SeyfettinGürsel |
ŞevketSürek |
NurDemirok |
HalitÇelikbudak |
BuminDoğrusöz |
BarçınYinanç |
NoyanDoğan |
AlexAkimoğlu |
Geleceği gösteren adam J.G. Ballard
25.04.2009 | Özcan Yüksek | Yorum
Ben onu hep bir bulut heykeltıraşı olarak hayal etmiştim. Nasıl bir havada olursa olsun pırpır uçağına atlayıp, al kumsallardaki meraklı kalabalığın bakışları altında, bulutların altından girip üstünden çıkan, uçağın kanatlarını bir keski gibi kullanıp benzersiz sanatını icra eden maceracı olarak. Böyle günlerden birinde, tıpkı öyküsünde anlattığı gibi fırtınalı, kötü bir hava yüzünden yere çakılacak ve hayatı son bulacak diye düşünürdüm. Oysa "Al Kumsallar" kitabı, boş bir maceradan çok daha fazlasını anlatır. Kendisinin de söylediği gibi, geleceğin gerçekte nasıl olacağına dair çarpıcı bir tahmindir. O, bilimkurgunun paradoksunun farkındaydı; zamandan ve mekândan ne kadar uzaklaşılırsa uzaklaşılsın bilimkurgunun hemen tamamı bugüne dair olmaktan kurtulamıyordu.Şu cümleden söyleyeyim ki, bir remix olarak Ergenekon operasyonlarını anlamak için bize ışık tutabilecek bir yazar yaşıyordu birkaç gün öncesine değin.Geleceği ilk gören adamJ. G. Ballard, 19 Nisan 2009 tarihinde, yetmiş sekiz yaşındayken hayata veda etti. Ballard, bugünün bilimkurgusunun filozof edebiyatçısıydı. Geleceği ilk gören adamdı. Ballard, "Ambivalence" Türk solunun psikolojisini bize fark ettirebilirdi. Çünkü, zamanımızın insanı, çelişik duygular içinde, karşıt duyguları birlikte yaşıyor, en çok Türkiye'de. Ya da İngiliz yazar, "blanket surveillance" olarak ortam dinlenmesinin ne olduğunu değil, ne anlama geldiğini bize anlatabilirdi.bu yazıyı yazarken kimi gazetelerde ama yalnızca kimi gazetelerde şöyle bir haber vardı:"Meclis Telekulak Alt Komisyonu üyesi CHP'li Ahmet Ersin'den şok iddia: Son dönemde servis edilen kaynağı belirsiz ortam dinlemeleri, yurtdışından ithal, son teknoloji ürünü lazer güdümlü 11 mobil dinleme aracıyla yapılıyor. Ersin, bu araçların ortam dinlemesini çok uzaktan yapabildiğini iddia ederek ‘En az iki tanesi sivillerde. 11 araç ise serseri mayın gibi dolaşıyor. Ne zaman kimi infaz edecekleri belli değil' dedi."Uzun zamandır, modern olanla entelektüel ve edebi ilişkimi en azda tutuyor, çok eski zamanlarda, masalların içinde kendimi daha iyi hissediyordum. J.G. Ballard'ın ölümü beni yeniden gerçek dünyaya çekti. Eski, Doğulu sözcüklerin yerini, postmodern zamanın Türkçede karşılığı zor bulunan kavramlarına bıraktı. Zaten bir süredir, bir remix yöntemi olarak Ergenekon operasyonlarını anlamak için bize ışık tutacak kişi olarak J. G. Ballard'ı görüyordum.Ballard'ın Super-Cannes yani Süper Kent romanı, gözetleme kameraları, dinlenme aygıtları içinde bir toplumu anlatır. Histeri, her türlü aşırılık, şiddetle yüklü bir toplum. Faili meçhul cinayetlerin yaşandığı, insanlar arasındaki tek bağın şiddete dayalı bağ olduğu bir toplumu.Bilgiye doymayan güçEle geçirdikleri gücü, her türlü yolla elde ettikleri bilgiye dayalıdır. Nedenselliğinden koparılmış "enformasyona" doymayan bir güçtür bu. Para ve başarıya doymayan bir güç. Bu insanların bir gelecek tasarımı varsa bile bize o kadar yabancı değildir. Zayıflığı reddeden, insani bağları olmayan, "bussiness park"larda yaşayan ve köksüz bir ırktan oluşan yeni Avrupa'yı anlatır Süper-Kent. Güvenli duvarların arkasındaki lüks evlerde yaşayan, özel doktorları, özel güvenlikçileri, özel ruh doktorları olan insanların yurdu. Billur camlı ofislerin arkasında, bir çalışma cenneti olarak tasarlanan acımasız iş yaşamlarının kenti.Daha ilk romanı "The Drowned World"da, yani 1962'de, küresel iklim değişikliğini öngörmüş ve tıpkı bugün olduğu gibi dünyanın bu konudaki umarsızlığını sergilemişti. Güneş ışınları yüzünden kutuplardaki buzullar eriyor, dünya hızla ısınıyordu. Bir sahneyi romanında şöyle anlatır J. G. Ballard: "Yakında çok sıcak olacak. Kerans, saat sekizden sonra otel balkonundan baktığında, lagünün doğu kıyısında, iki yüz metre ileride, terk edilmiş alışveriş merkezlerinin çatılarının üzerinde beliren dev gymnosperms bitkilerinin sık ormanları arkasından yükselen güneşi gördü."Bu şehir Londra'dır. Ve artık bir su çölüdür. Şehir, tropik ormanın