösterilmesini yeterli sayıyor. ABD ve Avrupa Birliği'ndeki gıda denetim kurumları da aynı yöntemi benimsiyor.Fakat biyoteknolojiler geliştikçe, artık yalnızca benzer türler arasında değil, doğada mümkün olmayan, farklı türler arasında da gen transferi yapılabiliyor (örneğin, balık veya bakteriden bitkiye).Kamuoyunda bu garip türlerle ilgili endişeler artarken bilim çevreleri de bu ikinci nesil denilen GD türlere onay vermeden önce daha detaylı testler yapılmasını öneriyor. Hassas tüketicilerde ve tarım işçilerinde alerjik veya toksik etkiler olabileceği, vücuttaki bakterilere gen transferinin mümkün olabileceği, yararlı böcek ve bakterilere zarar verilebileceği, tarlaların bitişiğinde yetişen vahşi türlere gen sıçramasıyla süper otlar gelişebileceği iddialar arasında. Ayrıca, GDO'lu türler kendi tohumundan üretilemediği için, çiftçilerin her yıl tohum satın almak zorunda kaldığı, ot-öldürücü ilaçlara dayanıklı GD türler yüzünden bu ilaçların kullanımının arttığı eleştirileri yapılıyor.Buna karşılık, biyoteknolojiler elverişsiz (tuzlu, soğuk, vb) ortamlarda tarım yapabilmeyi, gıdaların besin değerini artırmayı, Güneydoğu Asya'da yaygın olan A vitamini eksikliğine karşı üretilen altın pirinçte olduğu gibi vitamin eklemeyi, böceklere dayanıklı türler sayesinde tarım ilacı kullanımını azaltmayı, normal ürünlerden alerjen ve zehirli ögeleri çıkartmayı, doğada çözülebilen plastik üretmeyi, ürüne ilaç (insülin) veya aşı eklemeyi (hepatit aşısı), hatta topraktan zehir arındırmayı vaat ediyor. Ayrıca, dayanaklı ürünler sayesinde, her yıl üretimin yüzde 40'ını aşan böcek, hastalık ve bozulma nedeniyle çöpe atılan miktarı da azaltabilecek.Bugün dünyada 1 milyar aç var ve bu artık yalnızca bir paylaşım sorunu olarak görülemiyor. Kişi başına düşen gıda-tahıl miktarı 1980'lerden beri azalıyor. Zenginleşen kalabalık nüfusların et yemeye başlamasıyla ve tahıldan yakıt üretiminin yaygınlaşmasıyla, üretim tüketime yetişemiyor. Küresel ısınma sayesinde belki yeni alanlar tarıma açılabilecekse de, artan kuraklıklar nedeniyle kayıplar da büyüyecek. Şehirleşme, tuzlanma, kirlenme ve erozyona da sürekli toprak kaybediliyor. Dünyanın kendisini doyurabilmesi giderek zorlaşırken, biyoteknolojilerin sunduğu potansiyeli göz ardı etme lüksü yok. Ayrıca, bu teknolojiler, atıklardan yakıt veya hayvan yemi üretmeyi başarabilirse, küresel sorunların çözümüne de devrim niteliğinde katkı sağlayabilecek.Her türlü üretim doğaya zarar verir ve geleneksel yöntemlerle yapılan tarım da, en azından tür çeşitliliğini azaltarak ve tarım ilaçlarıyla sularımızı kirleterek doğaya zarar veriyor. Dünyada yıllardır kullanılan ve zararlı etkileri görülmemiş bazı GD türler, özel koşullar iyi değerlendirilerek, belki ülkemizde de hayvan yemi veya pamuk gibi gıda-dışı ticari ürünlerde kullanılabilir. Ama özellikle de insan sağlığı ve çevre üzerindeki riskleri henüz tam bilinemeyen ikinci nesil GD türlerini ve ürünlerini, tarlalarımıza da sofralarımıza da kesinlikle sokmamamız gerekir. Bu konuda tutucu davranan ve bu yıl birkaç yeni GD türe izin vermeyen Avrupa Birliği örnek alınabilir.Üstelik, ülkemiz, bol tarım alanlarına, zengin tür çeşitliliğine ve yetişmiş insan gücüne, hatta gelişmiş ülkelerde bu teknolojilerin geliştirilmesine katkıda bulunan bilim insanlarına sahipken, biyoteknoloji ürünlerini deneyen değil geliştiren tarafta olmak için çaba harcamalıdır. Gıdanın giderek daha önemli bir stratejik unsur haline geldiği ve gerçek zenginliğin ticaretle değil, bilim ve teknolojinin gelişmesiyle sağlanabileceği de unutulmamalıdır.* Çevre Danışmanı, Endüstri Mühendisi
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.