istilası altındadır, iguanalar, maymunlar, tropik böceklerin yaşam alanıdır.Bilim ve teknoloji hayranlığına dayalı bilimkurgu yazınını reddeden Ballard, uzaya yolculuk yapmaz. Onun için asıl yabancı gezegen, hızla bozulan dünyamızdır. Yine Yakın Geleceğin Mitosları adlı öykü kitabında ozon tabakasının delinmesinin yol açacağı hastalıkları anlatır. Ama bu kitaptaki en tuhaf öykü, sıradan insanın en büyük hayali olan tatil yapmayla ilgidir. Bu öyküde hayatın kendisi bir tatile dönüşür ve bu zorunlu tatil hali bir türlü bitmek bilmez. Harika Vakit Geçiriyoruz adlı öykü, harika vakitleri anlatan mektuplarla başlar, sonra o mektuplar Las Palmas'taki sayfiye otelinden kurtulamamanın çaresizliğini anlatan acıklı mektuplarla devam eder.Başyapıtı 'Çarpışma'Fakat Ballard'ın başyapıtı, bana göre "Çarpışma" (Crash) adlı romanıdır. Makineye âşık zamanımızı bu roman kadar çarpıcı anlatan bir yapıt var mıdır acaba? Bu romandan uyarlanan ve David Cronenberg'in 1996 yılında yönettiği aynı adlı filmi koltuğa yaslanıp izlemek o kadar kolay değildir.Romanda, kadın ve erkek çiftler, hareket halindeki bir otomobilin arka koltuğunda sevişmektedir. Sahne erotik değil pornografik olarak anlatılır, sevişmeyi betimleyen terimler teknik terimlerdir. Bir otomobilin kullanma kılavuzundaki teknik ve süssüz anlatım gibi, kadın ve erkeğin "çiftleşme" eylemi, uzman bir doktorun yazdığı "tenasül hayatımız" benzeri bir kitapta olabilecek şekilde anlatılır. Zaten Ballard çıplak bedenler ile otomobilin iç parçalarını bu sahnede birlikte ifade eder:"Arkamızdan gelen araçların farları, onların yapışık vücutlarını Lincoln'ün siyah bagaj kapağıyla içerideki çeşitli krom aksamın üzerine yansıtıyordu... Sol göğsünün görüntüsü küllüğün üzerinde oynayıp duruyordu..."Otomobilin hızı, motorun ateşinin çoğalması, sevişmenin ateşlenmesi, aracın yokuşa tırmanması, yol kenarındaki kedi gözlerinin yanıp sönen ritmi; her şey birlikte anlatılır. Otomobil ile beden arasındaki çeper yoktur artık.Bu bütünleşme bir trafik kazasıyla doruğa ulaşır kitapta. Artık makine ve beden başka bir sahnede, parçalanmış bir halde iç içe geçerek anlatılır. "Kadının parçalanmış sırtında patlayarak parçalanan ön camın parıldayan parçaları görülmekteydi."Aslında sahne, kazanın ve şiddetin, makinenin pornografisine dönüşerek, sevişme sahnesindeki duyarsızlıktan farksız bir şekilde tarif edilir. İstiyorum ki aşağıda bir bölümünü aktaracağım sahneyi, dünyanın içinde bulunduğu bir sahne olarak da algılayabilesiniz. Örneğin, İstanbul'da, tecavüzcüleriyle aynı otobüse bindirilip ruhsal muayeneye götürülen kadının duygularını ve ona bunu layık görenleri ve bu duruma katlanan bizlerin halini daha iyi anlayabiliriz belki:"Ön panodaki çelik bir araba markası amblemi tarafından kesilip parçalanmış memeler; direksiyon milinin (fırlatma sırasında) ve ön camın neden olduğu cinsel organ yaralarıyla bezenmiş bu fotoğrafların üzerine lal renginde bir kırmızı ışık saçıyordu... Parçalanmış erkeklik organları, ezilmiş yumurtalıklar, kesilmiş dişilik organı fotoğrafları bu soğuk ışık altında gözlerimin önünden akıp geçiyorlardı."Dünyanın sona gidişiAmerikan tarzı filmlerde izleyicinin otomobil kovalamacasından, arabaların takla atmasından, birbirlerine çarpmasından bu kadar çok etkilenmesinin ardında da makineye duyulan arzu olduğunu düşünmek gerekir. Formula 1, başka otomobil yarışları ya da motosiklet yarışlarını tanıtan parçalar gösterildiğinde, seçilen görüntüler çoğunlukla kazalardır. Çarpışan, taklalar atan, bariyerlere vuran, tekerlekleri, tamponu havalarda uçuşan, sürücüsü hızla yerde sürüklenen kazalar. Tüm bunlar, makine erotizminin pornografik aşaması, makine cinselliğinin fantezi boyutu değil midir?Küresel iklim değişikliğine aldırmazlığı anlamak için, Ballard'ın romanlarındaki toplumun ruh çözümlemelerine bakmak gerekir. Sıkılan insanın ruh çözümlemesine.Sanat çoğu zaman, her şeyi bilimden önce göstermiştir. Ballard da bize, ister inanalım ister inanmayalım dünyanın sona gittiğini çok önce göstermiştir.
ÖNEMLİ NOT : Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Referans Gazetesi veya referansgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.